Umutlarını Yitirmeyen İnsan Portreleri: Memleketimden İnsan Manzaraları

Kırlarda böyle baharda böyle ikindi üzeri gökyüzünün aydınlığı bir sevda şarkısı gibi yumuşarken,
ağaçların gölgeleri rahat ve serin toprakta başlarken uzamaya,
daha genç, daha şehvetli, daha yeşil yaşarken
kuşlar, boynuzlu hayvanları ve böcekleri ile otlar,
tembel ve bahtiyar sazan balıkları gibi kımıldarken su birikintileri,
bir saadetli hayıflanıştır insan yüreğinde bugünkü dünyada bulunmanın kederi…

Değerli okuyucu merhaba! Bugün sana Türk edebiyatında şiirleriyle, aşklarıyla, hasretlerini ve vatan sevgisini anlattığı kitaplarıyla bana göre istisnasız en önemli isimlerden biri olan Nazım Hikmet ’in ustalık eseri diye nitelendirilebilecek bir eserinden bahsetmek istiyorum; Memleketimden İnsan Manzaraları.

Beş ciltten oluşan kitap, şair tarafından 1939-1947 yılları arasında yazılmıştır fakat dönem koşulları nedeniyle yazıldıktan ancak 30-35 yıl sonra yayımlanabilmiştir.

Kitabın ilk cildinde, Haydarpaşa’dan kalkan posta trenindeki yolculardan söz edilir. Bu yolcular arasında köylüler, hükümlüler ve askerler vardır. İkinci ciltte yine Haydarpaşa Garı’ndan kalkan ekspresin yolcuları anlatılır. Bu yolcular ilk gruba göre daha üst tabakadaki kişilerdir. Üçüncü ciltte daha çok hapishane ve hastane yaşamına, hasta ve doktorlara değinilir. Dördüncü ciltte 2. Dünya Savaşı’na, vatanseverlere, işgalcilere değinen şair bu kısımda Tanya isimli Rus bir kızın asılmasından bahseder. Ki bu kısım beni fazlasıyla etkileyen kısımlardan biriydi. Kitabın son cildinde ise o dönem İstanbul’daki acılardan ve yaşanan sevdalardan bahseder.

Nazım Hikmet’in Tanya’ya sözleri:

Bursa Cezaevi’nde karşımda resmin.
Sene 1941 değil artık
sene 1945.

sen Rus, ben Türk,
ama ikimiz de komünistiz.
Seni astılar memleketini sevdiğin için,
ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim.
Ama ben yaşıyorum,
ama sen öldün.
Sen çoktan dünyada yoksun,
zaten ne kadar az kaldın orada :
on sekiz senecik.
Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.

Nazım Hikmet ’in dil ve anlatımdaki ustalığını muazzam bir şekilde okuyucu ile buluşturan kitap; çok yönlü ve destansı bir anlatımla yoğrulmuştur adeta. Dört duvar arasında kaleme alınan eserde, Nazım’ın düşünceleri, uğruna baş koyduğu davası ve vatan aşkı güçlü bir şekilde dile geliyor ve şair, gümbür gümbür gelen bu sesi neredeyse iliklerine kadar hissettiriyor okuyucuya.

Nazım Hikmet yapıtıyla ilgili ön tasarısını şöyle açıklar:

“İstiyorum ki okuyucu 12.000 mısrayı bitirdikten sonra vıcık vıcık insan kaynaşan bir mahşerden geçmiş olsun,

İstiyorum ki, bu insan mahşerinin konkre ifadesi okuyucuyla muayyen bir devirdeki, muhtelif sınıflara mensup Türkiye insanları vasıtasıyla Türkiye’nin muayyen bir tarihi devredeki sosyal durumunu anlatsın,

İstiyorum ki ikinci planda, Türkiye cemiyetini çevreleyen dünya durum muayyen bir devrede anlaşılsın,

İstiyorum ki; nereden gelip, nerede olduğunu, nereye gidildiği? sualine, sahamın içinde azamî imkânlarla cevap verilsin.”

(Kemal Tahir’e Hapishaneden Mektuplar, Nâzım Hikmet, Bilgi Yayınevi)

Söyleyecek ne kadar güzel sözüm vardı insanlara,

bana hiçbirini söyletmediler.

İyi okumalar dilerim…

20 yaşındayım. Mersin Üniversitesi psikoloji bölümü öğrencisiyim. Kendimi bildim bileli yazma, karalama, çizme alanları ile çok ilgilendim, içli dışlı oldum. Ve bu hobilerimi -hele hele yazma- bu mecra ile birleştirip daha iyi ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum. Daha çok okumak, okudukça yazmak ve yazdıklarımı paylaşmak sanırım beni en çok mutlu edecek şey olabilir :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir