Bir İnceleme: Peyami Safa ve Gazeteciliği

PEYAMİ SAFA

Peyami Safa, 2 Nisan 1899 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiş, ismi ise ünlü şair ve öğretmen olan Tevfik Fikret tarafından konulmuştur. Babası şair İsmail Safa, annesi ise Server Bedia Hanım’dır. İlk şiiri 1884 yılında Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yayımlanan İsmail Safa, döneminde şair-i maderzad yani anadan doğma şair olarak adlandırılmıştır. İsmail Safa, Saadet gazetesinde yayımlanan bir şiiri yüzünden sorguya çekilerek Sivas’a sürülmüş ve burada tüberküloz hastalığına yenik düşerek vefat etmiştir.

Çocukluk Yılları

Babasını kaybettiğinde henüz bir buçuk yaşında olan Peyami Safa, çocukluğunun iç karartıcı yıllarının burada başladığını, adeta bir facia atmosferi içerisinde olduğunu belirtmiştir. Altı yedi yaşlarına geldiğinde ise babasının arkadaşlarından olan Abdullah Cevdet’in ona verdiği eserleri okuyarak Fransızca öğrenmeye başlamıştır. Daha sonraları yakalandığı bir kemik iltihabı diğer adıyla kemik veremi hastalığı sonucu kendisini doktorların ve hastanelerin içerisinde bulmuş, oldukça karanlık bir dönemin başlangıcına sürüklenmiştir. Dokuz yaşında yakalandığı bu hastalık on yedi yaşına kadar devam etmiş, maddi imkansızlıklardan dolayı okulu da bırakmak zorunda kalmıştır. Yaşadığı bu zorlukları ileri yıllarda kaleme dökecek olan Peyami Safa, döneminin en iyi psikolojik türü ve otobiyografik romanı olarak nitelendirilebileceği Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu yazmıştır. İlk baskısını 1930 yılında yapan kitapta, Peyami Safa, 8 yaşından beri uğraştığı kemik iltihabı hastalığı ile uğraştığı yılları ve o dönemin koşullarını anlatmaktadır. Kitabın ismi ise Genel Cerrahi Kliniği olarak isimlendirilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ndan gelmektedir.

İlk Denemeleri

Peyami Safa, yaşamış olduğu bu hastalık sebebiyle fiziki olarak yaşıtlarından geri kalmış, okulu da bitiremediği için çocukluk yıllarında dışlanan bir isim olmuştur. Maddi sıkıntılarında getirmiş olduğu zorluklardan dolayı erken yaşta memur hayatına atılmıştır. Safa, bu dönemde on sekiz yaşında Posta-Telgraf Nezareti’nin sınavında başarılı olmuş, bir süre sonraysa Rehber-i İttihad Mektebi’nde öğretmenlik yapmıştır. Bu yıllarda yazarlığına ışık tutacak denemelere girişmiş, henüz on bir yaşındayken ‘’Piyano Muallimesi’’ adlı hikayeyi ve ‘’Eski Dost’’ adlı romanı kaleme almıştır. İlk hikaye kitabı ise öğrencilik yıllarında çıkarttığı ‘’Bir Mekteplinin Hatıratı’’ adlı eser olmuş, Fatin adlı gencin başka bir öğrenciyle yaşadığı olayları anlatmıştır.

Gazetecilik Hayatına Girişi

Peyami Safa, Rehber-i İttihad Mektebi’nde öğretmenlik yaptığı yıllarda Fransızcasını ilerleterek yaşıtlarını geçmiş, gazetecilik hayatındaysa önemli bir rol oynamıştır. Bu yıllarda Servet-i Fünun ve Fağfür gibi edebiyat dergilerine hikaye, makale ve tercüme denemelerini göndermiştir. 1919 yılında ise günlük akşam gazetesi olarak çıkan Yirminci Asır’da imzasız olarak yayımladığı ‘’Asrın Hikayeleri’’ ile adını duyurmaya başlamıştır. Aynı dönem içerisinde Alemdar gazetesinin düzenlediği yarışmada birinci gelmiş, bu onun için önemli bir gelişme olmuştur. Yirminci Asır kapandığında ise çalışmalarını Son Telgraf, Tasvir-i Efkar ve Tercümanı Hakikat gibi önemli gazetelerde sürdürmüştür.

