Doğru Mu Gerçekten?

            Yanlış bildiklerimizin kölesi olmuşuz. Bizim doğrularımız başkalarına yanlış, onların doğruları bize yanlış olmuş. Karşı tarafı anlamaya çalışmak yerine suçlamak, ayrıştırmak bir numaralı işimiz olmuş. Kinle doldurulmuş, daima art niyet arar olmuşuz. Dışarıya karşı, onlar yaptıysa yanlıştır. İçeriye ise, yaptıysak bir bildiğimiz vardır. Belki yanlış yapan bizizdir. Bizim yanlış yapmayacağımız garantisi nedir ki? Buraya kendimizi yanlışlıkla atmış olamaz mıyız? Yaptığımız şeylerin kararını yapmadan önce mi süzgeçten geçirip veriyoruz yoksa yaptıktan sonra mı gerekçelendiriyoruz?

            Her konuda yanlış olamayacağımız gibi her konuda doğru da olamayabiliriz. Bunu kabul edelim. İnsanlarız biz, hata eden, akıllı varlıklar. Allah da kullarına, biz insanlara hata etmeyin demiyor. Hata ederseniz tövbe edin ve bir daha o hataya düşmeyin diyor. Ama yine düşersek diye tövbe kapısını açık bırakıyor.

            Doğru yalnızca bir yolda değildir, her yolda doğru olabilir ve her gerçek farklı açılardan farklı doğrularla görülebilir. Bazen birbirine zıt gibi görünen iki şey de doğru olabilir. Hem doğru hem yanlış da olabilir. Doğru ve eksik de olabilir. Tek olan yol değil hedeftir. Kimi bu hedefe atla gider kimi ise yatla. Biz bu hedefe yürürken karşılaşacağımız engeller, çoğunlukla insanlar tarafından olabilir. İnsanlar da içimizden olur ki bize kolayca etki edebilsinler. Bilgi kimden gelirse gelsin bunu teyit etmekle mükellefiz. Bunu teyit etmeden başkalarına aktarmak büyük vebaldir.

           “Koğuculuk yapan cennete giremez.” (Buhârî, Edeb 49, 50; Müslim, Îmân 168, 169, 170. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 33; Tirmizî, Birr 79). “Kusur peşinde koşan, durmadan laf getirip götüren kimseye boyun eğme!.” (Kalem sûresi, 11). Koğuculuktan Allah’a sığınırız. Bilmeden dahi yanlış, çarpıtılmış bilgiyi yaymak, iftiraya yardımcı olmak ve ara bozmaya yardım etmektir, vebali ortadan kaldırmaz. Bilmemek mazeretimiz değil, öğrenmek sorumluluğundayız. Evet, gerçekleri ve niyetleri yalnız Allah bilir ancak elimizden geldiğince nesnel verilerle, kanıtlayabileceğimiz şeylerle, bunları çarpıtmadan cımbızlamadan konuşmalıyız.

            Çarpıtılmış bilgiye sorgusuz itaat ve yayılmasına hizmet etmek, hakikatle insan arasındaki bağı koparıp küfre hizmet etmektir. Hakikatle bir kere bağı kopartılan insanın, bunu kendi eliyle tekrar inşa etmesi oldukça güçtür. Konfor alanını terk etmeyi göze almadan imkânsızdır. Derdimiz gerçeği görmek ise, tek taraflı söylemler bizi aydınlatamaz. Diğer tarafları da incelemeli, düşüncelerini ve neden öyle düşündüklerini anlamaya çalışmalıyız. Birini/bir kesimi sevmiyorsak onun doğruları yok demek değildir. Brokoliyi de sevmeyiz ama sağlıklıdır. Hangimiz tamamen ak? Zıt kanalları (bilgi ileten her şey) da sevmesek bile onlardan beslenmemiz gerekir. Görüşlerine önem verip anlamaya çalışmalıyız. Vazgeçmeyi bilmeli, körü körüne bağlılıktan uzak durmalıyız. Daima eleştiri içerisinde olmalıyız. Bu eleştiriyi yaparken de canımızı acıtsa dahi konfor alanını terk etmemiz gerekebilir.

            Ve unutmamak gerekir ki, biz ne isek karşımızdaki de öyle. Bize kendi düşüncemiz, bildiklerimiz, görüşlerimiz doğru gibi geliyor; karşı tarafa da onlarınki doğru geliyor. Belki ikisi de doğrudur, bilemeyiz. Biz de halis niyetle söylüyoruz, onlar da. Başkalarını karalamadan önce kendimize soralım: Biz kimiz?

4 Comments

  1. ruveyda Cevapla

    Doğru olduğunu bildiğimiz ama yoğun hayat akışında “evet doğru, biliyoruz zaten” diye diye içini doldurmayı unutup neredeyse bomboş bıraktığımız, bu yüzden de durup bir kez daha hatırlamamız gereken mühim bir mesele, beliğ, akıcı ve okunduğunda rahatça özümleyebileceğimiz şekilde yazılmış. İhtiyacımız olan bu hatırlatma için teşekkürler.

  2. Hüleyda Geçgel Cevapla

    Biz kimiz? …? Kalemine, yüreğine sağlık. Herkes kendine bir pay çıkaracaktır bu yazıdan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir