Dizi Tadında Bir Belgesel: Wild Wild Country

Bir arkadaşımın önerisi ile izlediğim ve bir solukta bitirdiğim altı bölümlük bir Netflix belgeseli olan Wild Wild Country ‘i uzun süredir sizlerle de paylaşmak istiyordum. Ünlü Yogi ve düşünür Osho ‘nun hayatını konu alan yaklaşık altı saatlik belgeselde Osho hakkında neredeyse merak ettiğiniz her şeyi ve daha fazlasını bulacağınıza emin olabilirsiniz.

Asıl adı Bhagwan Shree Rajneesh olan Osho, hem kitleleri harekete geçirme gücü hem de ikna kabiliyeti bakımından elinde fazlasıyla büyük bir gücü barındırıyordu. Hindistan’dan Birleşmiş Devletler’e yaptığı seyahat sonrası Amerika’nın Oregon şehrinde kurduğu komün ile adından sıkça bahsedilmeye başlanmıştır. Müritlerinin genellikle saygın ve zengin çevrelerden olması ve gün geçtikçe bu tarikata olan sempatinin artması belki de Bhagwan’ı en merak edilen insanlar arasında kılmayı başardı diyebiliriz. Dini ritüellerinden tutun da kendi içlerinde yaptıkları ve insanlar tarafından fazlası ile eleştiriye maruz kalan bazı eylemleri komünün bir seks tarikatı olarak anılmasına neden olmuştur. Belgesel boyunca en çok dikkatimi çeken kişi istisnasız, Osho ‘nun sekreteri ve en yakını olarak nitelendirebileceğimiz Ma Anand Sheela oldu. İlk başlarda biraz önyargılı yaklaşmış olsam da sonradan hem özgüvenine hem de medya karşısında takındığı tavırlarına kendi nazarımda hayran kalmamak elde değildi gerçekten. Bilhassa Sheela ‘nın Osho ‘ya olan bağlılığı, onun Osho ‘nun etrafında kendinden daha yakın kimseleri görmek istememesine ve bunun için bazı akıl almaz eylemleri gerçekleştirmesine kadar götürüyor işleri. Ayrıca şunu belirtmek isterim; belgesel boyunca yaşanmış gerçek görüntüleri ve bir zamanlar komünde etken isimlerin kendilerini konuşmacı olarak göreceksiniz.

Bir tarikat nasıl kurulur, nasıl yönetilir, başa kimler getirilir ve güç kimlerin eline geçince felaketler doğurur? Tüm bu sorulara fazlasıyla yanıt verdiğini düşündüğüm bu belgeselde yerel halkın komüne karşı şikayetleri, Hollywood’tan bazı ünlü isimlerin topluluğa katılması, Nike’ın kurucusunun ve FBI’ın olaylara karışması ile daha farklı bir hâl aldığına şahit olacaksınız. Hâlâ tüm dünyada kitaplarının satılıyor olması ve topluluğun sevenlerinin bulunması tarihte yaşanan bu benzersiz olaydan sonra beni bir bakıma düşündürmüyor da değil. Nitekim bu olaya benzer olaylar günümüzde farklı farklı yerlerde hâlâ cereyan edebilmektedir. Yazımın sonuna doğru yaklaşırken Sheela ‘dan çok sevdiğim bir sözü paylaşmak isterim;

Cennete mi cehenneme mi giderim bilmiyorum fakat önemli değil, cehenneme gidersem de orayı cennete çevireceğime eminim.

Belgeseli izlerken yerinize çakılı kalıp soluksuz izleyeceğinizin garantisini rahatlıkla verebilirim. İzlemek istersiniz diye de spoiler vermekten özellikle kaçındım. Şimdiden keyifli izlemeler diliyorum ve tekrardan belirtmek isterim; mutlaka izleyin!

20 yaşındayım. Mersin Üniversitesi psikoloji bölümü öğrencisiyim. Kendimi bildim bileli yazma, karalama, çizme alanları ile çok ilgilendim, içli dışlı oldum. Ve bu hobilerimi -hele hele yazma- bu mecra ile birleştirip daha iyi ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum. Daha çok okumak, okudukça yazmak ve yazdıklarımı paylaşmak sanırım beni en çok mutlu edecek şey olabilir :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir