Hadi Su Birikintilerinin Üzerinde Zıplayalım!

Bu dünyada yaşıyorsanız siz de en az bir kere birinin sizin hakkınızda ne söylediğini umursamışsınızdır. Hatta, çoğumuz milyonlarca kere bu durumu yaşamış, üstüne sırf bu yüzden hayallerimizi, hedeflerimizi insanların düşüncelerinin üzerine kurmuşuzdur. İyi maaşlı bir iş, güzel bir eş, zeki çocuklar, standartlara uygun bir vücut, lüks arabalar… Kabul edin ya da etmeyin hayatınızın bir noktasında bu standartlardan bir ya da birçoğuna ulaşmak istemişsinizdir. Peki, gerçekten neden lüks bir evimiz olsun isteriz? Tüm odaları özenle tasarlanan, ihtişamlı mobilyalarıyla göz kamaştıran, üç katlı bir evde sadece iki kişi yaşayıp,  kapısına kilit vurduğumuz odaları sadece aydan aya misafirlere açmak için mi? Yoksa, gerçekten tüm bu lükse ihtiyaç duyduğumuz için mi? Bunun elimizdekilerle yetinip hiçbir şeyin daha iyisini istememekle bir alakası yok. Tabii ki hedeflerimiz, hayallerimiz için uğraşmalıyız; tabii ki amaçlarımız olmalı. Ama bu hayaller ve hedefleri insanların beğenisi için kuruyorsak, insanlar beğenmediğinde neler olacak?

Günümüzde çoğu kadın ve çoğu erkek güzel bir vücut için spor salonlarında dolanır durur. Ne daha kendisinin kim olduğunu bile keşfedememiş ama geri dönüşü olmayan estetik ameliyatlara giren gençlere, ne de insanların yargıları üzerine yemek yemeyi kesen yetişkinlere şaşırıyoruz artık. Alıştık tüm bunlara. Ben estetik ameliyatlara, spora veya düzenli beslenmeye karşı değilim. Herkes bu hayatta istediği şeyi yapabilir ve bu benim haklarıma dokunmadığı sürece beni ilgilendirmez. Ama biliyorum ki, insanların belki de yarısından fazlası, sırf birkaç insanın (insan demeye de dilim varmıyor) hiç düşünmeden söylediği üç beş cümle üzerine bunları yaşıyorlar.

Anneler kızlarına az ye diye baskı yaparken, oğullarını genç yaşta spor salonlarına yazdırıyorlar. Evde kalırlar falan şimdi ne olur ne olmaz. Sokaklarda dans etmiyor insanlar, çatılardan bağırarak şarkı söylemiyorlar. Akrabaları ne der diye eşinden ayrılamayan insanlara mı şaşırmalıyız,  yoksa sırf eylemlerinden utandığı için evlatlarını dışlayan ailelere mi? Artık kimsenin hiçbir şeye şaşırdığı yok. Her şey normal, her şey basit.

Çünkü herkes  kim tarafından belirlendiğini asla anlayamadığım o standart kalıpların içine girme çabasında. Bu kalıplara girmek saçma diyen insanların çoğu da çoktan bu kalıpların içinde. Şu an moda uzun bir boy, ince bir bel, kıvrımlı hatlar; on yıl önce ise balık etli olmak modaydı. Balık etli olmak da ne demekse gerçi… Peki ya on yıl sonra ne olacak? On yıl sonra moda tekrar değiştiğinde spor salonlarında harcanan saatler, vücutlarımızdaki silikonlar, sırf güzel görünmek için reddedilen yiyeceklere ne olacak? Onlar geri gelebilecek mi? Yoksa her şey boşuna mıydı? Merakla bekliyorum o günleri.

İnsanların beğenisi için yaşıyoruz diyorum ya, düşünüyorum. Kendim de tecrübe ediyorum. Standartlara uymaya çabalayan bir sürü insan tanıyorum, aslında ben de sizin gibi onlardan biriyim.

Hepimizin gözden kaçırdığı bir şey var ama. Saatlerce makyaj yaparsanız kimi için çok güzelsinizdir, kimi içinse çok yapmacık. Günlerce rejim yaparsanız kimileri için kusursuz olursunuz, kimileri içinse fazla zayıf.

