Vâveylâya, Çıkageldi Mektubun III

Çıkageldi işte

Çıkageldi bu hengamenin içinden

İnce ve keskin iplerin arasından

Sonra bir bakışı vardı, mektupların anısına

Ateşten kızılca, masmavi denizden bir parça

Bilirsiniz işte, gökten bir nâra

Anlamadan çıkagelir, bakınır durur yanında

O an hava, kuş sesleri, nehrin akıntısı

Sızısını kaybetmiş, eteklerin ucu ıslanmış

Eller tane tane ter, yüzlerde utangançlık

Gençlikti, yapamadım etmedim demedim

Gönlüme çizilen çıkmazlara bir kaçamak

Adını bilmiyordum, dilimin ucuna bir anda geldi işte

Vâveylâ… ne de güzeldi adın, ne de güzeldir adın

Gözlerimde bir damla yaşın, sözlerimde ıslaklığın

Halen gitmedi penceremdeki anın

Halen kalbimde o acınası hatıran, çeşmenin yanı

Son görüşlerim, cesaretsizliğim, al yazmalım

Diyemedim işte, senden bana kırların narin sesi

Toprağın o dolgun duruluğu, elime sıkıştırılan bir mektup daha

Bu kaçıncı vâveylâ, bunun adı nedir?

Başıboş, aylak bir yıldızın kayboluşu mu

Yoksa geceme misafir olan kedinin merhameti mi

Neydi bu, böylece öksüz, yetim, gurbete getirilen mektup

İçinde sözlerin olduğu iddia ediliyor

Vuruluyorum, yıkıntılarıma doğru sel gibi gelen bu sözlerine karşı

Ayaklarım doğunun yolunu tutmuş

Gözlerim kış vaktine münhasır

Dileklerimde yine onun duası, ‘maviye çalan gök yağ ve kapa bedenimi’

Yine uslanmayan hayaller o bacanın dumanına karışacak

Ekmek tanelerine haktır karıncanın gayreti

Benim ayaklarım, bendeki bu illet yine kafamda uçuşan sözlerin

Çıkmıyorlar, yer edinmiş hakkı olana tâbî

Uyuyamıyorum vâveylâ, uzaklara bakmaktan nasır tutan hislerim

Dillerin ucundaki o hakiki söze yaklaşamıyor

Kalpleri keşif yolculuğundaki o ıstırabı anlayamıyor

Vâveylâ, acaba duyuyor musundur beni?

Acaba toprak beni tekrar fırlatıyor mudur o sakıncalı güneşin alnına

Susuzluğumu bahane edip filizlenmemi göze alamıyor mudur?

Bu çağlayan derelerin sesine vuran yalnızlık

Nemli toprağına ayak basılmamış olmasındandır

Kaç sene oldu bilinmez midir

Kaç koca sene geçti görülmez mi bu bereketi sürükleyen yer

Bu köyde kaç kişi kör, bu köyde kaç kişi topal

Kaç kişi kaçtığı şeyin aslında onu

dere tepe arkasından koşuşturduğunun farkında değil

Şapkasının altında gizlediği o sarığı 5 vakitten başka hangi davet aşikar etsin

Başka hangi aşığı yolundan etsin ki bu sebep

Başkalarına varan bu mektup hangi sevgiliyi es geçsin söyleyin

Söyleyin bülbüllerin ötüşü birini vurup öldürürken

diğeri neden canlılık bulsun!?

Küçüklükten beri hep bir şeylerin peşinden koşmuşumdur. Bazen kazanmak için bir topun peşinden, bazen söbelenmemek için en yakın arkadaşlarımdan kaçmış, bazen ise görünmek için çabalayıp ne kadar gayret etsem de babamın gözüne girememiştim. Yani kısacası bir şey hep eksik ve yarımdı, ama tamamlamanın anahatarı bende gibi bunun peşindeyim. Uzun yıllar geçti, belki çok şey değişti, 23 yaşıma geldim. Farklı şehirlere gidip, farklı kültürler gördüm. Ama beni kendine bağlayan İstanbul oldu, o yüzden İstanbul da ikamet ediyorum. Şimdi diyorsunuz, seni kendine Türkiye'nin en ücra bir kasabası bağlasaydı bu kadar cüretkar olur muydun. Cevabım, evet olurdum. Çünkü zaten 15 yaşımdan beridir gurbet ellerde ilim tahsili yaptım. Gittiğim yerlere mucizevi bir şekilde hemen alışır ve bana hemen ısınırlardı. Bu benden değil Allah'ın bir lütfuydu :) İstanbul da hafızlığımı bitirdikten sonra Samsun 19 Mayısta Arapça ve Üniversite tahsilimi gördüm. Şimdi ise bir şeylerin yönünü tahsis etmekle meşgulüm, ileride kendimi nereye koyacağım. İleride ki konumum ve fikir dünyam neresi olacak? Bunun gayretini veriyor arada kaçamak yaparak sizinle burada böyle muhabbet ediyorum. Sağlıcakla kalın, dua ile kalın, kendinize iyi bakın. Allah'a emanetsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir