Erich Kästner – Bok Yoluna Gitmek*

Elimizdeki bu kitap birçok kez sansüre uğramış, uzun yıllar sonra asıl şekliyle yayımlanabilmiş bir kitap. Sansüre uğramasının sebeplerini kitabı okuyunca rahatlıkla görebilirsiniz ve sansürün haklı olup olmadığına karar verebilirsiniz. Bence sansür kesinlikle yersiz. Çünkü yazarın hayatı gözlemlediği şekliyle tasvir ettiğini düşünüyorum.

Peki, yazar bize neleri anlatıyor?

1930’ların başında Berlin’de dolaştırıyor yazar bizi. Başkahramanımız Jacop Fabian. 1929 New York Borsası’nın çöküşü sonrası dünya ekonomik bir darboğaza girmiştir. Almanya da bu krizden payına düşeni fazlasıyla almıştır. Tabii bu durum halkta yeni arayışlara yol açmıştır. İşte Naziler, böyle bir ortamda hızla güç kazanmışlardır. Führer Hitler (führer lider demek) önderliğinde ülkeyi bir ur gibi sarmalarına en çok bu dönemin etkisi olmuştur. Tabii o dönemde dünyada faşizmin yanında bir de komünizm ideolojisi büyük bir taraftar kitlesine ulaşmaktaydı. Yazarın kitapta hayat içinden aktardığı en önemli olaylardan biri o dönemdeki Komünistlerin ve Nazilerin çatışmasıydı. Siyasi alandaki gerginliği gören yazar, satır aralarında bu durumun ülkeyi sokacağı kötü halleri sezip sürekli ikazlarda bulunmaktadır.

Yaşam, kötü bir alışkanlıktır.

Erich Kästner

Kitabın en çok eleştiriye uğrayan yanı ise aşırı erotik bulunması. Roman boyunca sık sık tekrarlanan ve pornografik unsurlar ihtiva eden eser sert eleştirilere maruz kalmıştır. Gerçekten de kitapta müstehcen sahneler oldukça bol. Lezbiyenlik, homoseksüellik, evli kadınlarla pervasızca girilen ilişkiler hatta evli kadınların gayrimeşru ilişkilerini kocalarının gözü önünde onların isteğiyle yapması gibi cinsellikle dolu sahnelere şahit oluyoruz. O dönemde Berlin’de bulunan lezbiyen, gay barlarına hatta erkek genelevlerine değiniliyor kitapta.

Yaşamamız rastlantı, ölmemiz kesin.

Erich Kästner


Bunun dışında kamusal alandaki kokuşmuşluğa da uzunca yer verilmiş. Üstün astını sırf şahsi kininden dolayı işinden etmesi, üniversitelerde dönen dolaplar, reklam sektöründeki hileler vs. bu anlamda söyleyebileceğimiz belli başlı konular.

Bana kalırsa mevcut haliyle insanlığın sadece iki seçeneği var. Ya kaderinden memnun değilsin ve durumu daha iyi hale getirmek için birbirini vurup öldürmeye başlarsın ya da tersine kendinden ve dünyadan memnunsun ve can sıkıntısının seni öldürmesini beklersin. Etki aynı. İnsan domuz olduktan sonra tanrısal düzen neye yarar?

Erich Kästner

Bütün bunlara bakarak günümüz Türkiye’siyle ilgili şunları söyleyebilirim: Öncelikle bu anlatılanlar günümüz Almanya’sında da böyle midir, bilmiyorum. Ama romanda anlatılanların birçoğunu 2020 Türkiye’sinde gördüğümü rahatlıkla söyleyebilirim. Ekonomik olarak içinde bulunduğumuz hal. Kamusal alandaki liyakatsizlik. En önemlisi de ahlaki bakımdan içinde bulunduğumuz kötü hal. Belki maddi bakımdan olan eksikliklerimizi düzeltebiliriz. Ama bu acaba bizi kurtarmaya yeter mi? Günümüzde her türlü azgın oluşumun hızla toplumu zehirlediğini ve her alanda bunların güçlü olduğunu görünce ye’se kapılmamak elde değil. Özellikle uçkuruna bir türlü sahip olamayan hastalıklı toplulukların sürekli zeytinyağı gibi üste çıkma çabaları, içlerindeki şeytani hislere tıbbi maske takma uğraşları, bunların sokaklarda pervasızca dolaşmaları, örgütlenmeleri, gençlik arasında yayılmaları ülkemiz için ciddi bir sorun teşkil ediyor. Kastner 1930’larda Almanya’nın yukarıdaki sebeplerden dolayı uçuruna (bok yoluna) gittiğini söylüyordu. Biz de 2020’de hızla bok yoluna gidiyoruz!