Türkiye’de Sınav Öğrencisi Olmak

Her şeyden önce, sen ne vasıfla bu yazıyı yazıyorsun diye düşünenler için; bu sene ben üniversite sınavına hazırlanırken kardeşim lise sınavına hazırlanıyordu. Yani sistemde var olan sınavlar hakkında ister istemez bolca bilgi sahibiydim.

Pandemi döneminde okula gidememek ya da bir hafta gidip bir hafta yasak haberi ile planların suya düşmesi gibi sebeplerden ötürü nasıl geçtiğini anlamadığımız bir yıl oldu ne yazık ki… Çünkü plansız yaşamak başa büyük dertler açıyor.  Bugün etüt merkezine gidiyorsun, derslerine giriyorsun fakat yarın gidebilecek misin? İşte burası büyük bir muamma…

Her neyse bu dönemde fiziksel olarak çok yıpranmadım, okula giderken yaptığım yirmi dakikalık yürüyüş bile iptal edilmişti. Ama ruhsal olarak öyle çok etkilendim ki, az önce bahsettiğim şu belirsizlik dahi insanı düşüncede boğmaya yetecekken, üstüne üstlük sınav anı, sınav sonrası, üniversitelerin açılıp açılmayacağı, üniversite sonrası iş bulma gibi pek çok soru ve sorun omuzlarımızdaydı.

Bir yıl boyunca çalıştık. Çalışmadığımız her saniye ise bir vicdan azabıdır, peşimizdeydi. Ailem elinden geleni yapıyor, hocalarım elinden geleni yapıyor; peki ben elimden geleni yapıyor muyum? İşte, bu yetersizlik hissi insanın göğsüne bir film izlerken, ilginizi çeken herhangi bir şey yaparken koca bir taş gibi oturuyor. Ne o izlediğiniz filmden zevk alabiliyorsunuz ne de gönül rahatlığıyla herhangi bir ders dışı etkinliğe katılabiliyorsunuz. Arkadaşlarınızla oturup bir iki saatlik kahve molasında bile yapamadığınız sorular, dersler ve konular hakkında konuşuyorsunuz. Bazen biri isyan ediyor, yeter artık kapatın şu ders mevzuunu diye. Sonra uzun bir sessizlik oluyor. ‘Sınav harici hayatımız kalmamış ki’ farkındalığı geliyor insana. Durumun vahametini son bir örnekle şöyle izah edebilirim: dinlediğiniz müzikleri dahi zevkinize göre değil; Türkçe olmasın da kafamı karıştırmasın, sınavda aklıma gelip dikkatimi dağıtmasın şeklindeki kriterlere göre seçmeye başlıyorsunuz.

Şimdi; çok abartmışsınız, bu kadar kasmaya gerek yoktu, her şey olacağına varır şeklinde düşünce ve söylemleri olanlar için kendimi bir nebze açıklayayım. Böyle bir dönemde ailem maddi manevi her istediğimi yaparken, öğretmenlerim molalarını bizler için feda ederken, ben nasıl olur da bunun endişesini duymam? Nasıl bu soruların zihnimde uçuşmasına engel olabilirdim?.. Olamadım da zaten.

Ayrıca motivasyonun insanın yalnızca kendi içinden gelebildiğini, dışarıdan hiçbir etkinin insanı motive edemeyeceğini öğrendim bu dönemde. İnsan her sabah kendisini yataktan kaldıran sebebi, sınav senesinden önce bulmalı ve ona göre çalışıp geliştirmeli kendini.

Bir şekilde geçti günler ve aylar… Önce kardeşim LGS’ye girdi. Beklediğinden çok zor bir sınav ve sonrasında da düşük netlerle karşılaştı. Bunu da bir şekilde geçiştirdik. Bizim sınavımızla bunun alakası yok, bir kere bizimkini ÖSYM hazırlıyor, okula bile gidemedik bu kadar zorlamazlar herhalde, diye teselli ettik kendimizi.

Sınav günü gelip çattı. İlk gün ne olursa olsun moraller bozulmamalıydı, çünkü ertesi gün bir sınavımız daha var. sınavdan çıktım; ağlayanlar, konuşamayanlar, boş bakışlar… Benimki kötü değildi sanki ama herkes öylesine üzgündü ki kendimden şüphe etmeye başladım. Henüz de o şüphelerimi giderebilmiş değilim.

Ertesi gün alan sınavımız vardı, Matematik o kadar kötü geçmişti ki; fen kısmına geldiğimde mezuna kalacağım, olan oldu, yapamadım gibi pek çok olumsuz düşünce ile savaşmak zorunda kaldım. Son zamanlarda denemelerde işaretlediğim soru sayısının neredeyse yarısını yapabilmiştim, matematik hem sınavımı hem moralimi berbat etmişti. Emeklerimizin karşılığı bu değildi. Bu karamsar ruh hali birkaç saat sürdü. Ardından sene boyunca takip ettiğim youtube kanalları, rehber öğretmenlerim, herkesin çok kötü geçtiğini söyledi. Sınava girenlerin %90’ı Matematiğin ‘çok zor’ olduğu fikrindeydi. Birkaç gün sonra ise sorulardan üç tanesinin Matematik olimpiyatlarından alındığını öğrendim. Sonuç olarak ortada büyük bir haksızlık vardı ve bu sebeple de herkesin netleri düşük gelecekti. Bu bir nebze rahatlattı beni. Çünkü bir sıralama sınavıydı. Net değildi önemli olan.

Sınav sonrası içime çok büyük bir rahatlama gelecek, istediğim her şeyi bir bir yapacağım, sabahlara kadar film izleyeceğim, sürekli kitap okuyacağım, diye hayal kuran ben; sınavdan sonra eve gelip duvar izleme seanslarıma devam ettim. Ne oldu şimdi? Üzerimden bir tır mı geçti benim? Bir yıldır uğruna hayatımdan fedakarlık ettiğim sınav bu mu olacaktı? Şeklinde sorular deryasına kapıldım. Sınav üzerinden şimdi neredeyse iki hafta geçti, yavaş yavaş nelerden hoşlandığımı, neler yaparken kendimi mutlu hissettiğimi hatırlamaya başladım. Pek yakında da inşallah sınav senesinden önceki Bürde’yi tam anlamıyla hatırlayacağım…

Bir ülke çökecekse de yücelecekse de; bu gençler sayesindedir, okuma aşkıyla yanıp tutuşan gençler sayesinde… Fakat ‘yetkililer’ bizlere hiç destek olmazken, üstüne üstlük sanki çözülemesin diye hazırlanmış soruları karşımıza çıkararak köstek oluyor gibi gözükürken, bu gençler yeteneklerini sergileyemez. Ya da sergiler ama burada değil. Aziz Sancar gibi veya gündemimize bomba gibi düşen aşı meselesinde karşılaştığımız Özlem Türeci ve Uğur Şahin gibi sergiler…

Pandemide okulun, kütüphanelerin, ruhsal sağlığın yokluğunda ve her gün aynı masada, evin gürültüsünde, kardeşin ağlamasında ders çalışan bu unutulmaz nesle selam ve sevgi ile…  

Dünle beraber gitti cancağızım Ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

2 Comments

  1. Büşranur Yalınız Cevapla

    Bir ülke çökecekse de yücelecekse de; bu gençler sayesindedir, okuma aşkıyla yanıp tutuşan gençler sayesinde… 👏🏻👏🏻

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir