YARALI MELEK

Tablolarla aranız nasıldır bilemiyorum ama sanırım herkesin gördüğünde kalbine dokunan bir tablo vardır.

‘’Yaralı Melek (bitiş tarihi 1903)’’ benim ilk gördüğüm andan itibaren kalbime dokunan tablolardan biri. 2006 yılında Finlandiya’nın ulusal resmi seçilen bu tablo ünlü ressam Hugo Simberg’in tablosu.

İki delikanlının ellerinde kalın ağaç dallarından yapılmış ilkel bir sedye ile ‘’yaralanmış meleği’’ taşıdıkları tablo.

Sedyenin ön tarafında giden ve meleğin yaralanması ile sessizliğe bürünmüş halde sakin adımlarla ilerleyen delikanlı tamamen siyahlar içinde. Sedyenin arka tarafında olan delikanlı ise kahverengi bir ceket, koyu mavi bir pantolon ve yine koyu renkli bir ayakkabı ile göreceli olarak daha renkli bir kıyafetle sert adımlarla ilerliyor. Fakat siyah giyinmiş delikanlının aksine onun yüz ifadeleri çok daha keskin, bir yandan kızgınlığını bir yandan da çaresizliğini gösteriyor. ‘’Elimizden gelen son şeyi de yapıyoruz’’ der gibi bir bakış bu.

Resimde açık renklerin kullanıldığı en belirgin özne ise ‘’meleğimiz’’. Yaralı melek tamamen beyazlar içinde ve gözleri beyaz bir bez ile bağlı. Meleğin kanatlarındaki ufak yara izleri ve yorgun düşmüş görüntüsü yaralanma esnasında biraz hırpalandığının ispatı. Fakat sedye taşıyan delikanlılara sonsuz bir güveni var. Elinde bulunan ve iyileşmenin simgesi olan 3 adet kardelen ile de tabloya bakanlara iyileşeceğine olan inancını gösteriyor.

Tablonun arkasında gördüğümüz manzara ise Helsinki’de bulunan ve tablonun yapıldığı yıllarda insanların aileleri ile dinlenmek için topluca vakit geçirdiği alanlardan birisi. Yani ressamımız hayal ürünü olan bir manzara kullanmak yerine gerçek bir yeri tablosuna manzara olarak kullanmayı tercih ediyor…

Bu tablo ile ilgili daha pek çok yorum yapılabilir (Her ne kadar Hugo Simberg tablolarını yorumlamayı hiç sevmese de…) ama benim bu tablo ile ilgili en sevdiğim şey mimarı yani Hugo Simberg ile olan ilişkisi.

‘’İyileşmeyi’’ simgeleyen bu tablo Hugo Simberg’in hastalığıyla boğuşup iyileşmek için yollar, yöntemler aradığı bir dönemim en güzel meyvesi. Uzun ve yorucu bir kışı hastalığı ile boğuşarak geçirirken aynı zamanda bu tabloyu yapıyor, hiçbir ilacın iyi gelmediği hastalığına yaptığı bu tablo iyi geliyor.

Kendi zihninde yarattığı ‘’yaralı melek’’ ve bu meleğin iyileşmesine olan inancı Simberg’i de iyileşmesi yönünde motive ediyor. Kendi zihninin planladığı bir oyun ile hem iyileşiyor hem de Finlandiya tarihinin en değerli tablosunu üretiyor.

Dünya bizim yorum kabiliyetimiz ölçüsünde ve zihnimizde onu kodladığımız şekliyle var. Bana kaç tane dünya var diye sorarsanız dünyadaki insan sayısı kadar olduğunu söylerim… Bu yazıyı yazdığım an itibari ile yedi milyar yedi yüz altmış altı milyon sekiz yüz yirmi bir bin beş yüz doksan iki tane…

Evet dünyanın çok güzel bir yer olduğunu ben de kabul etmiyorum ama ne kadar kötü olduğu konusu bence tartışmaya açık… Tamam kendi yaralarınızı geçelim insanın kendi yaralarını sarması kolay bir şey değil ama başkalarının yaralarını da saramayacağınız kadar kötü bir yer mi?

Yaralarınızı ‘’yaralı bir melek’’ yapıp onunla beraber iyileşme konusunda çok iyi olmayabilirsiniz peki ya başkalarının yarılı meleklerini taşıyacak delikanlılardan (genç kızlardan) biri olma fikrine ne dersiniz? Rengarenk giyinen sedye taşıyıcıları ile gözleri bağlanmamış nerede yaralandığını gören ve oradan gülerek geçen meleklerin olduğu o kadar çok tabloya özne olabilirsiniz ki… Bu sizin elinizde… Telefonla internette sörf yapmak yerine sevdiğiniz ama uzun zamandır konuşmadığınız birini arayıp halini hatırını sormak kadar basit bir şey bu… Bugün böyle birini arayıp halini hatırını soracak mısın? Bugün birisinin yarasına iyi gelmeye çalışacak mısınız? Peki ya bugün rengarenk kıyafetleriniz ile sedye taşıyacak mısın?