Yezidin Harcı Zulüm, Yiğidin Burcu Ölüm

Merhaba sevgili okur, bugünlerde okuduğum ve etkilendiğim, Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk kitabında detaylı bir şekilde gündemime gelen daha önce hiç araştırmadığım, şimdi ise araştırıp çok etkilendiğim Yezidilerden ya da diğer adıyla Ezidilerden bahsedeceğim.

Din, dil, ırk üçlüsünü önemsemeden bu kesimin insanlarının feryatları kulağımda çınlıyor sanki. Çığlıkları ve seslerini duyuramadıkları bir dünyada yaşıyor ve bu yüzden utanç duyuyorum. Hiçbir insan zulmü ve tecavüzü haketmediği gibi, hiçbir insan da dini yüzünden yargılanmamalı ve sırf bu yüzden acı çekip kavrulmamalı. (Şehidime ateş eden varlıklar öte yanda dursun, onları kesinlikle insanlık kategorime alamıyorum bile.)

Şimdi konumuza gelelim, bu Yezidiler kim? Neye inanırlar neye inanmazlar? Neden katliamlar peşlerini bırakmaz… Ezidilerin çığlıklarını kulağında hisset ve insanlık nelerle mücadele ediyor duy sevgili okurum.

Yezidiler ya da Ezidiler çoğunlukla Kürtçe konuşan etnik-dinî bir topluluğa verilen isimdir. Bu topluluğun Zerdüştlük ve eski Mezopotamya dinlerinden uzanan dinî inançlarına Yezidilik ya da Ezidilik denilmektedir. Ezidiler, temel olarak tarihte Asurluların bir parçası olan Irak’ın Ninova bölgesinde yaşamaktadırlar.

Günümüzde, Irak Federal Kürdistan Bölgesi, Türkiye, Suriye, Ermenistan, Gürcistan, çeşitli Avrupa ülkeleri ve Rusya federasyonu sınırları içinde yaşıyorlar. Eskiye nazaran nüfusları çok azalmış. Ezidi kaynaklarına göre, şu anda bütün dünyada, Irak Federe Kürdistan Bölgesi’nde 400-450 bin, Suriye’de 15-20 bin, Türkiye’de binlerle ifade edilecek küçük bir nüfus, Rusya Federasyonu’nda 150-180 bin, Avrupa’da 60-75 bin olmak üzere toplam 750 bin Ezidi yaşamaktadır.

Ey Tanrım, Şeyh Şems ve Şeyh Ali; Ey Melek Tavus
Sultan Ezi’nin devrine inancım var,
Ezid’in ağıldaki kuzusuyum,
Ey Tanrım sen bizi baştan et, imandan etme.

“Ezidi” kelimesinin bu dinin tanrısı olan Azda kelimesinden türetildiği iddia edilmektedir. Kürt dilinde “Tanrı” ismini karşılayan iki kelime mevcuttur: Bunlar “Ezda” ve “Xweda”dır. Ezda beni yaratan, veren ve var eden anlamlarına gelmektedir. Xweda ise kendiliğinden var olan anlamına gelmektedir.

Yezidiliğin önceki ilahî dinlerde anlatılan “Düşmüş Melek’in yaratıcının buyruğuna rağmen insan karşısında eğilmeyip saygı göstermemesi, onun aslında ne kadar asil olduğunun tüm Evren’e ispâtıdır ve yaratıcı tarafından sınanmıştır. İşte bu sınavı başarı ile verip tüm insanlığın ve dünya işlerinin başına geçme hakkını kazanmış” diye düşünülür.

Düşmüş Melek, Melek Tavus olarak adlandırılır ve bir tavus kuşu ile simgelenir. Gururlu bir melek olduğundan tanrıya isyan etmiş, ceza olarak 40.000 sene orada yanmış, sonunda döktüğü göz yaşları bu ateşi söndürmüştür. Artık tanrıyla barışıktır. Düşmüş Melek, yemek pişiren ve yangın çıkaran ateş gibi, Dünya gibi hem iyi, hem de kötüdür. Yezidiler için Melek Tavus, en güçlü melek ve aynı zamanda affedilmiş Şeytan’dır. Bu ismi ağzına almak, mukaddes olduğundan yasaktır. Tanrı, özünde iyilikle dolu olduğundan ibadet edip onun gönlünü kazanmak gerekmez.

Aksine ibadetin ona değil, içi kötülüklerle dolu olana, Tavus’a yapılması ile kötülüğün en büyük kaynağından korunulur. Bu anlamda iyilik ve kötülüğün kaynağı aslında Melek Tavus’tur. Âhiret inancı gibi sonradan hesap verilecek bir yerin varlığı söz konusu değildir. İnsanın inanışına ve yaşayışına göre Dünya Cennet’e de, Cehennem’e de dönüşebilir. Melek Tavus, bütün bu işlerin denetleyicisi ve tanrının bu Dünya’daki gölgesidir.

MARUL YENMEZ, LACİVERT GİYİLMEZ

Ezidi inanışına göre, insan ölür ancak ruhu ölmez, ruh başka gövdelere geçerek varlığını sürdürür. Güneş, ay ve yıldızlar ışık kaynaklarıdır, onun için hepsi kutsaldır. Ateş, nur saçan bir kaynak olduğu için kutsanır ve ona asla tükürülmez. Kutsal kitapları olan “Kara Kitap”ta (Mishefa Reş) bazı yasaklar şöyle sıralanır: “Peygamberin adını çağrıştırdığı için marul yemek yasaktır. Kuru fasulye haramdır. Koyu mavi boya kullanmak, mavi elbise giymek yasaktır. Onu karnında sakladığı için Yunus Peygamber’e saygısızlık olmasın diye, balık yenmez.

Peygamberlerinden birinin sürüsü olduğu için ceylanların etini yemek haramdır. Tavus kuşuna saygısızlık etmemek için ona benzeyen horozun eti de yenmez. Güneş kutsaldır, ışık saçar, ısıtır, hayat verir. Yılan güneş ışığını çok sevdiği için yılan kutsal bir hayvandır, kesinlikle öldürülmez. Beyaz renk kutsaldır; beyaz, saflığın, temizliğin sembolüdür. Onun için Ezidiler, beyaz kıyafetler giymeye özen gösterir. Saç ve bıyık uzatmak, uzatılan saçları örgü yapmak gelenektir. Ezidiler için farz olan dini vecibeler şahadet, namaz (ibadet), oruç, zekât ve hactır.

YEZİDİLERİN İKİ TANE KUTSAL KİTABI OLDUĞU BİLİNİR

1. Meshaf Reş

15. yüzyılda yazıldığı ortaya atılmış olan ve Yezidilerin mitolojisini anlatan bir eser. Ayrıca kitabın sonunda Ezidilerin yapmalarının yasak olduğu şeyler bildirilir.

2. Kitab el Celve

Daha geniş bir zaman diliminde Yezidileri bilgilendiren yazılmış bir kitaptır. Bu kitapta, bu kitabın sadece Yezidiler tarafından okunması gerektiği ve yabancıların eline geçmemesi söylenir. Beş bölümden oluşur.
Birinci Bölüm: Melek Tavus’un ezelî oluşu ve sıfatları. Diğer dinlerin artık hükümsüz oluşu ve kitaplarının geçerliliğini kaybetmiş olduğudur.

İkinci Bölüm: Ödül ve ceza, reenkarnasyon.

Üçüncü Bölüm: Her şeyin Melek Tavus’un denetiminde olduğunu anlatan bölüm.

Dördüncü Bölüm: Mevsimler, yasalar ile ilgili bilgiler ve yabancı inançlara kapılmamak gerektiğine dair uyarılar.

Beşinci Bölüm: Kendisini simgeleyen kavramlara saygılı olmayı buyuran bölüm.

KUTSAL VADİNİN GİZEMİ

Her yıl 6-13 Ekim günleri arasında Laleş’te büyük Ezidi buluşması yaşanır. Bunun adı “Cema (Toplanma) Bayramı”dır. Şeyh Adi’nin türbesine yapılan hac ziyareti, onlar için hem dini, hem de milli bir vazifedir. Bu tören sırasında, şeyhin sandukasına yüz sürüp üç kez tavaf eden her Ezidi hacı olmuş sayılır. Şeyhin türbesine, Sırat Köprüsü denilen bir köprüden geçerek ulaşılır.

Türbenin içinde bir pınar var. Pınarın adı “Akpınar”dır (Kahniya Sipî). Bu pınarın suyuna zemzem suyu adı verilir. Çocuklarını bu pınarın suyuyla vaftiz ederler. Hac vazifesi, bir tören şeklinde yerine getirilir. Vadi boydan boya, kocaman dut ağaçlarıyla çevrilidir ve her dut ağacına bir büyük dini şahsiyetin adı verilmiştir. Bu ağaçlar teker teker ziyaret edilir. Vadide bulunan ağaçların tek dalını bile kesmek, günahların en büyüğüdür. Kutsal vadinin hiçbir yerinde ayakkabı ile dolaşılmaz. Burada zinhar cinsel ilişki kurulmaz. İçki içilip sarhoş dolaşılmaz. Kem gözle kimseye bakılmaz. Ziyaret boyunca her türlü kötülükten arınır insan, pür iyilikle dolar.

Terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün hedefinde olan Iraklı Yezidiler sık sık katliam ve zulümlerle karşı karşıya kalıyorlar.

Birleşmiş Milletler’e göre, Irak’ta terör estiren radikal İslam Devleti örgütünün saldırıları altında ‘soykırım’ tehdidi ile karşı karşıya kalan Ezidiler, tarih boyunca da birçok katliama uğradı, ana vatanları olan ülkelerden kaçmak zorunda kaldılar. İran ve Mezopotamya’da yaşamış, Ortadoğu’nun en kadim topluluklarından biri olan, kökenleri 4 bin yıl öncesine dayanan Ezidilerin hedef olmalarının sebebi ise onlara yapılan yanlış yakıştırmalar ve yaftalamalardı. Kimileri onları şeytana tapmakla suçladı, kimileri “güneşe tapanlar” olarak adlandırdı. IŞİD gibi radikaller tarafından ise ‘sapkın’ olarak görüldüler.

TC. kimliklerinde din hanesi boş

Türkiye’de yakın zamana kadar Ezidilerin nüfus cüzdanlarındaki din hanesinde (x) işareti vardı, şimdi ise bu hane boş bırakılıyor.

Avrupa’da Ezidiler herhangi bir baskı görmemelerine karşın resmi olarak tanınmıyorlar. Uca, Avrupa’nın Ortadoğu’dan gelenler için yalnızca ‘Arap’, ‘Türk’ ve ‘Farsi’ kimliklerini tanıdığını belirtiyor. Ancak Ezidilerin çok sayıda ve büyük çaplı örgütler ve federasyonlara sahip olduğunu, bunlar aracılığıyla resmi kurumlarla ilişkilere sahip olduklarını ekliyor.

Bu fotoğrafa iyi bak sevgili okur, iyi bak… Hangi insan hak ediyor bu kadar acı dolu bir hayatı? Hangi çocuk hak ediyor parklarda koşmak yerine kanlar içinde kalmayı? Hangi anne ister bedeninin satılmasını, çocuğundan ayrı kalmayı… Kim ister ki dini yüzünden durmadan yargılanmayı?

Çoğu Ezidi kadın, müslümanlık adı altındaki örgütün kölesi. Çoğu kız çocuk ise 8 yaşından itibaren tecavüze mağdur kalıyor. Kırlarda gezmesi gereken o çocuklar oynarken düşüp dizlerini kanatamıyorlar, küçücük yürekleri çoktan kan revan olmuş çünkü.

Bir insan en çok da başka bir insanın işkencesiyle cehennemi yaşıyor bu hayatta. Gerek var mıydı bunca kavgaya? Gerek var mıydı bir çocuğun çığlıklarını kapatıp dünyasını karartmaya… Ve ne gerek vardı Ezidileri koskoca dünyada yuvasız bırakmaya?

Biz insanlar değil miydik her görüşe saygı duyan? Her dini hoşgörüyle karşılayan! İnsan mıdır, masuma başkaldıran!.. Soruyorum sevgili okur, insan mıdır, bunu bir insana yapan!..