Ben Beni

Sabahın ilk saatlerinde düştüm yine yollarına, uçan kuşa sora sora
Toprağı koklaya koklaya…
Neredeyim hiç bilmiyorum, yol nereye ben oraya. Dar sokaklara girdim, hemen hemen her evin ışıkları yanıyordu. Sabah namazına uyanan insandan ne zarar gelir, devam et yoluna, bul aradığını dedim kendi kendime.

Evlerin kapıları ahşap ve çok eskiydi, yollar hala taşlı ve samimiyet kokulu… Gökyüzünde, saat dördün mavisi vardı, hiçbir kuş uçmuyordu. Kafamı çevirip önüme baktım, bir topluluk vardı. Tek değilim diye sevinip hızlı adımlarla yetişmeye çalıştım onlara. Dört tane orta yaşlı adam, yavaş yavaş yürüyorlardı, arkalarına geldiğimde hala muhabbetleri devam ediyordu. Kulak misafiri oldum biraz, camiye gittiklerini duyabilidim. Biraz daha yaklaşıp selam verdim, bana çok sinirli bakışlar atıp muhabbetlerine devam ettiler. Sonu gözükmeyen yolda yürümeye devam ediyorduk. Bir adam, kızına söylediği yalanı anlatıyordu, öbür adam karısını nasıl dövdüğünü, gülerek… Onların topluluğunda ama biraz daha önde yürüyen adam muhabbete hiç karışmıyordu, gözünden yaşlar dökülerek yürüyordu. Ortalarında olan adam, akşam iş çıkışı gördüğü bir kadını, ağzı sulana sulana anlatıyordu. Dehşetle dinlemeye devam ettim. Aynı yolda devam ederken, ayakta durmakta zorluk çeken, sarhoş bir hayat kadını karşıdan geliyordu. Bunu gören adamlar, kafalarını öne aldılar ve yürümeye devam ettiler. Önde tek başına yürüyen adam, kadına selam verip “iyi günler” diye seslendi. Kadın eliyle selam verip bir tebessüm bırakıp yoluna devam etti. Kadın biraz ilerledikten sonra, kafalarını yere indirenler hemen adama yönelip, kızmaya başladılar.
– Sen nasıl onunla konuşursun, görmüyor musun kapalı bir yeri bile yok, neredeyse çıplaktı! Göz zinası abdest bozmaz mı müslüman?
– Ameller niyetlere göre değil midir? Ben selam verirken ne giydiğini bile görmedim!

Sinirli bir şekilde yanlarından ayrıldım ve yoluma devam ettim. Gitgide hızlandı adımlarım. Ne yolun sonu gözüküyordu ne de sinirimin…

Bilmez mi gafil; yalan daha çok zarardır dine
Bilmez mi gafil; birinin canını yakmak, hıyanettir emanete
Bilmez mi gafil; kadının ayakları gider cennete?
Hangi kitapta yazar, fenalık edip cennette gideceğin? Üstadın sözleri ilişti kulağıma;

Gezdim şu alemi ıslah edeyim
Özümü meydanda gördüm sonradan
Zaman mahlukana hü dost gönlümü verdim
Sermayemden zarar gördüm sonradan
………………………….

O sonu gözükmeyen yol, zaman ve yaşammış.
Aradığım şey, benliğimin ta kendisiymiş.
Yolda karşıma çıkan insanlar, kötülüklermiş.
Namaza uyanan insanlar, içimdeki masum ve güzel duygularmış.
O hayat kadını, her ne olursa olsun, saygıyı hak eden insan kalbiymiş.
Önde kendi başına, ağlayarak yürüyen adam, geride bıraktığım ve önüme bakmam gerektiğini bildiğim düşüncelermiş.
Çalar bir Mahzuni türküsü, der ki;

İşte geldim gidiyorum buradan
Ne yazık ki çözemedim ben beni
Haksızlık dünyada sürüp giderken
Şekil verip çizemedim ben beni

Dostlar beni bir kazana koydular
Kırk yıl yandım daha çiğsin dediler
Ölçeğimi gram gram yediler
Bir kantarda tartamadım ben beni

Akarsuyum halden hale büründüm
Cahilin gözüne kara göründüm
Derya idim damlalara bölündüm
Çok bulandım süzemedim ben beni
………………………………….