Siz ne yaparsanız yapın, mutlaka yaptığınız şeyi beğenmeyen biri olur. İşte o zaman aynanın karşısında, yürüyüş bantlarının üzerinde harcanan saatleri düşünürsünüz. Zaman geri akmaz çünkü. Biliyorum söylediklerim belki de klişe duyuluyor, biliyorum hepimiz zorlanıyoruz insanları umursamamakta; daha önce tamamen umursamayan birini de hiç görmedim. Sanırım bu imkansıza yakın bir durum. Ama elimizden geleni yapmadan durmak, çocukken o çok sevdiğimiz karpuz desenli plastik topun yoldan geçen arabanın altında ezilmesini izlemek gibi olurdu.

Yeni bir şeye başlarken birçok kez düşünürüz mesela, acaba arkamızdan ne söylerler diye. Ama düşünüyorum da gerçekten birinin bizim hakkımızda iki gün dedikodu yapması, hayallerimizin peşinden gitmememiz için geçerli bir sebep mi? Kendinizden düşünün, kötü dans eden birini gördüğünüzde bununla ilgili en fazla ne kadar düşünürsünüz? On saniye mi, bir dakika mı yoksa birkaç gün mü? Umarım cevabınız on saniyeden bile azdır. Cevap ne olursa olsun bir süre sonra yolunuza devam edersiniz değil mi? İşte sizi izleyen insanlar için de aynısı geçerli.

 Aslında insanların hakkımızda kötü bir şey söyleyeceğini düşünmemizin sebebi biz de onlara aynı şeyi yaptığımızdan değil mi? Küçüklüğümüzden beri büyüklerimiz yanımızda insanları eleştirir durur. Bak şu kız ne kadar açık giyinmiş, şu adam ne kadar kötü yemek yapıyor, komşunun oğlunun saçı ne kadar kötü olmuş, bu yaştan sonra evlenilir miymiş… Bunları duyarak büyüyoruz çoğumuz, duymayanlarımız ise en şanslılarımız. Çok normal geliyor bizlere işte bu yüzden. Büyüdükçe biz de başlıyoruz aynısını yapmaya, ilk başta sokaktan geçen birinin ne kadar “çirkin” olduğunu düşünüyoruz, sonra sınıf arkadaşımızın ne kadar yeteneksiz olduğunu. Sonra da insanların da aynısını yapacağını varsayıyoruz, ki yapıyorlar da.

Küçük bir çocuk güzel bir burnun nasıl göründüğünü ya da en pahalı markadan giyinmenin ne kadar havalı olduğunu bilmez. Bunları ona biz öğretiriz. Peki gerçekten düz bir burun kemerli bir burundan neden daha güzel  kabul edilir, neden doktor olmak ressam olmaktan daha başarılı görülür? Tüm bunları kim uydurmuş bilmiyorum. Ama benim artık bu standartlara uymaya çalışacak ne sabrım ne de gücüm kaldı. Nasıl olsa beni ve yaptıklarımı beğenmeyenler hep olacak, bir kişi ya da on kişi ne önemi var?

Kuşağımızdan ümidim var, başarabileceğimize inanıyorum.  Ama bu ancak sizin de yardımınızla olabilir, hadi bundan sonra su birikintilerinde zıplayalım, komik büyük şapkalar takalım, pijamalarla dans edelim sokaklarda. Sadece eğlendiğimiz için yapalım bunları. Eğer sizi estetik ameliyatlar ve her gün beş saat spor yapmak eğlendiriyorsa o zaman onu yapın, hiç fark etmez. Yeter ki kendimiz için yaşayalım. Bu hayatta sadece bir kere varız (en azından şu anki bilgilere göre), o zaman onu elimizden geldiğince eğlenerek yaşamak da bizim en önemli görevimiz. “Kusursuz denen bir şey yoktur, peşinden koşmayı bırak.” , hayatımda aldığım en iyi tavsiye.

Peki,  siz bu biraz zorlu ama heyecanla dolu yolda benimle ve ilham aldığım birçok harika insanla birlikte yürümeye var mısınız?