Büyük Ev Ablukada: Güneş Yerinde

Şarkı Sözleri

Güneş yerinde, her şey yolunda
Yanıyor eteklerim
Dönüyor yanı başımda


Güneş yerinde, her şey yolunda
Dönüyor, dönüyor, dönüyor


Denizin dövdüğü taşlara benzer
Yüzümün aldığı haller
Evire çevire kapatıyor tokatı suratıma
Aklımın içi, aklımın içindekiler


Çünkü dünya benden ibaret
Öyle olmayaydı şayet
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyor
Bütün bu güzellik, bütün bu rezalet
Hepsi benim, hepsi bana ait


Güneş yerinde, her şey yolunda
Yanıyor eteklerim
Dönüyor yanı başımda


Güneş yerinde, her şey yolunda
Dönüyor, dönüyor, dönüyor


Nerde bir sandalın ipi
Çözülecek kim bilir
Korkmaktan kaçmıyorsan artık
Su bile yola dönüşebilir


Gerçekler, tepedeyse gök
Yalanlar, kafadaysa çöl
Gerçekler, dipteyse kum
Yalanlar, laftaysa sel


Bu havaların ardı bozuk
Ne gelecek bilebilseniz
Korkmaktan korkmayalım artık
Ordular ilk hedefiniz kendiniz


Gerçekler tepedeyse gök
Yalanlar kafadaysa çöl
Gerçekler dipteyse kum
Yalanlar laftaysa sel


Güneş yerinde her şey yolunda
Yanıyor eteklerim
Dönüyor yanı başımda


Güneş yerinde her şey yolunda
Yumucam gözlerimi yumucam
Herkes korkar


Bu dünya soğuyacak
Yıldızların arasında bir yıldız
Hem de en ufacıklarından
Mavi kadifede bir yaldız heves yani
Yani bu koskocaman dünyamız


Bu dünya soğuyacak günün birinde
Hatta bir buz yığını veyahut öyle bir bulut gibi de değil
Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız

Büyük Ev Ablukada, Güneş Yerinde’yle Ne Diyor?

Fırtınayt, Büyük Ev Ablukada‘nın üçüncü albümüdür. “Güneş Yerinde” bu albümün içinde yer alan 9 dakikalık bir şarkıdır. “Güneş Yerinde”yi seslendirenler Galvaniz Gelbiraz & Canavar Banavar’dır.

Bu şarkının sözleri ve tınısı felaket ya da kıyamet hali içinde bir iyimser olmayan umut ve etik çağrı nasıl olur, onun manifestosu gibi. “Kafatasımın içinde ne diye dolanıyor bütün bu güzellik, bütün bu rezalet? Hepsi benim, hepsi bana ait…(Âdeta Tevfik Fikret’in, dünya dönecek cennete insanla inandım demesi gibi) Bu havaların ardı bozuk. Ne gelecek bilebilseniz… Korkmaktan, korkmayalım artık!” İşte bu sözler hem felakete (ya da rezalete) rağmen güzelliği görmenin hem de felakete hiç çekinmeden bakmanın paralel ilerleyebileceğini gösteriyor. Sonra da bunu Nazım Hikmet’in (şaşırtıcı bir biçimde) çizdiği bir kıyamet sahnesine bağlıyor: “Bu dünya soğuyacak günün birinde. Hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta, uçsuz bucaksız.” Bu sahne toplumcu bir iyimserliği elden bırakmayan Nazım için fazla sert, tuhaf ve karanlık. Ama hemen sonrasında Nazım’ın daha tanıdık sesi geliyor: “Şimdiden çekilecek acısı bunun. Duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya ‘Yaşadım’ diyebilmen için.” Nazım Hikmet’in Yaşamaya Dair adlı şiirinde geçen bu felaket tasvirinin korkutuculuğuyla “Güneş Yerinde” lafının iç ferahlatıcılığının birleşmesi tam da gerekli olan pesimist ama dirimsel gücü sağlıyor. Evet burada bir ‘ve’ mantığı değil bir ‘ama’ mantığı işliyor: feci ama güzel bir dünya. Dolayısıyla çıkmak için önce o feciliğe batmak gerekiyor, gerekirse.

Yazımı Nietszche’den bir sözle tamamlamak istiyorum: En derin yaralarla başlar, en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerk en öğr en irsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir seferde yaşamayı.

Yazmaya on beş yaşımda şiirle başladım. Bu şiirler, ilk gençliğimin romantik tepkileriydi. Daha sonraları yalnızca kalemin ve dilin değil, bir alan olarak kâğıdın da imkânlarını sonuna kadar kullanmaya gayret ettim. İnsanın sözcükle her şeye ulaşabileceğini düşünen bir insanım. Çünkü söz yoksa insanı bir araya getiren bir şey de yok. Bir yerimiz varsa bu dünyada, o da birbirimizin sesini duymamız gerektiği inancındayım. O yüzden hayatımızdan sanat ve edebiyat eksik olmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir