Bir Kıpırtının Kokusu

Yoldayım, yürüyorum. Elimde bir baston sağa sola doğru sallıyorum. Aniden yanıma bir köpek gelip sırtını bacağıma sürtmeye başlıyor. Benimle yürümeye başlayınca şaşırıyorum. Arada bir onu sevmemden memnun olduğunu hissediyorum. Bu köpeğin “Ben yanındayım, merak etme!” der gibi bir hali var. Garipsiyorum.

Bunu düşünürken bir koku duymaya başlıyorum. Bu koku daha önce karşılaştıklarıma çok da benzemiyor. İçimi kıpırdatan, heyecanımın ağır bastığı bu kokuya dayanamıyorum. Aniden yanıma gelen bu köpeğin sağ ayağıma dolanmasıyla karşımdaki apartmandan geldiğini tahmin ediyorum. Ancak kokunun ne olduğunu bir türlü kestiremiyorum. Bu koku bir şehit evinden gelen feryatların kokusu mu yoksa dünyayı pisleştiren insanların kokusu mu? Bilememenin yanında gittikçe artan bir heyecan ve bir ateş kaplıyor içimi. Yanıyorum adeta.

Şimdiyse içeri girip girmemenin girdabına takılıp düşmemek için apartmanın mis kokulu çiçek bahçesinin içinde soluklanıyorum. İçeriye girmeme hiçbir neden yokken ayaklarım beni oraya doğru sürüklüyor. Kapıları çalıp sorma isteğim var. İlk kattaki daireden hiç ses çıkmıyor. İkinci katta ise ayağıma çarpan ayakkabı topluluğunu hissedip bir çekiniyorum. Ancak içimde böylesine bir arzu varken parmak uçlarımın zil anahtarıyla birlikte bir aşağı bir yukarı çıktığını hissediyorum. Duymuyor olmalılar. Belki içeride süregelen bir altın günü veya acı bir cenaze var, bilemiyorum. Hiçbir şeyi bilememek, cevap bulamamak beni delirtiyor. Duyduğum koku bu aşamada daha da bir yoğunlaşıyor. İki katlı apartmandan çıkarken kalbimdeki o küçük hüznü soru işaretleriyle geriye bırakıyorum.

Eve doğru yola koyuluyorum ki akşam olduğunu anlayan köpek de benden ayrılıyor. O da yanımdan ayrılınca duyduğum koku zayıflıyor, zayıflıyor. Sonradan anlıyorum beni pençesine düşüren apartmanı, aniden yanıma gelen bir köpekle duymaya başladığım kokuyu. Bu bir merak kokusu.

Aldığım bu koku -merak kokusu- köpeğin neden benim yanıma geldiğiyle başlamıştı. Ben de onu apartmanda aramıştım halbuki. Sonra körüklenen merakım ikinci kattaki insan topluluğunun neden bu kadar kalabalık oluşuydu. Soruların cevaplarını bulamamıştım. Demek ki cevabını bulsam ‘bilme’ arzusunun kokusunu hissedecektim. Yazık, artık her merak ettiğimde farklı bir koku duyacak, o arzu kokusunun tadını duyamayacaktım.

One Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir