Titanik’te Batan: Muhteşem Kitap

BBC’den Joobin Bekhrad’ın araştırmasına göre, Titanik 14 Nisan 1912 gecesi Yeni Dünya’nın denizlerine gömüldüğünde, en seçkin kurbanı bir kitap olmuştu…” Bu sözler Lübnan kökenli Fransız yazar Amin Maalouf’un 1988’de yayımlanan tarihi romanı Semerkant’da geçiyor.

Sözü edilen kitap, 11. yüzyıl bilginlerinden İranlı Ömer Hayyam’ın Rubaileri’ydi. Bu şiirlerin çok sayıda yazılı kopyası olsa da bu kitap yeganeydi. Maalouf’un romanında anlatılan da onun hikâyesiydi.

1900’lerin başında Londra’da iki ciltçi, George Sutcliffe ile Francis Sangorski eskiden kalma kitap ciltleme zanaatını yeniden canlandırmaya çalışıyor, ciltlerinde kullandıkları zengin desenlerle tanınıyorlardı. Henry Sotheran adlı kitapçı onlardan eşi benzeri olmayan bir kitap sipariş etmişti. Kitabın masrafı hiç önemli değildi. Dünyanın en muhteşem kitabını ortaya çıkarmaları için ciltçilere açık çek verilmişti.

İki yıl süren bir çalışmanın ardından, 1911’de tamamlanan kitapta Elihu Vedder’in resimleri eşliğinde, Ömer Hayyam’ın rubailerinin İngilizce yorumları yer almıştı.

Kitap, ihtişamından dolayı ‘Muhteşem Kitap’ adıyla ün salmıştı. Ön kapağında süslü üç tavus kuşu, arka kapağında ise Yunan sazı buzuki resmi işlenmiş olan kitap için, binden fazla yakut ve zümrüt gibi değerli taş, 5000 parça deri, gümüş, fildişi, abanoz ile 600 sayfalık 22 karat yaprak altın kullanılmıştı.

Sotheran kitapçısı bu kitabı New York’a göndermek istiyordu ama Amerikan gümrüğünün talep ettiği yüksek gümrük vergisini ödemeyi reddettiği için tekrar İngiltere’ye gönderildi.

Böylelikle Gabriel Wells, bir müzayedede kitabı 450 sterline satın aldı -kitabın satışı için alt sınır 1000 sterlin olarak belirlenmişti- Wells, kitabı Amerika’ya göndermekte kararlıydı. Fakat başvurulan gemi onu taşımayı reddetti.

Bunun üzerine Titanik gemisine başvurdu. Ancak kitabın hikâyesi Titanik’in batmasıyla son bulmadı. Bu olaydan birkaç hafta sonra kitabı hazırlayan iki kişiden biri olan Sangorski tuhaf bir şekilde boğularak öldü.

Diğerinin (Sutcliffe) yeğeni Stanley Bray ise kitabın anısını canlandırmaya kararlıydı. Sangorski’nin orijinal çizimlerini kullanıp, altı yıl süren bir çalışma sonucu kitabın yeni bir kopyasını yapmayı başardı. Kitap korunmak üzere bir banka kasasında muhafaza edildi.

Ama İkinci Dünya Savaşı esnasında Nazi uçaklarının Londra’yı bombalaması üzerine bu kitap da paramparça oldu.

Bray pes etmedi ve kolları yeniden sıvayarak yeni bir kopya hazırlamaya koyuldu. 40 yıl süren bir uğraşın ardından ortaya çıkan olağanüstü kopyayı British Library’ye -Britanya Kütüphanesine- ödünç verdi. Ölümünün ardından Bray’in vasiyeti üzerine kitap kütüphaneye bağışlandı. Bugün bu eseri orada görmek mümkün.Ölümünden önce şöyle demişti Bray: “Batıl inançlarım yok, ama tavus kuşunun felaket sembolü olduğu söyleniyor.”

Batı sanatçılarının hayran kaldığı ve ilham aldığı Ömer Hayyam Kimdir?

Ömer Hayyam, 18 Mayıs 1048’de İran’ın Nişabur kentinde doğdu. Hayyam, yaşadığı dönemin en önde gelen astronomu, bilim adamı, şairi ve filozofudur. Metafizik, matematik, fizik, astronomi ve şiir alanlarından birçok esere imza attı.

Bazı kaynaklarda anlatıldığına göre* Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam medrese arkadaşları ve yakın dosttular. Nizamülmülk, zekasına ve bilgisine çok güvendiği için devlet ve saray yönetimi konusunda kendisine yardımcı olması için Hayyam’a teklifte bulundu. Fakat Hayyam, saray entrikalarından hayatının sonuna kadar uzak kalmayı tercih ettiği için bu teklifi kabul etmedi. Nizam’dan tek bir şey istedi; rahatlıkla çalışabilmesi için bir rasathane inşa etmesini arzu etti. Nizam, onun bu dileğini çok kısa bir sürede yerine getirdi. (Ayrıca o dönemin hükümdarı olan Selçuklu sultanı Melikşah’dan da yakınlık ve dostluk görmüştür.)

Günümüzde rubaileri hâlâ tartışılmaktadır. Dörtlüklerini, yaratıcıya ve dine olan kafa karışıklığından ibaret görenler bulunmakta. Kimine göre bir bilgin, kimine göre bir dehâ, kimine göre şaraba tutkun bir ayyaş, kimine göre ise kendini ahiret ve ölüm korkusundan tenzih ederek bulunduğu dünyanın lezzettini meşk eden bir şair…

Oysa ki, rubailerinde son derece akıcı, herkes tarafından anlaşılan bir üslup takındı. Yaşama olan sevincini, şarabı, dönem içerisinde yaşanan haksızlıkları, din kisvesi altında barınan softa güruhunu ele aldı.

“Hayyam, sadece yaşamadı. Ardında bıraktığı ilmin sularıyla büyük insanları da yaşattı.”

Her sabah yeni bir gün doğarken,
Bir gün de eksilir ömürden;
Her şafak bir hırsız gibidir
Elinde bir fenerle gelen.

*Residüddin’in, Cami-üt-Tevarih eserinde yer almıştır.

Kaynak: BBS, Joobin Bekhrad

Gülsüm Özalp
Ben Gülsüm. Edebiyatçıyım. Yaklaşık bir yıldır 24Okur ekibiyle çalışıp, editörlük yapıyorum. Aynı zamanda felsefeye ilgim var.