Nesnenin Trajik Ve Psikoz Bir Anı

Issız, serin bir bahar gecesiydi. Yıldızlar gökte dağılmış vaziyette; kimi ışıltılı, kimi mat, kimininse ışığı azalıp çoğalmaktaydı. Böylesine belirsiz bir gecede, ay ışığı pencereyi görünür hale getiriyordu. Odada, masanın üzerinde, kağıt ve kalem usul usul duruyorlardı. Duvarlar somurtkan, karamsar ve üzerinde asılı duran tablolar kıpırtısızdı. Odanın ışık görmeyen köşelerinde nesneler birbirine karışmış bir şekilde kapkara görünüyordu. Masa lambasının ışığı kağıdın üzerindeki kalemi karakalem çalışmasına benzer bir şekilde gölgelendirmişti. Masanın en uzak tarafındaki pencere açık bırakılmış odayı saçıp savuracak rüzgar için veli nimetti. Amansız rüzgar, her zamanki gibi odaya destursuz girecek, odada güçsüz gözüken ne varsa sağa sola savuracaktı. Yerden tavana uzanan sarmaşık desenli perde, rüzgarın etkisiyle odanın her köşesine dokunuyordu. Rüzgar narin ve hafif hafif esiyordu ki hırçınlaştı, bir anda etkisini artırdı. Odadaki nesneler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Kağıdın üzerinde duran kalem gölgesiyle birlikte masanın bir köşesine yuvarlandı. Kağıtta şaha kalkar gibi oldu fakat kalem onu tutuyor, kağıdın üzerinde bir köşesiyle ağırlık oluşturuyor, masadan uçmasını engelliyordu. Kağıdın uçup ateşte kül olması bir anlıktı. O an için savrulup ateşte yanmak kaçınılmazdı. Odanın tavanında ateşin ışıkları raks ediyor, kuzinede odunlar ‘Çatır çutur’ sesleriyle yanıyordu. Kağıt ateşin kıyısındaydı fakat kalem, ağırlığıyla onu acı acı yanmaktan kurtarıyordu. Rüzgar durulmuş, perde hafif hafif sallanıyor, rüzgarın şiddetlendiği an tedirginlik yaratıyordu. Bir tarafta ısıtmayı sağlayan ateş, diğer taraftan serinleten rüzgar, kağıdın kül olmasına yol açacak en büyük etkenlerdendi. Kağıt mahcup, kaleme minnet borçluydu. Ne zaman pencere kapanacak, kuzinedeki ateş sönecek, o zaman rahat bir şekilde masanın üzerinde duruyor olacaktı. Yok olmayı ve acı çekmeyi bu kadar yakından hissetmek her ruhun kaldırabileceği bir yük değildir. Psikolojik olarak baskı oluşturan bu durum, terlettiriyor, terlendikçe nemli bir hal alıyor ve kağıt beyazlığını köşelerinden yitirmeye başlıyordu. İki yaralayıcı etken zamanı durduruyor, zaman geçmek bilmiyor, varlığının en kötü anlarını yaşatıyordu. Üzerindeki kalemin ağırlığı umut veriyor, kalemi teşekkürlerine boğuyor, şükranlarını sunuyordu. Günün aymasına az kalmıştı. Rüzgar sustu, dindi. Gökyüzü yavaş yavaş aydınlandı; yıldızlar belirginliğini yitirdi. Kuzinenin tavanına değen alevler yerini dingin korlara bırakmıştı. Odanın penceresi hala açıktı. Tertemiz bir havayı içeriye alıyor, odayı kasvetinden arındıyor, güzelleştiriyordu. Bu korkunç, ölümcül anlar son bulmuş; şimdilik feraha kavuşulmuştu.

Paylaş

5 duyu organlarımla gözlemlediklerimi edebileştirirken kısa ve öz kalmakla idare ediyorum. Sanatsal yönüm, gündelik yaşantılarım içinde ağır basıyor ve bu şekilde bir şeyleri kaleme alabiliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir