Franz Kafka – Dava İncelemesi

Franz Kafka (1883-1924), Çek asıllı  Avusturyalı yazar. Özgün bir üslup geliştirdiği yapıtlarında; çağımız insanının inançlarını, yalnızlığını, kendisi ile olan sorunlarını ve tabii ki toplumsal sorunlara değinen bir yanı da distopik olan nadir yazarlardandır.

Davaya; psikolojik, sosyolojik ve teolojik olarak  yaklaşılabilecek olaylar katan Josef K., davası için  birçok kişi ile tanışmakla beraber, kurum ve kuruluşlarla da işbirliği içinde olmak durumundadır.

Dava; kimine göre hukuksal bir süreç, kimine göre bir devrim, kimine göre kendisiyle bir mücadele (nefs), kimine göre ise bir paranoyadır.

Değerlendirmeye aldığımız bu  eserde, saydığımız dava kavramlarının hepsinden biraz barındırmaktadır. Ama sanırım en çok da paranoya üzerine konuşacağız.

Baş kahramanımız olan Josef K. bir bankanın şefliğini üstlenmektedir. Rutin hayatının sıkıcılığıyla beraber, bir sabah hiç beklemediği ve daha önce hiç tanımadığı birtakım insanların kapısını çalmasıyla birlikte hayatında  alışık olmadığı yeni ve farklı bir hava katılıyor.

Kapıda bekleyen insanların, K. İçin gelmiş olmaları ve K. ‘nın kapıyı hiç tanımadığı insanlara sorgusuzca açması, aslında  nefsinin (davasının) onu içeri almaması gerektiği halde kapıyı açarak,  adamların içeri girmesiyle davasıyla çıkacağı yolculuğa kapıyı açmıştır.

K. ‘nın, id’te sıkışmış beyin ve yaşam tarzından mütevellit, hiyerarşi bürokrasinin de zorla dayatılması ve bununla yönetilmeye mahkûm edilmesi K. ‘yı  zora sokmakla beraber bir bilinmezliğe de sürüklemiştir.

 K. ‘nın, hayatının monotonluğunu sürdürmesine  izin verilerek yalnızca göz hapsinde bulundurulması, her an müdahil olabilecek bir tanrı veya kamera tarafından izlenmeye benzetilebilir. Bu da her zaman omuzda yük hissettirmekle beraber beyni meşgul edebilecek bir sorun hâline dönüşebiliyor.

K. ‘nın yaşayacağı olaylar yaşantımızdan çok da farklı değildir. Herkes bir tiyatro oyuncusu; sırası gelince doğup, sahnesini almak zorundadır. İşte tam burada K. ‘ya benziyoruz. Onu da zorla aslı astarı olmayan şeylerle itham edip sahneye tutsak ediyorlar. Fakat K. ‘yı bir oyuncudan farklı kılan yanı, ne oynadığını ve yönetmenin kim olduğunu bilememesidir.

K. ‘nın davaya itiraz etme gibi bir durumu olsa da yine de sonu kaçınılmaz oluyor.

İleriki zamanda K. ‘nın başına gelecek olaylar, kitabın geneli için olumsuz bir bakış açısıyla ve distopik bir şekilde yazıldığını kolayca gösterir.

Birinci bölüm; bu bölümde K. ‘nın kapısı tanımadığı insanlar tarafından  çalınır. K. tarafından kapının belirsiz kişilere açılmasıyla; davasıyla tanıştırılıp, suçlu bulunarak göz hapsine alındığını ve aynı zamanda normal hayatını da sürdürülmesinin istendiğini belirtmek isterim. Fakat sebebini bilmediği ve kendisine anlamsız gelen bu  olay (dava) karşısında elbette afallar.

Daha önce normal yaşam şartlarına sahip olup işten eve, evden işe gel-gitleri olan, aile ve arkadaş çevresi pek olmayan Josef K. ‘nın başına bu gibi olayların gelmesi, belki de sadece yalnızlığından doğan bir  kurgudur. Yani bu yaşadıklarının çok da inandırıcı gelmediğini birer distopyadan ibaret olduğunu söylemek isterim. Bunun savımın aksine, yazar bizlerin bir kamera tarafından izlendiğimizi ve  fazla bir müdahale yapılmayarak takip edildiğimizi hatırlatmaya çalışıyor da olabilir.

İkinci bölüm; bu bölümde Josef K., yeni adımlar atar. Duygu ve arzuları üzerine hareket etmiştir ve göz hapsinde olduğunu aklından çıkarmıştır. Davayı unutmuş olması; insan olup nisyan kelimesi üzerine hâlk edilişindendir. Ya da sadece kendisinin vermiş olduğu bir kararla hatırlamak istememiş ve rutin hayatına devam etmeye çalışmak istemiştir. Aslında belki de var olan hayatının üstünde bir şeyler yaşamaya başlayınca, yalnızca  fokus alanını değiştirmek için duygularına yer vermiştir.Bu kısacık bölümde bile bir sürü ihtimalde bulunabiliyorsak, bu elbette yazarın yeteneği ile alakalıdır.

