Belleğin Zaman ve Mekan Üzerinden Yolculuğu


Bilgiyi kaydetme, depolama ve geri getirme gibi bilişsel süreçleri içeren bellek; nöroloji, biyoloji, fizyoloji, genetik alanlarının ilgisini çektiği kadar psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji biliminin ilgi alanına da girmektedir. Birey, kendisini ve kendisi dışındaki dünyayı bellek sayesinde algılamakta; duygu, düşünce ve davranışlarını da yine bellek sayesinde düzenlemektedir. Belleğin işlevlerinde yaşanacak bir problem; bireyin kimlik ve kendilik algısına, çevreyle uyumlu davranışlar geliştirmesine ve öğrenme yeteneğine zarar verecektir.

Günümüzde bellek üzerine yapılan çalışmaların daha çok bilişsel sinirbilim alanında yapıldığı görülmektedir. Bu alanda ilk çalışan araştırmacı M. Marsel Mesulam Davranışsal ve Kognitif Nörolojinin İlkeleri (2004) adlı eserinde bellek ve duygulardan sorumlu beyin bölgesinin limbik sistem olduğunu söyler. Yaşamı idame ettirme ve türün devamından da sorumlu olan limbik sistem, bireyin beyni ve iç dünyası arasındaki teması kurmaktadır. Bireyin tüm anılarını yeniden yapılandırma gibi bir özelliği de olan belleğin, dinamik bir yapısı vardır. Bilişsel çalışmalara bakıldığında birbirinden farklı pek çok bellek türü olduğu, bu bellek türlerinin temel olarak uzun süreli ve kısa süreli bellek çatısı altında gruplandırıldığı görülmektedir. Kapasitesi sınırlı olan kısa süreli hafızada tutulan bilgiler, işlenerek kapasitesi sınırı belirsiz olan uzun süreli belleğe aktarılmaktadır. Uzun süreli bellek, açık bellek ve örtük bellek olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Açık bellek, olaylara ve durumlara dair bilinçli anılardan oluşmaktadır. Açık bellek (deklaratif bellek), deklare edilebilen veya tanımlanabilir bellektir. Açık bellek de kendi içinde, epizodik ve semantik bellek olmak üzere iki farklı bellek türüne ayrılır. Örtük bellek ise deklare edilemeyen ve edinimi bilinçli bir biçimde hatırlanamayan anılardan oluşur. Örtük bellek, geçmişte koşullu öğrenme veya tekrarlar sonucu yerleşmiş bir takım bilgi ve becerileri içerir. Örtük bellekte bulunan anılar bilinçli bir biçimde geri çağırılamaz veya fark edilemez. Örneğin; bisiklet sürme bir kere öğrenilir. İlk öğrenmeden sonra artık her seferinde bisikletin nasıl sürüleceği bilinçsizce, otomatik biçimde anımsanır ya da konuşulan dilin gramer bilgisini hatırlamak için her seferinde ayrı bir çabaya gerek yoktur. Özellikle çocukluk çağında edinilen ve artık otomatikleşen pek çok beceri veya bilgi örtük bellekle ilgilidir. Bunun dışında yetişkinlik yaşamında bile koşullanma ve tekrar yoluyla edinilen bilgi ve beceriler büyük oranda örtük öğrenmeye işaret etmektedir. Bir davranış örüntüsü bazen açık biçimde kontrollü öğrenme ile edinilirken, otomatikleştikçe örtük öğrenmeye dönüşmektedir. Anısal bellek olarak da tanımlanabilen epizodik belleğin ayırt edici temel karakteristiği, kişisel ve belirli geçmiş olaylara, durumlara dair deneyimlerden elde edilen verilerin uzgörülere dönüşmesini sağlamasıdır. Tulving’e göre eğer bir hatıra/anı zamanı ve mekanı ile canlandırılabiliyorsa bir çeşit zihinsel zaman yolculuğu yapar gibi anımsanıyorsa söz konusu bu anı epizodik bellekle ilişkilidir. Conway’e göre epizodik bellekteki anılar, duyusal-algısal özelliğe sahiptir; epizodik bilgiye istemli ulaşımın devamlı oluşu, epizodik bellek ile otobiyografik bellek verilerinin bütünleştirilmesini sağlamaktadır. Epizodik bellek aynı zamanda deneyimlerden gelen semantik bilgileri de düzenlemede işlevsel rol üstlenmektedir. Böylece yeni durumları geçmiş deneyimlere göre anlayabilme ve yeni duruma uygun hızlı tepkiler geliştirebilme yeteneği geliştirilir ki bu yeti, kişinin kendilik bilgisinin inşasında önemlidir. Epizodik bellek gelecek algısıyla da ilintilidir. Geçmişe dair ne denli detaylı ve zengin anı mevcutsa; o denli zengin gelecek hayalleri kurulabilir. Yaşlılık döneminde epizodik bellek ve otobiyografik bellek ne denli iyileştirilebilirse kendilik algısı o denli sağaltılabilir. Geçmişin anılarını yer, zaman ve duygularıyla anımsayıp birbirleriyle ilişkilendirebilmek sağlıklı, bütünlüklü kendilik algısıyla ilintilidir. Bellek ve gelecek ilişkisinde travmatik anıların da önemi büyüktür. Travma ve benzeri dramatik olaylar zaman zaman istemsiz biçimde keskin ve detaylı biçimde hatırlanır. Flashback denilen ani ve travmatik duygularla yüklü imge ve olay anımsayışları; kişinin içinde bulunduğu şimdiki zamanı değerlendirmesini, geleceğe dönük kurgu ve hayallerini ve benlik algısını olumsuz biçimde etkilemektedir. Conway ve Pleydell- Pearce, otobiyografik bellekle ilgili teorilerinde, “işleyen kendilik” tanımını kullanmışlardır. İşleyen kendilik, kişinin gelecekteki varlığını ve kendini gerçekleştirmek için kuracağı amaçları etkilemektedir; kişinin otobiyografik bellekteki anılarını etkileyip biçimlendirme gücüne sahiptir. Otobiyografik bellek, kişinin geçmiş deneyimlerine dair anıları içermektedir; ancak epizodik bellekten farklı olarak daha uzun bir süreyi (kişinin kimlik tanımı, hayatının tarifi ve yaşam amaçları gibi) kapsamaktadır. Otobiyografik bellekte hem epizodik (anısal), hem de semantik (anlamsal) geçmiş anılar söz konusudur. Bir otobiyografik anının içerisindeki anlamsal bileşenin oranı ne kadar fazlaysa o anı o kadar eskiye ait bir anıdır. Semantik bellek, dünyaya dair genelleşmiş anlamsal kodlamalarımızı içermektedir. Nesnelere, varlıklara, durumlara dair kategorik zihinsel temsillerle biçimlenmektedir. Semantik bellekle edinilen kavramsal, semantik bilgi soyut bilgi olarak da tanımlanabilir. Genel kültür, sosyal kurallar, kavramlar, genellemeler, olgular ve soyut muhakeme, semantik bellekle ilişkilidir. İnsanlar kendi geçmişlerine dair iyi anıları, olumlu anıları daha çok geri çağırma, hatırlama eğilimindedirler. Anı tümseği denilen, yaşamda kendilik imgesinin geliştiği ve kimliği tanımlamada kritik değişimleri içeren olayların olduğu dönemler daha iyi anımsanmaktadır. Bilişsel hipoteze göre, hızlı değişim dönemlerini istikrarın izlemesi anıların güçlü biçimde kodlanmasına neden olmaktadır.


