Riya- Kârlılık

İnsanoğlu her zaman mantığın doğrularıyla ilerlemez. Ya doğru bildiği yanlışlar ya da yanlış bildiği doğruları fark etmeksizin uygular. Çoğu kez mekanik bir hal almış hareketler ile doğru ya da yanlış şeylere imza atar. Bunlardan bazıları yüz yıllardır yapısına işlemiş, bazıları ise sosyal çevresinin de etkisiyle içine yerleşmiştir. Kalıplaşmanın en kötü görünümlerinden biri de riyakarlık itiyadıdır. Bu hal öyle bir tesir etmiştir ki kalbe, çoğu kez farkında bile olmadan kapılır cazibesine. Kimi zaman bir doktor işimizi görür, doktorları yüceltiriz. Kimi zaman bir polis bizi zalimin elinden kurtarır, polisi severiz. Fakat bunların hiç birini gerçek bir saygıdan değil, iki yüzlü minnet duygusundan sebep yaparız. Misal güneşli bir günde, ciğerlerimiz sonuna kadar oksijenle doluyken biri ne denli önemliyse bizim için aslında o kadar saygı duyuyoruzdur ona karşı. Daha fazlası ise çaresiz anlarda gösterilen fırsatçılıktan öte bir şey değildir. Kimi zaman Tanrı’ya yalvarmak dahi bu amaçla yapılır. Zor günlerin yakıcı ve çaresiz azabı olmadığı sürece Tanrı’nın kapısını çalmayan bu büyük grubun, diğer insanları övüp, değer verirken samimi ve içten olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Özü yakalamak gerekirse eğer; davranışlar bilinçli hale dönüştürülüp,  duyguların verdiği anlık tepkilerden kaçınılmadığı sürece, yalnızca zor günlerin telaşında değil, zamanın en güzel hediyelerini tadarken dahi kıymet bilinmediği takdirde bu halin esaretinden ve yükünden kurtulmanın bir yolunu bulamayacağız.