Üçüncü bölüm; bir önceki bölümde soruşturmadan bahsetmeyişinden sonra, bu bölümü tamamen sorguya ayırmıştır. Tekrardan memurlarla karşılaşan K. ‘nın duygularında,  davasına karşı yeniden bir öfke uyanışı olmuştur. K. kendinden emin olup asılsız bir şekilde suçlandığı ve göz hapsine layık görüldüğü olayın asıl sebebin bu bölümde yine bulamamıştır. Memur ve sorgu yargıcıyla beraber katıldığı toplantıdan, kendine bir yol bulamadığı gibi dava genele daha çok açılıp bilinmeze itilmiştir. Bu bölümde geçen olaylar bir roman için fazla hayalî ve sürrealistçe gelişmiştir bence. Yazarın bu bölümü de bizlerin yorumlayabileceği gibi geliştirmiş olduğunu görüyoruz.

Dördüncü bölüm; K. ‘nın bu bölümde hukuk kitaplarını karıştırmak isteyişine karşın gelen red cevabıyla siyasi bir hava katılmakta, kanunlarda K. tarafından tenkit edilmiştir. Psikoloji, teoloji gibi konularla beraber burada siyasi konuya da değinmektedir. Yazarın bölüm sonlarında mübaşirle bürodaki gezmelerindeki betimlemeyi fazla kullanmasının getirmiş olduğu bir sıkıcılık mevcuttu burada ayrıca. K. ‘nın, büronun havasından etkilenip rahatsızlanması ve aynı zamanda büroda çalışan kadının büro dışına çıkmasıyla rahatsızlanmasına yeterince anlam yükleyememiştim. Ama yine de  herkesin alışmış olup adapte olduğu yerler vardır düşüncesi yer ediniyor zihnimizde.

Beşinci bölüm; gözcülerin, K. ‘ya kötü muamele göstermelerinden ötürü K. ‘nın gözcüleri sorgu yargıcına söylemesi sonucu, bir dayakçının gözcülere dayak atma sahnesine şahit olduğu anda pişmanlık duyduğunu görüyoruz. Çünkü asıl suçluların ya da onun hakkında haksız karar verenlerin bunlar olmadığı, gözcülerin yalnızca emir altında olduğunu hatırlayınca, söylemlerinden dolayı  vicdan azabı çekmiştir. Gözlemlediğim kadarıyla yazar, bu bölümde diğer bölümlere nazaren reel kesitler okutuyor bizlere. Gerçekten de her zaman alt tabaka olmakla beraber güçsüz, sahipsiz insanlar, suçluların cezalarını üstlenmek zorunda bırakılıyor. Bence, Franz Kafka bu olayda tam da buna parmak basmak istemiştir. Maalesef, bu tür olaylar belli bir zaman dahilinde kalmayıp kabından taşarak tüm bir zamana taşabiliyor.

Altıncı bölüm; bir önceki bölümde bahsettiğim kişi ve kişilere bağlı olarak gelişen olayların hızlıca değişmesi derken bu bölümde, örneğini amcanın gelmesi ile tescilledi. Müdahil olması gereken aile bireylerinden; Josef K. ‘nın amcası gelmiştir. Bu tema (bölüm) sosyal bir bakış açısıyla değerlendirilmeli çünkü amcasının K. ‘ya direkt, örnektin, kötü bir insan olmanı beklemiyorduk derken, K. ‘nın derdinden çok, toplumsal bir yaklaşımla yaklaşmıştır. Burada toplumsal yaklaşım ve aile beklentilerinin yanında psikoloji de ele alınmış olarak yorumlanabilir. Bu bölümde amcasının ve eski dostu olan avukatın K. ‘ya konu dahilinde sormaları gereken bir ton sorunun sorulması gerekiyorken bunun aksi yaşanıp soru sormamaları ve davayı daha K. anlatmadan bilip, hakim olmaları K. ‘nın kendi beyninde bir şeyler yaşıyor olma ihtimalini yükseltip düşündürüyor.

Yedinci bölüm; yazar, bölümün ilk sayfalarından itibaren bizlere hukuk departmanında nasıl bir yol izleneceğini öğretmek ister gibi Josef K. ‘nın dava süreci takibinde olayları gerçek bir avukatmış gibi anlatıyor. Eser ilk sayfalarından bu yana Josef K. ‘nın bakış açısı ve ağzıyla yani 1. tekil şahıs ağzıyla yazılmıştır. Baştan beri yapmaya çalıştığımız değerlendirme yazısını bu bölümde Franz Kafka, eline alarak şahıslar ve hadiseler üzerinde tenkitini  yapıyor. Bu bölümde ara ara okura, K. ve dava konusunda soru sorarak kitaba odaklanıp, ilgisini çekmeye çalışıyordur. K. ‘nın avukat, sanayici ve ressamla konuşmaları davaya biraz da olsa açıklık, yol göstericilik yapıyor. K. her ne kadar haklı olsa da karakter olarak noksanlık halleri de vardır. Etrafa yalnızca kendi derdi ile ilgilenen; kibirli, sabırsız ve biraz da saygısız tavırlar sergiliyordur.

Sekizinci bölüm; sanırım bu bölümde beni en çok hayrete düşüren şey; insanların davalarından yorulmalarından sonra, kendilerini batıl inançlara mahkum etmeleri. Bunlardan ilgi duyulanlardan biri olarak sayılan; dudaklar ve ağız şeklidir. Bir şahıs, dudak yapısı ya da duruşuyla bir insanın nasıl mahkum olabileceğini tahmin edebilir ki? Hele de böyle ciddi bir ortamda, bunun düşünülmüş olması bana olağandışı gelmedi değil elbette. Josef K., avukatın yanına en baştan beri yapması gereken şeyi yapmaya gitmişti. Avukatı gerçekten de azletmesi gerekiyordu çünkü davasının bilinirliği arttıkça davanın çözülme oranı da bir hayli artıyordu, artık önünü alamıyordu. Bunun için de yapması gereken tek şey davasından başkalarının elini kolunu kesmek, davasını tek başıma sırtlamaktı. Davayı görüşmek için gittiği yerde tüccar block diye sefil ruhlu biriyle tanıştı. Tüccarın anlattıklarından etkilenince bu sefer olaya tam kesinlik getirerek avukattan zorla da olsa vekaleti aldı. Zorla diyorum, çünkü avukat hasta olduğu hâlde K. ‘nın davasına ayrı bir ilgi gösteriyordu, bu da Josef’in davasını diğerler bütün davalardan farklı ve özel kılıyor.

Dokuzuncu bölüm; tevafuki olmamakla birlikte evrenin ya da davanın planlamış olduğu bir çizelge dahilinde K. kilisede, rahip ile diyalog halinde bulur kendini. Rahibin bile ilgilendiği bu dava için, K. ile buluşmak istemesi ve onunla konuşup gerçek yasayı anlatmak istemesi olayların paranoya ve gerçek üstücülükle alakalı olduğu görülüyor. Yazar, rahibin bu bölümde anlattığı bekçi ve taşralı adamın hikâyesinden, âdeta koca kitabın özetini bir-iki  sayfaya sığdırıyor.

Onuncu bölüm; “tutkaldan kurtulmaya çalışırken bacaklarını koparan sinekler geldi aklıma.” Bir cümle bile bizlere birçok şey verebilir. K. başından beri hatalı bir şekilde bunu yapmıştı.

Franz Kafka, anlaşılması zor bir yazar ve üslubuyla da gerçekten ilgi gören birisidir. Bu eserine de ilk başladığım zamanlar, bayağı bir zorlanmıştım çünkü daha önce Kafka ‘nın üslubu gibi bir yazarın eseriyle karşılaşmamıstım. Zira benim gibi acemi olarak eseri okumaya başlayacak olan okurlar da başta bir sendeleyeceklerdir.

Kitaba kabaca bakacak olursak; bölümler arasındaki hızlı geçişlerden, farklı kişi ve olaylardan bahsediyor gibi görünse de aslında kapsamlı bir çerçeve içerisine alınmış, yerinde ve derin konulara değinmiştir diyebiliriz. Yaklaşık 300 sayfaya yakın olan kitap, insanı hayatından alıp uzak diyarlara götürebilecek potansiyele sahiptir. İçeriği, görünüş olarak basit görünse de anlam ve mana olarak yoğun bir şekilde yazılmıştır

Tanrının koymuş olduğu kanunlar gibi insanların da insanlar için  belirlemiş kanunlar vardır. Bence baş kahramanımızın yaşadığı olayları, yaşadıklarımızdan çok da farklı görmemeliyiz. Dünya ve ahiret hayatının mutluluğu için yeryüzünde belirlenip, konulmuş olan kanunlara itibar etmeye koyulmalıyız zira etmeyen insanlara her iki âlemde büyük zarar görecektir. Millet olarak topyekûn bir koma halindeyiz, bundan bir an önce uyanabilmemiz için belki de davamızın farkına varmalı ve onu K. gibi kapı eşiğinde bekletmeden hemen içeri almalıyız. Muhakkak ki her mahlukatın, nabzına göre şerbet verilmektedir. Bize göre verilmiş olan memur ve davamıza uyanmalı ona göre hareket etmeye başlamalıyız.

Kitabın uslûbu ve işleyişi bir bakımından farklı olsa da bana gerçekten Sezai Karakoç’u hatırlattı.

MAÜ Arap Dili ve Edebiyatı

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir