23.7 C
İstanbul
Pazar, Ağustos 14, 2022

Vâveyla’nın Ölümü / Göklere Son Mektup IV

Ne önemi vardı ki taze yaprakların

Gül bahçelerinin yanında, yağmurun duruluğu

Gözlerindeki aykırılık, sabaha varan gürültün

Aklıma çakılan o koku, korkuların varlığı

Kalbimde hüznünün yaldızlı kahrı

kimin umurundadır batan güneşe veda eden çocuğun yalnızlığı

Nasılsa aklımıza kazınmış, nasılsa geçen zaman

Bizden hesap sormayacak, pişman olmayacağız

Hakim koltuğunda oturan yalancı yandaşım

Senin ne mutluluğuna ne de parçalanışına şahit olacak

O zaman sorarım yıldızlar her an pencereme konuşunuz

Sonra gecenin karanlığı perdeme koşuşu

Güneşin bu aceleciliği bundan mıdır? Sizi mi kıskanıyor yoksa!

Ama ben derim ki eğer yoksa bizi kutuplaştıran o korku

Ne önemi vardır ki gül bahçelerinin varlığı

Bir de gözlerine bir vuslat ağırlığı çöktüyse

Ölümle yüzleşen yanım elbette yıldızlara kanar

Elbette güneşin üstüne yorgan vadesini dolduran yaprak

Ayakların altında kurban edilen yüzüm, alnımın açıklığı

Evrenin bizim için olan bu fedakarlığı

Bulutların kesintisiz ve kusursuz bu süzülüşü

Hepsi ama hepsi yaşamak sanatının gayreti

Gayretin içindeki pamuk ipliğine asılı inancım

Aklayacağım sol yanımı ve yürüyüşümdeki çarpıklık

Gözlerime işlenen şaşılık, kulağımın pası

Dudağının iki ucuna sapladığın cümlede

Mektupların suçu ne ola ki? Kaleme reva görülen bu fenalık

Cümlelerin küskünlüğü, içine düştüğümüz mana alemi

Sana da tanıdık gelmiyor mu? Bak, kendi ile helalleşen dünya

Oysa ölümü sen hatırlattın bana, ölüm ile yüzleşen ilk sendin

Duvarlara saklanan gölge, yansımasını kaybettiğinden beri

Çiçeklerin kökleri karalar bağladı, sudaki bu küskünlük

Yeryüzünün sallanması ve dağların hızla yürümesi

Yaklaşmakta olduğumuz şey nedir sence?

Nuh tufanıyla paklanamayan insan, ölümün gerçekliği ile yüzleşti

Sonra ölümü kitli sandıklara koyduk, gitmesini bekledikçe

Ona yaklaşan biz olduk, yine o sandığı açan o eller

damarlarımızda hızla akan kan bizi ona sürükledi

Bir türlü temiz toprakla kirlenemedik, çamura yattık, balçığa battık

Ama gelmedi o içimizin aydınlığı, hilesinden yırtamadık

Ve karalar bağlayan çiçekler gül açtı

Bahçeler doldu, böcekler, kuşlar, ağaçlar yaprak açtı

Gecenin karanlığına sakladığımız o son

Bizi, evreni yenme planları yaparken yakaladı

Halen anlamadın di mi? Ben sevgiyi ölümle akladım

Ölümle yaşlandıkça kalbim ruhumla döneceğim ona

Yön tayin edemiyorum içimin uçurumuna

Bir anda körükleniyor ateşi aklımın ucuna

Fikirlerimin öksüzlüğü, gönlümün karalığı bundan

Son kez açtım gözlerimi

son kez değiyor belki de sözlerin dilime

Aklımla yendiğim bu savaşı her defasında gönlüme kaptırıyorum

Ve zaman, elimde avucumda ne varsa alıyor

Geriye edindiğim davam ve kavgam

Ruhum ve denkliğim

Geriye sadece o kalıyor işte; ölümün çıplaklığı ve hakikatin izharı…

Related Articles

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles