Otogar Müzikali: Otogargara

Yılmaz Erdoğan’ın yazmış olduğu Otogargara isimli oyun ilk kez 1995’te BKM’de oynanmış. Kadrosunda Yılmaz Erdoğan, Gürdal Tosun, Demet Akbağ, Olgun Şimşek, Bican Günalan, Sinan Bengier gibi usta oyuncuların yer aldığı oyunun mekânı bir otogar. Farklı yolcuların farklı hikâyeleri, otogardaki ayrılıkları bu mekân üzerinden sahneleniyor. Sahnede oynanırken kamera kaydına alınmış oyunu şu an internet üzerinden izleyebiliyoruz. Şimdi biraz içeriğe değinelim.

Oyunun afişi.

“-Merhaba ey ahali bendeniz Simsar Osman! Otogarın yerlisiyim ben. Yani otogarlıyım anlayacağınız. Şimdi otogarlı demek ne demek?

-Ne demek?

-Oğlum otogarlı demek Türkiyeli demek! Zira Türkiye’nin alayı hergün burada!”

Böyle bir giriş yapar Yılmaz Erdoğan. Sahiden de oyun boyunca adeta bir memleket portresi çizer otogara gelip gidenler üzerinden. İletişim kurulamayacak kadar kaba ve konuşamayan insanlar, okullarda kendi ilkeleri ve meslek etiği doğrultusunda görev yaptığı için sürgün edilen öğretmenler, suçsuz yere yıllarca hapis yatanlar, taşı toprağı altındır diye doğudan İstanbul’a göç edip İstanbul’da hüsrana uğrayanlar, ‘meşhur olacağım’ diye İstanbul’a gelen gençler, nefes almaksızın konuşan teyzeler, dikkatsiz şoförler, palavracı muavinler ve daha saymakla bitmeyecek nice tipik Türkiye insanı.

Bu şekilde bahsedince kafanızda bol ağlamalı bir dram oyunu canlanmasın. Yılmaz Erdoğan bunları anlatırken her zamanki gibi seyirciyi gülmekten kırıp geçiriyor. Oyunun anlattığı her şeyi trajikomik bir biçimde işliyor. Örneğin;

Doğudan İstanbul’a göç etmiş olan çift bir kenar mahallede yaşamaktadır. Burada inşaatta çalışan adam birgün yüksek bir kattan düşer ve ölür. Kadın kocasının cesedinin önünde şöyle konuşur:

“Ben sana dedim İstanbul’a gitmeyelim diye. Şimdi köyde olsaydık sen de beşinci kattan düşmezdin. Çünkü köyde en yüksek bina iki katlı. Taşı toprağı altın ha? İşte şimdi taşını da toprağını da daha yakından görme imkanın oldu. Toprak için geldi toprak oldu benim salak İlyas’ım!”

Kadının inşaattaki arkadaşlarından birinin, kadına “Allah Allaaah!” şeklinde tepki vermesiyle kadın konuşmaya devam eder:

“-Bak bu da Allah diyor! Kardeşim niye her şeye Allah’ı karıştırıyorsunuz? Allah sana akıl vermiş, yer çekimi vermiş. Yer çekimi olan yerde aklını kullanıp düşmeyeceksin! Aha bu İlyas da böyleydi. İlyas iş yok? ‘Allah büyüktür.’ İlyas ekmek yok? ‘Allah büyüktür.’ E be İlyas biz de biliyoz Allah’ın büyük olduğunu! Al İlyas’tan cevap: ‘Allah büyüktür.’ Allah sana köy vermiş, İstanbul vermiş. Aklını kullanıp köyde kalacaksın, İstanbul’u da köye çevirmeyeceksin! Allah sana işsizlik vermiş, açlık vermiş. Aklını kullanıp… ne bok yiyeceğini bilemeyeceksin! Ah İlyas’ım ne yapacağım ben şimdi?”

Buraya kadar seyircinin gözü dolmuşken sahneye Simsar Osman girer, adamın çantasını eşinin yanına koyar, ve şöyle söyler:

“-Üzülme bacım. Allah büyüktür.”

Gözü dolan seyirci burada kahkaha atar. Oyunun geneline bu trajikomik unsur hakimdir. Nitekim bir otobüs bileti almak isteyen yolcuya, sadece bayan yanı bir tane koltuk kalması sebebiyle bilet vermemekte ısrar eden Simsar Osman’la yolcu arasındaki kahkahalar attıran diyalogların olduğu oyunda, kocası seneler evvel Elazığ otobüsünde kaza sonucu ölen, ama senelerce otogara gelip “Elazığ otobüsü geldi mi?” diye soran bir kadın da vardır.

Esprileri, dramları, oyunculukları, kareografisi ve müzikleriyle izlenesi bir yapıt. İyi seyirler.