Polisiye Romancılığında Önemli Bir Adım: Cingöz Recai

Peyami Safa maddi sıkıntıları hafifletmek amacı ile 1924 yılında aşk ve cinayet romanları yazmıştır. Server Bedi takma adıyla yazdığı bu romanlarda halkın en çok dikkatini çeken tiplemeyse Cingöz Recai tiplemesi olmuştur. Cingöz Recai dönemin koşullarını gayet açık ve eleştirel bir şekilde yansıtmıştır. İyi eğitim alan, İngilizce bilen ve Amerika’da eğitim görmüş olan bu tiplemede Peyami Safa’nın asıl anlatmak istediği zenginden alıp yoksula verme meselesi olmuştur. Çünkü yazılarında bu tipleme her zaman malını zengin insanlardan çalmış ve fakirlere yardım eden bir tipleme olmuştur. Halk tarafından merak uyandıran bu seriyi ‘’Cingöz Recai’nin Harikulade Sergüzeştleri’’ ve ‘’Cingöz Recai Kibar Serseri’’ adıyla onar kitaplık seri şeklinde çıkartmıştır. Peyami Safa bir süre sonra Cingöz Recai’nin Tilki Leman ve Çekirge Zehra olmak üzere iki kadın tiplemesini yaratmış fakat halk tarafından ilgi görmemiştir. Cingöz Recai serisineyse son olarak yaratmış olduğu polis hafiyesi olan Kartal İhsan’a yakalatarak son vermiştir. Sonraki yıllarda bazı çeviri çalışmaları çocuk ve gençlik edebiyatında ilk polisiye eser olarak Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla kaleme aldığı Cingöz Recai serisini kabul etmiştir. Böylelikle bu seri Türk edebiyatımız açısından büyük bir adım olmuştur.

Görüşleri Çerçevesinde Eserleri

Peyami Safa 1923 yılında ‘’Sözde Kızlar’’ adlı eserini yayımlamış, bu eserinde İstanbul’da yaşanan sosyetik çevreyle Anadolu’da verilen mücadelenin tezatlığın ele almıştır. Artık görüşlerinin şekillendiği bu dönemde Peyami Safa, Abdullah Cevdet ile fikir ayrılığına düşmüş, onun İngiliz mandasına kaydığını görünce bir daha görüşmemiştir. Daha sonra yayımladığı ‘’Biz İnsanlar’’ adlı eserindeyse materyalizm, sosyalizm, mandacılık ve milliyetçilik gibi fikirlerini yansıtmış, aynı zamanda da son romanı kabul edilmiştir.

Dönemin Siyasi Olayları ve Fikirleri

Peyami Safa çocukluk dönemini ciddi travmalarla atlatmış bir isim olmuştur. Bu travmalar onun sadece babasının ölümü ve hastalığı değil, döneminde şahitlik ettiği savaşlar ve olaylar olmuştur. Birinci Dünya Savaşı yıllarında nerdeyse henüz çocuk olan Peyami Safa milli mücadelenin tanığı haline gelmiştir. Bunun yanı sıra Sarıkamış Harekatı ’da onu derinden etkileyen olaylar arasına girmiş, fikirlerinde öncü görevi üstlenmiştir. Bu yıllarda yayımlamış olduğu eserlerde hem siyasi olayların izleri hem de onun muhafazakar kişiliğini ön plana çıkaracak unsurlar yer almaya başlamıştır. Bazı değer yargıları ve geçmişe ait bazı ögeler bu unsurların başında yer almıştır. Aile kavramına verdiği değer, kadının toplumdaki ve siyasi hayattaki sınırlı konumuna dair yazmış olduğu yazılar bu tutumunu açıkça belli eder şekilde olmuştur. Osmanlıcılık ve Peyami Safa

Peyami Safa’nın görüşü bir sentez üzerine kurulu olmuştur. Bu sentez görüşü eski rejimin tamamen yok edilmesine karşın yeni rejimle uyumlu bir hale getirilmesini ön görmüştür. Görüldüğü gibi onun muhafazakar kişiliği eskiye bağlı bir görüş olmamıştır. Hatta öyle ki Peyami Safa Osmanlı’nın düşünsel akımını reddetmiş, ona kangren nitelemesi yapmıştır. Kangren olan bir yerin nasıl kesilip atılması gerekiyorsa, Osmanlıcılık akımının da aynı şekilde terk edilmesi gerektiğini savunmuştur. Böylelikle Osmanlı hanedan rejimini de bütünüyle reddetmiştir.

Tüm bu görüşleri çerçevesinde Safa, toplum geleneklerini devlete ait olan kurumsallıklar yerine ahlaki bir biçimde ele almış, muhafazakarlığın ancak halk kavramıyla bir araya geldiğinde milli bir şuur kazanacağını belirtmiştir.

Peyami Safa ve Rejim Kavramı

Peyami Safa, demokratik rejimi de sosyalist rejimi de reddetmiştir. Ona göre demokratik rejimler kapitalistlerin tahakkümü altındadır. Sosyalist rejimler ise proletaryanın tahakkümü altındadır. Böylelikle bu iki rejimi de reddeden Peyami Safa, ortaya bir kütle rejiminin çıkması gerektiğini savunmuştur. Bu kütle rejimi Kemalist söylemdeki kütle rejimi mantığını belirten görüş olmuştur. Bu görüşün temelindeyse imtiyazsız ve sınıfsız bir kütle mantığı vardır. Ayrıca Safa, yine Kemalist söylemdeki eğiterek yurttaş yapma fikrini işçi sınıfı için ön görmüştür. Çünkü onun benimsediği görüş bir denge rejimi üzerine kurulmuş ve bu rejimde sınıf ayrımı değil, direkt olarak sınıf kavramının ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir. Bu çerçevede bakıldığında Safa’ya göre işçi sınıfının iktidarı ele geçirmek gibi fikirleri olması yerine, eğitilmesi yönündeki görüşleri savunmuştur.

Peyami Safa’da Türk İnkılabı

Gazetede çalışmalarını sürdüren Peyami Safa, bir süre sonra Avrupa’ya seyahate çıkmış, burada edindiği izlenimler doğrultusunda ‘’Büyük Avrupa Anketi’’ adlı yazısını kaleme almıştır. İnkılabımızın felsefi monografisi niteliğini taşıyan ‘’Türk İnkılabına Bakışlar’’ adlı yazısını da burada tamamlamıştır. Bu yazısında Safa, Kemalist milliyetçi olarak görülmüştür. Tüm bunlar olurken Peyami Safa Almanya’daki gelişmeleri de yakından takip etmiş, bu gelişmeler onun düşünce yapısının temel taşını oluşturacak niteliğe sahip olmuştur. Avrupa seyahatinden sonra Peyami Safa anti Marksist ve anti liberal bir görüş olan korporatizmi savunmaya başlamıştır. Korporatizmi kendi görüşüne yakın bulmasının nedeni ise sınıflar arası çatışmayı reddetmesi olmuştur. Aynı zamanda korporatizm toplumu bir organizma olarak gören, liberalizmi reddeden ve esas olanın milli menfaat olduğunu belirten bir dünya görüşü olması sebebiyle de Safa’nın düşünce yapısına uymuştur. Peyami Safa, ‘’Türk İnkılabına Bakışlar’’ adlı eserini bu görüşler çerçevesinde ortaya koymuş ve bu görüşlere bağlılık göstermiştir.

Polemikler

Basını ve gazetecileri derinden etkileyen Takrir-i Sükun Kanunu’nun çıkartıldığı dönemde Peyami Safa henüz tanınan bir isim olmamıştır. Fakat bu kanun çıkartıldıktan kısa bir süre sonra komşusu olan Halil Lütfi’den bir gazete çıkartma teklifi almış ve birlikte ‘’Büyük Yol’’ adlı gazeteyi çıkartmışlardır. Fakat bu girişimleri başarısız bir şekilde sonuçlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonraysa çalışmalarını Son Telgraf, Son Saat ve Son Posta gazetelerinde sürdüren Safa’nın dönüm noktası Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladıktan sonra olmuştur. Burada ciddi başarılara imza atan Safa, çok geçmeden gazetenin fıkra yazarlarından biri ve edebiyat sayfası yöneticisi olmuştur. Bu dönemde sıkça edebiyat matineleri düzenleyen Peyami Safa, Türkiye’deki af kanunundan yararlanmak için gelen fakat Hopa’da yakalanan Nazım Hikmet’e destek vermek amacıyla Cumhuriyet gazetesinde ‘’Yanardağ’’ adlı bir şiir yazmıştır. Fakat Cumhuriyet gazetesi yöneticileri bu duruma ciddi bir şekilde karşı çıkmış, bu şiirle bir alakaları bulunmadığını söylemişlerdir. Bunun sonucundaysa Peyami Safa, Cumhuriyet gazetesinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Edebiyat Kavgaları

Nazım Hikmet hapisten çıktıktan sonra Peyami Safa onun adına edebiyat toplantıları düzenlemiş, böylece birlikte yeni bir edebiyat anlayışı ortaya koymak amacına girişmişlerdir. Bu sırada Resimli Ay ve Hareket adlı edebiyat gazetelerinde çalışan Nazım Hikmet, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı eserine övgü dolu bir yazı yazmış, Safa ise bu eseri ona ithaf ettiğini belirtmiştir. Hareket gazetesinde yazmaya devam eden Nazım Hikmet, ‘’Yalınayak’’ adlı bir şiir yayımlamış, Peyami Safa ise karşılık olarak ‘’Varız Diyen Nesil’’ başlıklı bir yazı yazmıştır. Bir beyanname niteliği taşıyan bu yazı, dönemin önde gelen isimlerinden Yakup Kadri’nin tepki odağı haline gelmiştir. Yakup Kadri, Milliyet gazetesinde yazmış olduğu yazıda her iki ismi de eleştirmiş ve bugün edebiyatta bilinen saman ekmeği kavgasının çıkmasına sebebiyet vermiştir. Yakup Kadri bu kavgayı şu şekilde yazmıştır: ‘’Düşünün ki en büyüğü Harb-i Umumide daha yirmisini bulmamış bu gençler ekmek yerine saman karışık hamurla beslendiler ve irfan yerine Babıali gündelik matbuatının ısmarlama harp edebiyatından başka bir şey okumadılar.’’ Yakup Kadri bu yazısından dolayı öğrencileri ve öğretim üyeleri tarafından protesto edilmiş, bu nedenle kısa bir süre sonra kavgadan çekilmiştir.

‘’Putları Yıkıyoruz!’’

Saman ekmeği kavgasından hemen sonra Peyami Safa, Yakup Kadri’ye karşılık niteliğinde bir yazı kaleme aldı fakat Nazım Hikmet bir süre sessiz kaldıktan sonra yeni bir kavgayla döndü. Bu kavga ise Putları Yıkıyoruz sloganı adı altında gerçekleştirilen ve birinci putun Abdülhak Hamid olduğunu belirten bir kavgadır. İkdam gazetesi bu slogan hakkında görüşlerini belirtmek üzere Yakup Kadri’yi de kavganın ortasına itmiştir. Yakup Kadri ise son olarak Peyami Safa ve Nazım Hikmet’e eleştiri yazısı yayımlamış ve kavganın ortasından çekilmiştir. Yakup Kadri bu iki isme duymuş olduğu tepkinin nedenini ise şu şekilde açıklamıştır: ‘’Nazım, Anadolu harbinde düşmana karşı çıkmaktan ürken sabıkalı, Peyami Safa ise edebiyatı eski bir şairin soyundan gelmiş cenindir.’’

Peyami Safa ve Nazım Hikmet

Peyami Safa ve Nazım Hikmet her zaman birbirine çok uzak iki isim olmuştur. Aralarında ciddi bir fikir ayrılığı bulunan bu iki ismin arasında çatışmalar başlamıştır. Bu çatışmaların asıl sebebi ise birbirlerini savundukları görüşlere çekme çabaları olmuştur. Resimli Ay gazetesi kapandıktan sonra ilişkileri bir süre devam etmiş fakat Safa, artık tamamen uzaklaşmıştır. Aynı dönemde yayımladığı ‘’Bir Tereddüdün Romanı’’ adlı eserinde sosyalizme olan şüphelerini ve sosyalizmi eleştirdiğini açıkça belli etmiştir. Çünkü Safa o günlerde Adalet Ağaoğlu tarafından oluşan fikir hareketine yönelmiş ve liberalizme kaymaya başlamıştır. Böylelikle eski çevreyle arasına soğukluk girmiş, ikili arasında büyük bir kavga patlak vermiştir. Çalışmalarını Tan gazetesinde sürdüren Nazım Hikmet ‘’Kahve ve Gazino Entelektüelleri’’ adlı yazısında Peyami Safa’yı hedef almıştır. Buna karşılık Peyami Safa’da kendi çıkarttığı Hafta dergisinde ‘’Biraz Aydınlık’’ adlı yazısıyla karşılık vermiştir. Bu yazısı toplamda yedi sayıyı bulmuştur.

Daha sonra Nazım Hikmet bu kavgalara son vermek adına Peyami Safa’ya bir şiir yazmış, Peyami Safa’da son şiirim diyerek belirttiği şiirini yazarak bir daha birbirleriyle konuşmamak üzere kavgaya son vermişlerdir.

Son Dönem

Peyami Safa 1938 yılında Nebahat Erinç ile evlenmiş, bu evlilikten Merve Safa adında bir oğlu olmuştur. 1958 yılından sonra ise onun için kötü bir dönem başlamıştır. Bunların ilki onu CHP’ye kaydığı için Büyük Doğu dergisinde eleştiren Necip Fazıl Kısakürek ile olan kalem kavgası olmuştur. Dönemin önde gelen isimlerinden Adnan Menderes ile olan ilişkileri ise onun gazetecilik ve edebiyat hayatını sarsmış, Türk Edebiyatçılar Birliği ile olan ilişkisi kesilmiştir. Yazdığı yazılara ise ara verilmiş, önceki yazılarına protestolar düzenlenmiştir. 1961 yılındaysa oğlu Merve Safa’yı Erzincan’da görev yaptığı dönemde kaybetmiş bu olaydan sonra bir daha toparlanamamıştır. Yazar ve gazeteci Peyami Safa oğlunun ölümünden üç ay sonra 17 Haziran 1961 yılında arkadaşının evinde geçirdiği beyin kanaması sonucu vefat etmiştir.

Eserleri

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930): Romanın kahramanları hasta çocuk, Doktor Ragıp ve Nüzhet’tir. Peyami Safa’nın çocukluğunda çektiği hastalığı konu alan eserde hasta çocuğun adı hiçbir zaman verilmez. Türk edebiyatımızın ilk otobiyografik romanı olması nedeniyle önemli bir yere sahiptir.

Fatih Harbiye (1931): Yazarın ustalık eseri olarak adlandırılan romanıdır. Doğu ile Batıyı karşılaştırdığı bu eserinin başlıca kahramanları; Neriman, Şinasi ve Macit’tir. İlerleyen dönemlerde yazarın bu eseri MEB tarafından 100 temel eser arasına girmiştir.

Bir Tereddüdün Romanı (1933): Başkahramanı Mualla olan romanın konusu bir kitap ile başlamaktadır. Mualla tavsiyeler üzerine edindiği kitabı çok beğenir ve yazarıyla baloda tanışma fırsatı bulur. Fakat aralarında üçüncü bir kişi olan Vildan yer almaktadır. Yazar bu üç karakter üzerinden bir aşk üçgenini ele alır. Romanın dili oldukça ağır ve yabancı kelimelerle doludur.

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949): Yazarın bu eseri kaleme aldığı dönem ikinci dünya savaşının başladığı döneme denk gelmiştir. Bu nedenle eserde savaşın karakterler üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Matmazel Noraliya üzerinden doğu-batı ve MüslümanlıkHristiyanlık kavramları anlatılmıştır.

Yalnızız (1951): Eski İstanbul köşklerinde geçen olayları ele aldığı bu roman, yazarın en beğenilen romanları arasında yer almaktadır. Dönemdeki batılılaşma sevdasını, yozlaşmış ve manevi değerlerini kaybeden insanların yalnızlığını konu alan romandır.

Biz İnsanlar (1959): Yazar her romanında olduğu gibi bu eserinde de doğu-batı çatışmasını ele almıştır. Romanda işlenen esas konu İstanbul’u işgal eden kuvvetlere yardım eden insanlara, halkın duyduğu öfkedir. Bu nedenle milliyetçilik ve sosyalizm gibi kavramlar romanda önemli birer unsurdur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir