20.7 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 6, 2022

Türk Rönesansı 80 Yaşında

Bir millet savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin o
zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla mümkündür.
Mustafa Kemal Atatürk

Rönesans deyince herkesin aklına ilk olarak Orta Çağ ve reform hareketleri gelir. Ancak, rönesans yeniden doğuş manasına gelir. Cumhuriyet ile küllerinden doğan Türk milletinin rönesansı da Köy Enstitüleri’nin kurulması olarak görülür.

Köy enstitüleri, tam 80 yıl önce bugün, 17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı yasa ile resmi olarak açılmıştır. Genç cumhuriyetin palazlanması için eğitim alanında çok çalışan Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve İsmail Tonguç’un çalışmaları sonucu açılan köy enstitüleri Anadolu’yu, irfan ordusuyla doldurma projesidir.

Cehaletle Savaş

“Size sesleniyorum… Unutmayın ki: En büyük savaş, cehalete ve gericiliğe karşı yapılan savaştır.”

Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk, uzun yıllar süren kurtuluş mücadelesinin harp meydanlarında kazanılan zaferler ile bitmediğini söyler. Milli eğitime çok önem veren Atatürk muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma hedefinin ulusal bir eğitim programı neticesinde mümkün olabileceğini her fırsatta vurgulamıştır. 15 Temmuz 1921’de toplanan Maarif Kongresi için cepheden gelen Atatürk, burada eğitimin önemini vurgulayan çok önemli bir konuşma yapmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında okuma yazma oranı tüm yurtta yüzde 5’i geçmiyordu. Bunun yanında nüfusun yüzde 80’i köylerde yaşıyordu. Atatürk; “Türkiye’nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür.” diyordu ancak 40000 köyün yaklaşık 37000’inde ilkel tarım haricinde hiçbir şey yoktu. Bu sebeple kalkınmanın ve gelişimin köylerden başlaması gerektiği fikri doğdu. Çünkü eğitim alan, kendi kendini eğitebilen bir köylü demek tüm ülkenin gelişiminin hızlanması demektir.

Gelişimin temelden başlaması ve üretimin eğitimle harmanlanması için köy okullarına büyük önem verildi. Bu düşüncenin ilk meyveleri 1928’de açılan köy öğretmen okulları oldu ancak bu projeden istenen sonuç elde edilemedi. Sonrasında atılan eğitmenlik adımı ise bizzat Atatürk’ün fikriydi. Askerliğini çavuş olarak yapanlar, Atatürk’ün “Mekteb-i asli kıtadır.”  dediği kışlalarda aldıkları eğitimin üstüne gördükleri 6 aylık kurs ile eğitmen olmaya hak kazandılar. Bu eğitmenler de okulsuz köylere gönderilerek eğitimin her noktaya yayılması hedeflendi. Böylece köy öğretmen okullarının yerini köy eğitmen kursları aldı. İlk köy eğitmen kursları 1936’da Eskişehir Mahmudiye’de açıldı. Böylece köy enstitülerine giden yol iyice olgunlaşmış oldu.

Köy Enstitüleri

Köy enstitülerinin fikir babası, cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün davetiyle yurda gelen eğitimciler ve özellikle bu eğitimciler arasından John Dewey gibi görünüyor. John Dewey güzel bir inceleme yaparak Türk eğitim sistemi hakkında detaylı bir rapor sunmuştur. Bu raporda dile getirilen önerilerden faydalanılmış olsa da köy enstitülerinin tamamen bu rapordan doğduğunu söylemek o dönemin yöneticilerine haksızlık olur.

“Hasan Âli Yücel

Köy enstitüleri, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un büyük çabaları sonucunda ortaya çıktı. Tonguç’un “Enstitü öğrencisi iş yaşamı içinde, iş aracılığıyla iş için eğitilir.” düşüncesi, eğitimin temelini oluşturdu. Köy enstitülerinde köylerde yaşayan, ilkokul mezunu çocukların enstitüde tekrar eğitim görüp köyüne dönerek öğretmenlik yapması amaçlandı.

“İsmail Hakkı Tonguç

Özverili çalışmalarla oluşturulan yasa tasarısı 17 Nisan 1940’ta, “ziraat işlerine elverişli bulunan yerlerde, köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek” amacıyla Hasan Âli Yücel tarafından meclise sunuldu.

Yapılan her devrime ve yeniliğe karşı olduğu gibi Köy Enstitüleri’nin kurulmasına da karşı çıkanlar oldu ancak tasarı meclisten geçerek yasalaştı. Köy Enstitüleri şehirlerden uzak, geniş tarım arazisine sahip ve ulaşımı kolay olması açısından tren yollarına yakın 21 bölgede kuruldu.

Köy enstitüleri ve kurulduğu iller şu şekildedir:

– Akçadağ, Malatya (1940)
– Akpınar-Ladik, Samsun (1940)
– Aksu, Antalya (1940)
– Arifiye, Sakarya (1940)
– Beşikdüzü, Trabzon (1940)
– Cılavuz, Kars (1940)
– Çifteler, Eskişehir (1939)
– Dicle, Diyarbakır (1944)
– Düziçi, Adana (1940)
– Erciş, Van (1948)
– Gölköy, Kastamonu (1939)
– Gönen, Isparta (1940)
– Hasanoğlan, Ankara (1941)
– İvriz, Konya (1941)
– Kepirtepe, Kırklareli (1939)
– Kızılçullu, İzmir (1939)
– Ortaklar, Aydın (1944)
– Pamukpınar, Sivas (1941)
– Pazarören, Kayseri (1940)
– Pulur, Erzurum (1942)
– Savaştepe, Balıkesir (1940)

Köy Enstitüleri Neler Kazandırdı?

Köy Enstitülerinde sadece güncel dersler verilmiyordu. Her enstitünün kendine ait tarlası, bağı, besi hayvanları, arı kovanları ve çeşitli mesleklerin atölyeleri vardı. Örgün eğitim ile uygulamalı eğitim beraber görülüyordu. Bu enstitülerde yetişenler gittikleri yörelere modern tarım tekniklerini götürerek verimin artırılmasını, o yörede bulunmayan ürünleri tanıtarak ürün çeşitliliği sağlanmasını sağladılar. İş için, iş içinde eğitim felsefesi ile yetişen öğrenciler mezun olup köylerine döndüklerinde, köy okulunu yapacak kadar inşaat bilgisine sahip, çevresine öğretecek kadar sağlıkçı, duvarcı, demirci, terzi, balıkçı, marangozluk gibi meslek bilgilerine de sahip oluyorlardı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü, diğer enstitülerden mezun olan öğrenciler tarafından inşa edilmiştir.

Akpınar Köy Enstitüsü

Köy Enstitüleri öğrencilerini, sadece okul dersleri, ziraat, hayvancılık ve inşaat gibi uygulamalı alanlarda yetiştirmiyordu. Dönemin en sosyal, laik ve çağdaş okullarıyla eşdeğer kültür, sanat eğitimleri alan öğrenciler, okul içindeki faaliyetlerinde birçok sanat dalında ürünlerini sergiliyorlardı. Enstitülerde yetişen aydın nesil mezun olurken en az bir enstrüman çalmayı öğrenmiş olurlardı. Âşık Veysel de öğrencilere bağlama dersi veren öğretmenlerdendi. Öğrenciler sadece bağlama değil mandolin, piyano, keman, davul ve akordeon gibi çeşitli enstrümanları da öğreniyorlardı.

Çifteler Köy Enstitüsü

Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel dünya klasiklerini Türkçeye tercüme ettirmişti. Köy enstitüsü öğrencileri de her yıl 25 tane klasik roman okuyor, entelektüel birikimlerini artırıyorlardı.

Köy enstitülerinde 5 yıl eğitim alan öğrencilerin ders dağılımlarına bakıldığında nasıl bir eğitim verildiği anlaşılmaktadır. 5 yıllık süreç içerisinde teknik derslere ve ziraat derslerine 58 hafta ayrılmışken, kültür derslerine 114 haftalık süre ayrılmıştır.

Cumhuriyet daha ilk yıllarında temelden başladığı bu eğitim politikası ile bir münevver nesil yetiştiriyordu. Köy Enstitülerinin açıldığı 1940 yılında 1946 yılına kadar; 15.000 dönüm tarla tarıma elverişli hale getirildi ve buralarda üretime başlandı. 750.000 fidan dikilirken, 1.200 dönüm bağ oluşturuldu. Tarım yapılan yerlere çekilen sulama kanalları öğrenciler tarafından oluşturuldu. Aynı dönemde 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane ve 100 km yol yapıldı. Hasanoğlan Köy Enstitüsü matbaaya sahipti. Bu matbaada basılan Köy Enstitüleri Dergisi, İş Eğitimi Sözlüğü, diğer okullara dağıtılan ipekçilik, tohum ıslahı, bitki, böcek ve taş koleksiyonları, halk öyküleri toplama yöntemleri, yabancı dil öğrenme yöntemleri, çocuk bakımı gibi kitapçıklar vardı.

Köy Enstitüleri Neden Kapatıldı?

Köy enstitüleri yazar Sinan Meydan’ın deyimiyle “düşünen, sorgulayan, araştıran, eleştiren, üreten, paylaşan, dayanışan, yaratıcı, özgüvenli, kadın-erkek eşitliğine inanan, ırkçılığa, dinciliğe, mezhepçiliğe karşı, ötekine saygılı, öz kültüründen beslenen özgür bireyler yetiştiriyordu.” Bu sebeple daha kurulurken çıkan karşıt sesler gün geçtikçe yükseldi. 1946’da Hasan Âli Yücel bakanlıktan, İsmail Hakkı Tonguç ise müdürlükten ayrıldı. Onlarla başlayana bu serüven onlardan sonra sekteye uğradı.

1945 yılında Sovyetler Birliği, ülkemizin bazı yerlerinde askeri üsler kurmak istediğini bildirdi. Milli Şef İsmet İnönü’de durumu ABD ile görüşerek destek istedi. Soğuk savaş döneminde olan Sovyetler Birliği ve ABD birbirine karşı hamleler yapma peşindeydi. Bu sebeple İnönü’nün destek talebini kabul eden ABD, Truman Doktrini ile yardım planı çıkardı. ABD Türkiye’den, maddi yardımlarının karşılığında komünist rejimi andıran uygulamaların kaldırılmasını istedi. Kabul edilen isteklerinden biri de köy enstitülerinin kapatılması idi.

İlk aşamada şekli değiştirilen enstitüler köy öğretmen okullarına çevrildi. Ülkedeki siyasi değişimler eski politikalara eleştirileri artırınca köy öğretmen okullarına dönüşen köy enstitüleri 27 Ocak 1954’te açıldığı gibi yasa ile kapatıldı.

Sabahattin Eyüboğlu “Köy enstitülerini halk adına aydınlar kurdu, halk adına aydınlar kapattı.” diyor. Ancak, eğitimin yeşerttiği tarlalardan geleceği aydınlatan yıldızları toplamak mı aydınların işi, yoksa bu irfan yuvalarına kilit vurup geleceği, yani bugünleri karartmak mı aydın işi tartışılır.

Köy Enstitülerinin kuruluşunun üstünden 80 yıl geçmesine rağmen yetiştirdiği münevver nesil parmakla gösterilip, çevresini aydınlatmaya devam ediyor.

Bu ülkenin topraklarına bilim tohumu atan, geleceğe ve yükselişe inanmış tüm aydınların ruhu şad olsun. Çağdaş eğitim bayrağını devralıp aynı inançla gençliğe ve geleceğe yatırım yapanlar var olsun.

Kaynaklar

Ayrıca, engin bilgi birikimlerini ve arşivlerini esirgemeyen değerli büyüklerim Bedriye Aksakal, İncila Çalışkan, Haldun Cezayirlioğlu ve Erkan Akbalık‘a şükranlarımı sunarım.

Enes Akil Akbalık
Fikir işçisi olma arzusunda bir mühendis.

Related Articles

1 Yorum

  1. Enes, Köy Enstitülü ruhu ile yazdığın yazıyı okurken duygulandım. Senin gibi bir gencin, Türkiye’nin ronesansı olarak kabul edilen Köy Enstitülerini irdelemen, yazman beni çok duygulandırdığı gibi, geleceğe umutla bakmamı sağladın. Teşekkürler. Bedriye AKSAKAL

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles