Gökyüzünün kararmaya yüz tuttuğu bir devrin kırmızı yürekli siyahisiyim ben. Kızıl, kanlı bıçaklı dilimin ucundan çift başlı bir çatal yükselir; zehirler kelimeleri, zehirler mavilikleri. Ey kuzgun başlı kartal! Karşında işte tüm heybetiyle çaputlar bağladığın ağaç ve boynunu denize asmış kahverengi, çürük, tahtaları eksik kayık. Ve içinde ben, yalnızlık olgusunun ikiz kardeşi. Beyaz bulutlar kümelenirken tepemde, üzerimde uçan göçmen kuşlara sorarım; özlemle bezenmiş ayrılıklar yutabilir mi gönülsüz gönülsüz doğan güneşi? Sevgilisi kamerden ayrılalı şems bir daha serpmedi aydınlığını üzerime. Karanlık ihtilaller çıkardı mavi gökyüzümün güzel çehresinde. Ve ağardı saçları semanın, yüzü kararırken. Ayrılığın ağırlığı ölçülebilir mi? Ayrılamak… Süt tenli bir anneden, elleri nasır tutmuş bir babadan, bir sevgiliden veyahut yüzündeki kadın çehreli kamerden. Ölçülemez bana sorarsanız. Sekiz oktavlık isyan şarkıları boyarken annemin beyazlığını siyahlara, ayrılığın yalnızlığından korkan çocuk o an büyüdü, kabuklarını parçalarken.

Ve işte benim ben! Altımda uçsuz bucaksız siyah bir deniz. Üstümde güneşini kaybetmiş bir gök. Karşımda umutlar bağladığım kökleri kurumuş bir ağaç ve kulağımda canhıraşane çığlıklar; çıldırmış olmalı göçmen kuşlar. Yalan söyledim. Yalnızlıktan korkan çocuk büyümedi bir türlü. Yalnızca mahkûm edildi karanlığın kızgın sularının girdabına. Çok şey denedim geçen süre zarfında… Kağıttan dört kayık yaptım; kayığım denizdeki tek yalnız kayık değil demek için. Ağacıma ışıklar astım; güneş beni terk etse ne olur; benim ışığım bana yeter dedim. İçerisinde bulunduğum siyahlıklara inat bulutlardan bir tutam beyaz kumaş çaldım, üstüm paklanırsa kırmızı yüreğim belki gösterir kendini kıyafetimin altından. Tepemdeki kuşlar söyledi; kırmızı yürek siyah bir tene yakışmıyormuş… Denedim, ama olmadı… Ayrılıklarımın her bir kertesini boyayan yalnızlık haricindeki her şey, yalnız bıraktı beni. Göçmen kuşlar sevda türkülerini başka yerlerde tüttürmek için gitti. Gitsinler, onlar zaten yabancıydı tenimin siyahına. Kağıttan kayıklarım battı. Batsınlar, kağıttan hayır mı varmış! Daha yazılanların ağırlığını bile kaldıramayan kağıt, yalnızlığıma dost olacakmış (!) Güldürme beni Şüheda. Çok şey öğrendim geçen süre boyunca… Üç yaşında şiir yüzlü kadınlar gördüm. Otuz üç yaşında ağıt okuyan analar. İlk ağıdı komşum Hasibe’den dinledim. Bir ayrılık ağıdı; oğul ölmüş. İkinci ağıdı nenem Gülüzar’dan dinledim; ah oğul neden gittin. Annemin yüzünün deltalarında kahır gördüm, cefa içtim. Ve en müphem duygular beliriverdi göğüs kafesimde. Geçen 33 yıl boyunca ayrılık ağıtları ile büyüyen çocuk, ayrılığın göğüne terk edildi; siyah bir denizin içinde kırık bir kayıkta. Ne demiş Rumi; “Gel de  birbirimizin kadrini bilelim. Çünkü ansızın ayrılacağız birbirimizden.”

İçli içli Pinokyo’nun idamına ağlamıştım. Yalnız kalmıştı Gepetto Usta. Oysaki huysuz Pinokyo yalancının tekiydi; yalan söylemişti sana, Gepetto! Şimdiki yalancıların uzamıyor burnu. Uzasaydı eğer ayrılıklarımın sır perdesini aralardım. Özlem duymazdım geç(me)mişe. Hasibe sorardı oğluna neden öldüğünü. Suskun duvarların sessizliğinin yalanında boğulmazdı daha fazla. Gülüzar yakmazdı acıklı ağıtlar; uzasaydı ölüm haberi getiren kargaların burnu. Güneş tekrar aydınlatırdı göğümü; uzasaydı kamerin yanı başındaki huysuz yıldızın burnu. Neymiş başka galaksilerin güneşlerine vurgunmuş. Külliyen yalan! Ben ayrılıkların bağrında büyümüş yalnızlık güftesi. Yanı başımda kurumuş bir ağaç, altımda karalar bağlamış deniz, üstümde yüzü ağaran sema ve annemin ayrılığınının mayasında yoğurduğum ipe asılasıca yalnızlığım. Söyleyin lütfen! Hani her Adem’in kaburgasından yaratılır ya bir Havva. Ben Havva! Kaburgamdan yaratılacak mı bir Adem?

20 yaşındayım. Mersin Üniversitesi psikoloji bölümü öğrencisiyim. Kendimi bildim bileli yazma, karalama, çizme alanları ile çok ilgilendim, içli dışlı oldum. Ve bu hobilerimi -hele hele yazma- bu mecra ile birleştirip daha iyi ve daha güzel işlere imza atmak istiyorum. Daha çok okumak, okudukça yazmak ve yazdıklarımı paylaşmak sanırım beni en çok mutlu edecek şey olabilir :)

4 Comments

  1. Merve Alıcı Cevapla

    Ah Şüheda! Ne derin bir yazı okudum betimlemelerin şiddetinde. Ve başlığına ayrı bayıldım. İçimdeki “Monolog” konuşmalarıma bu başlıkla renk kattığın için teşekkür ediyorum. ⚘ Kalemine, yüreğine gökkuşağı… ?

    1. Şüheda Şalışlıoğlu Post author Cevapla

      Beğenmene, yüreğine dokunmasına çok sevindim. Çok teşekkürler canım benim.❤️

  2. Merve ŞEN Cevapla

    Gerçekten tebrik ederim , her kelimesi içime dokundu çok beğendim devamını da bekliyorum merak içinde kaleminize sağlık

    1. Şüheda Şalışlıoğlu Post author Cevapla

      Yüreğinize dokunabildiysem ne mutlu bana. Beğenmenize çok sevindim, çok teşekkürler.?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir