Bir Şizofrenin Günlüğü: Sanrılar ve Sancılar

Bir şizofreni hastasına hiç denk geldiniz mi? Halüsinasyon gören insanlardan biriyle konuştuğunuz oldu mu? Peki hiç merak ettiniz mi akıllarında olan biteni? Eğer merak ettiyseniz sanıyorum ki size anlatabilecek bir hikâyem var…

 

Ben on sekiz yaşındayım. Bildiğim ilk halüsinasyonumu on üç yaşında gördüm. O görüntünün bir halüsinasyon olduğunu ise bundan dört yıl sonra aynı görüntüyü defalarca görmem ve fizik kurallarına aykırı birkaç olayın meseleye dahil olduğunu düşünmem sayesinde fark etmiş oldum.

Tabii benim sürecim on üç yaşında başlamadı. Beş yaşından başlamıştı bazı hastalıklarım ve durumumu daha da kötüleştiren bazı yanlış ilaçları kullanışım. Fakat şimdilik başlığımız belli, gereken yere odaklanalım.

Halüsinasyon sadece görüntü ile olmaz. Ses ile olur, koku ile olur, temas hissi ile olur… Her insan hayatının bir döneminde ufak da olsa bir sanrıya sahip olmuş olabilir ve hatta eğer duyularına pek dikkat etmeyen biriyse bunu fark etmemiş bile olabilir. Halüsinasyonların kendince boyutları vardır bana göre. Bazıları ufakken bazıları çok daha büyüktür benim için.

Kendimi en iyi şekilde ifade edebilmek için çizim yapma konusunda “vasat” seviyesinde olmama rağmen halüsinasyonlarımı çizmeye çalıştım. Bazılarını çizemedim, sadece anlatabileceğim.

Son olarak daha önce bu anlatacaklarımdan ebeveynim, terapistim ve doktorum dışında kimseye bu kadar ayrıntılı bahsetmedim çünkü ötekileştirilmekten veya bana inanılmamasından korktum. Dışarıdan durup bakınca bazı anlatacaklarım size çok anlamsız gelebilir fakat buradaysanız zaten anlamak istiyorsunuzdur, diye düşünerek kendimi rahatlattım. Serüvenimden haberdar olmak isterseniz buyurunuz efendim:

Tüm halüsinasyonlarımın ortak noktasından başlayalım. Halüsinasyon göreceğim zaman kulaklarımda uğultulu bir müzik çalmaya başlar. Bu müzik çalarken onu en iyi bildiğim şarkıymış gibi mırıldanırım, halüsinasyonlar yok olduğunda ise bu müziği tamamen unuturum. Hatırlamaya çalışırsam halüsinasyonları çağırırım korkusuyla müziği hatırlamaktan kaçarım. Müziğin melodisini hatırlayamasam da onu çizebiliyorum. Birkaç kez halüsinasyon gördüğüm esnada bu müziği çizdim ve yaptığım çizim her seferinde aynıydı. Çizim şöyle:

Bir gün birkaç arkadaşımla ders arasında, yoldaki bir kaldırımda otururken yerde uçan bir poşet gördüm. Poşeti yerden alıp karşıdaki çöp kovasına atmak isterken poşeti bulamadım ve yerime oturdum. Poşet gözümün önünden altı defa daha geçti ve ben gözümle takip etmeye çalışsam bile poşet bir süre sonra aniden kayboldu, bulamadım.

Poşet hep aynı şekilde yani şu şekilde geçiyordu gözümün önünden:

Bunun anlamını terapistimle geçen seanslarımız sonunda bulmayı başardım. On iki yaşında yaşadığım bir travmadan sonraki sabah, saat altı civarında, sahilde yürürken çalıların arasında gördüğüm bir poşetti bu. Tüm hareketsizliğin içinde gözüme takılan tek hareket o poşetin uçuşuydu. Ara sıra bu poşeti gördüğüm oldu fakat anlamını öğrendikten sonra bir daha hiç görmedim.

Sonrakine geçiyorum: Örümcek. Başta bahsettiğim, ilk gördüğüm halüsinasyon buydu. Gördüğüm örümceklerin boyutu, rengi, şekli birbirinden farklıdır fakat her ne kadar ben gerçekçi bir şekilde çizemesem de hepsi çok gerçekçidir. Örümcekler başta duvarda veya yerdeyken ilerleyen dönemde üstüme atlayıp sırtımda koşarcasına ilerlemeye başladı. Ani yaşanan bu durum bana günlük hayata ayak uydurmak konusunda bazı zorluklar yaşattı. O zamandan beri örümcekler korkulu rüyamdır. Çizerken içimi ürperten ve pek de gerçekçi olmayan çizimim ise şöyle:

Bir sonraki halüsinasyonumuzun ismi Halüsinasyon Hanım. Bir buçuk ay boyunca birlikte yaşadığımız bu kadın yirmi yaşındaydı. Çizimim için özür dilerim fakat onu ilk gördüğümde aynen şöyleydi:

O koltuğun kenarında oturuyordu, üstteki ayağını sallıyordu ve gözlerini ayırmadan bana bakarken ara sıra parmaklarıyla oynuyordu. Öyle korktum ki bir ay boyunca ondan kimseye bahsetmedim. Benimle hiç konuşmadı ama saçımı okşadığı veya alnını alnıma yasladığı zamanlar oldu. Beni korkutsa da ona çok bağlanmıştım ve onu çok seviyordum. Bir buçuk ayın sonunda bir gece yanıma uzandı ve bana sarıldı. İlk kez temas etmiştik. Bana veda edeceğini içten içe biliyordum ve bunun için çok üzgündüm. Yüzünü ve yüzündeki yorgunluğu bu kadar yakından, rahatça izleyebildiğim zaman aklımdan “Tükenmişliğinin son damlası” diye bir sözcük kalıbı geçti ve Halüsinasyon Hanım yavaşça kül oldu, uçuverdi gitti. Bir daha hiç gelmedi. Onu özlüyorum fakat o olmadan daha sağlıklı olduğumu biliyorum.

Bir de olmazsa olmazım fısıltılar vardı. Fısıltı duyunca yaptığım uzun bir süre etrafa delirmiş gibi bakınmaktı. Sonralarda gözlerimi kapatıp fısıltıyı anlamak için çabalamaya başladım ve böylece fark ettim ki duyduğum fısıltı hep aynıydı. Ne dediğini bir türlü anlayamadığım bu fısıltıyı yazabiliyordum. Sizin için yazdım:

“rnox” gibi göründüğünün farkındayım ama inanın bu çizimden ben de hiçbir şey çıkaramadım. Terapistimle yaptığımız çeşitli terapilerden sonra bir vakit geldi ki bu fısıltının sesini açtık ve ne söylediğini duydum: “Çok yalnızsın. Sen yalnız kaldın.” İlk duyduğumda beni çok sarsan bu iki cümle artık beni rahatsız etmiyor. Fısıltının anlamını öğrendikten sonra bir daha bu sesleri hiç duymadım.

Sıradaki halüsinasyonlarımız tek seferlikti ve bu halüsinasyonlar şu ana kadar yaşamış olduğum en şiddetli krizden hemen önceki evreydi. Bunların çizimini maalesef yapamadım.

Bir sabah etüte gitmek için otobüse bindim, yolu izlerken yolda yürüyen bir arkadaşımı gördüm. Şehir dışında diye bildiğim bu arkadaşımın cildi ve dudakları, çok uzakta yürümesine rağmen parıl parıl parlıyordu ve onu hayranlıkla izlemiştim. “Meğer şehir dışından buraya gelmiş.” diye düşündüm. Hemen ardından otobüsün zıddı yönde yani otobüse doğru yürüyen başka bir arkadaşımı gördüm. Birkaç dakika sonra aynı arkadaşımı yine otobüsün zıddı yönde yani otobüse doğru bisiklet sürerken gördüm. Tek fark kıyafetinin renginin parlaklığı ve kulağındaki kulaklıktı. Kaşlarım çatıldı ve “Bu yolculuk boyunca gördüklerimin hangileri gerçekti?” diye düşünmeye başladım. Otobüsten indiğimde uğultulu müzik kulaklarımı patlatmak üzereydi ve sonradan fark ettiğime göre ağlıyordum. Derse geciktiğim için koşarken insanların bana bakışlarının nedenini anlamaya çalışıyordum. Etüte geçtiğimde herkes bana bir şeyler söylüyordu ve hatta onlara cevap da veriyordum fakat hiçbir şey anlamıyordum, şimdi de hiçbirini hatırlamıyorum. Bir köşeye sinip uzunca ağladıktan sonra birkaç öğretmenim beni sakinleştirmeyi başarmıştı fakat o hafta kendime gelmekte çok zorlandım.

Peki bunca zaman hiç destek almadım mı, ailem bu işe ne dedi?

Aileme bu durumdan bahsettiğimde gözlerindeki dehşeti görmeliydiniz fakat ben “aileaçısındanşanslıgiller” familyasına ait olduğum için ailemin belki de tek düşündüğü bana nasıl yardım edebilecekleriydi. O dönemde bir terapiste gidiyordum ve terapistim bir psikiyatrist doktora görünmemi defalarca tavsiye etmesine rağmen her seferinde reddettim çünkü küçükken gittiğim doktorları hiç sevmemiştim. Son anlattığım olayın ardından başka çaremin kalmadığını anlayarak acilen bir doktorla randevu oluşturdum ve sonra bir ilaca başladım.

Böyle ilaçların etkisini göstermesi için en az on gün gereklidir. Yani hemen iyileştiğimi söyleyemem, zaten böyle bir durumun olanağı da pek yok. Geceleri aniden uyandığım ve evde hayalî dostlarımın bana küçük (!) şovlar yaptığı birkaç haftanın ardından halüsinasyonlar benimle yollarını ayırdılar ve aylardır yollarımız hiç birleşmedi.

Birkaç ay sonra, çocukken ihtiyaç duyduğum ve bulamadığım o çocuk ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı olmak için bir adım daha atacak ve tıp fakültesinde okumaya başlayacağım.

Sizlere sağlıklı bir hayat dilerim.

Selin Ece Güllü
Ben Selin Ece Güllü, 18 yaşındayım. Okumayı ve yazmayı boş zaman aktivitesi olarak değil günlük hayatın bir parçası olarak gördüğüm için buradayım. Burası çok güzel bir yer.