Belleğin yeniden yapılandırılabiliyor olması; geleceği hayal edebilmeye, bellekteki boşlukların doldurabilmesine, kötü anıların unutulabilmesine, karar verme süreçlerine, amaca uygun hareket edebilmeye ve belleğin kapasitesinin başka işlemler için de kullanılabilmesine de hizmet etmektedir. Dolayısıyla belleğin seçici ve yapılandırmacı oluşu işlevseldir. Toplumsal hafıza da benzer biçimde çalışmaktadır. Toplumsal geçmişe dair anılar seçici biçimde yeniden yapılandırılarak geri çağrılmaktadır. Toplumsal bellek, ortak olaylara veya ortak geçmiş bilgisine şahitlik eden toplulukların söz konusu olay veya durumlara karşı toplu biçimde oluşturdukları anıları, tutumları içermektedir. Toplumsal bellek, geçmiş şimdi ve gelecek arasında bireyin bağ kurmasını ve varoluş amaçlarını belirlemesini, gelecek nesillere aktarmasını sağlar. Toplumsal belleğin oluşumunda çocukluk, aile bireyleriyle ilişkiler, komşuluklar, ortak yaşam alanları ve tarihsel-sosyal olaylar da önemlidir. Toplumsal belleğe iletişimsel bellek ve kültürel bellek olmak üzere iki farklı inceleme noktasından bakılabilir. İletişimsel bellek, belli bir kuşağa özgü bellektir ve taşıyıcıları öldüğünde etkileri de ortadan kalkmaktadır. Kültürel bellek ise izleri ve etkileri daha kalıcı olan ortak deneyimlere dayanır. Kültürel bellek, bir milletin veya topluluğun uzun vadede ürettiği kültürel öğelerle biçimlenir. Belleğin kültürel biçimde aktarımı dışında son dönemde yapılan bazı deneysel sinirbilim çalışmaları da travmatik anıların kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini göstermektedir. Esasında aktarılan şeylerin anılar değil, anıların etkileri ve işleniş, kullanılış biçimleridir.

Gamze Yüksel
Yazmaya on beş yaşımda şiirle başladım. Bu şiirler, ilk gençliğimin romantik tepkileriydi. Daha sonraları yalnızca kalemin ve dilin değil, bir alan olarak kâğıdın da imkânlarını sonuna kadar kullanmaya gayret ettim. İnsanın sözcükle her şeye ulaşabileceğini düşünen bir insanım. Çünkü söz yoksa insanı bir araya getiren bir şey de yok. Bir yerimiz varsa bu dünyada, o da birbirimizin sesini duymamız gerektiği inancındayım. O yüzden hayatımızdan sanat ve edebiyat eksik olmasın.