SEN HANGİ KUŞAKSIN?

Merhabalar sevgili 24Okur okuyucuları. Karantinanın bilmem kaçıncı gününden sizlere sesleniyorum. Radyocu konuşması gibi oldu neyse hayal kurmayalım şimdilik… Eee karantina günleri nasıl neler yapıyorsunuz diye sormıyacam çünkü hiç ilgilenmiyorum Allah sizi inandırsın. Umarım evde canım sıkılıyor, yapacak bir şey bulamıyorum, çatladım, bunaldım diyen program yapıp gününü düzenlemeyi bilmeyen güruhtan değilsinizdir diyorum ve konuma geçiyorum.

KUŞAKLAR

Nedir bu kuşaklar? Kaç tanedir? Kimler girer dediğinizi duyar gibiyim.

Kuşaklar aslında 3’e ayrılıyor.

  1. X Kuşağı (1965-1979)
  2. Y Kuşağı (1980-1999)
  3. Z Kuşağı (2000-2020)

Öncekiler ya da sonrakiler ne diye sormayın bilmiyorum. Araştırmaya da üşendim canım istemedi. Gelelim yakın kuşakların özelliklerine. X Kuşağı yani çoğumuzun anne ve babalarının oluşturduğu son derece çalışkan, sabırlı, örf ve adetlere düşkün teknolojiye alışmaya çalışan kuşaktır. Y Kuşağı ise çokta çalışkan olmayan, belli bir otoriteye bağlı kalamayan bundan dolayı daldan dala atlayan, sabırsız, asi ama bazı önemli ananeleri gözardı etmeyen ortada kalmış hem sokak oyunları bilen hem bilgisayar çağının oyunlarını bilen kuşak. Gelelim Z Kuşağına. Bu kuşaktakiler X ve Y kuşağını kanser eden, aşırı tembel, iletişim kurmada eksinin altında tamamen sanal dünyada büyüyen sokak oyunlarını bilmeyen ağızlarında genelde BOŞ YAPMAAA cümlesi olan çoğumuzun kardeşlerinden oluşan kuşak. Tabi istisnalar da vardır…

Bu kuşakların maddi özelliklerinden bahsettik. Gelelim manevi özelliklerine. Fıtrat, yaşantı olarak farklılık göstersek de bazı manevi özellikler farklılık göstermediğinin kanaatindeyim. Mesela arkadaşlık, dostluk, vefa, aşk, sevgi, merhamet, vicdan, esaret, doğrular, yanlışlar, bardağa dolu ya da boş tarafından bakma ve ÖZGÜRLÜK… Daha çok sayabiliriz ama ben biraz sadede gelmek istiyorum müsaadenizle.

ÖZGÜRLÜK

Evet özgürlük. Kime göre neye göre özgürlük. Bedenin mi yoksa fikirlerin mi yoksa hayallerin mi özgürlüğü…? Şu sıralar herkes evinde durmak zorunda salgın hastalıktan dolayı. Öğrenciler okula gidemiyor, esnaflar dükkanlarına, sadece işçiler ve sağlık gurubu dışarda o da mecburiyetten. Geri kalan topluluğa evinde oturması söyleniyor aynı HAPİS gibi. Hapsolmak bir yere ne üzücü değil mi? Hele ki yaklaşan bahar günlerinde. Kimilerine göre evet bu durum hapis çünkü “O’nu tanıyan ve itaat eden zindanda dahi olsa bahtiyardır. O’nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.” demiş düşüncelerine çok önem verdiğim zaatı muhterem. Çok hoşuma gidiyor bu cümle adeta içimi aydınlatıyor. Nerede olursan ol, ne halde olursan ol O’nu yani Allah’a kul olduğumuzu unutmamak. Olaylar karışısında isyan etmek yerine sabırla karşılamak arasında ince bir çizgi var muhakkak. Bunun bilincinde olmanın verdiği iç huzur ise sizi bu duyguya davet ediyorum.

Gelelim karantina günlerinize. Evet yazının başında ne yaptığınız beni hiç alakadar etmez demiştim kabul ama kıyamadım size bir kaç cümle ile umarım bardağa dolu tarafından bakmayı görebilirsiniz. Aslında şuan büyük bir salgın var her an öteki tarafa gidebiliriz yani piyango kime vuracak Allah’tan başka bilen yok. Böyle bir gerçek var. Herkes evinde kabuğunda sadece canla başla çalışan sağlıkçılar ve emekçi kardeşlerimiz haricinde. Umarım hastalığa yakalanmazlar. Helal rızık için çabalayan emekçi kardeşlerim Allah yar ve yardımcınız olsun.

Gelelim evde kendini hapis zannedenlere onlara iki çift sözüm olucak. Siz hapsolmak ne inanın bilmiyorsunuz şımarık şımarık evden dışarı çıkamıyoruz, kaldık burada, 2020 bit artık demeyi bırakın aile ve iç dünyanıza dönün. Elinizdeki telefon, tv, pcleri bırakın ve ailenizle ilgilenin, gönüllerini hoş tutun zira bir daha gelmeyecek bu vakitler belkide. Manevi hayatımızdan başlayabiliriz mesela. Hepimiz insanız ve eksikliklerimiz muhakkah var önemli olan bunları telafi etmeye çalışmak heleki şu üç aylarda. Ahir zamandayız. Zaman su gibi akıp gidiyor vakit geç olmadan kendimize çeki düzen vermeye başlasak sizce de güzel olmaz mı? Bardağa birde burdan bakın derim…