Nefret Tarlası

Dünyayı değiştirdik, tarihi değiştirdik, çağlar devirdik fakat bir tek kendimizi değiştiremedik. İnsanoğlu, Ademden bu yana aynı duyguları geleceğe miras bıraktı. Kin, şehvet ve iktidar duygusu insana verilmiş en büyük cezalardır.
Eski çağlardan süre gelen fitne tohumları büyüdü boyumuzu aştı. Öyle ki güneşimizi kapattı, önümüzü göremiyoruz. Teknoloji, sağlık ve sanayi bilgileri birbirinin üstüne eklenerek uzay çağı dediğimiz çağa yakınlaştırsa da bizi, üst üste yığılan sadece bilgi birikimlerimiz değil.
Dünya hiçbir zaman barışın diyarı olamadı. Sürekli bir yerlerde iktidar uğruna kanlar aktı. Ademin oğlu Kabil’in, kardeşini öldürerek dünyaya ilk fitne tohumunu atması ve bu tohumun nesiller boyu bir miras olarak aktarılması dünyayı bir fitne bahçesine çevirdi. İktidar ve güç kavgaları dünya barışını tehdit eden en büyük olgulardır. Julius Caesar, Cengiz Han, Tomas de Torquemada, Kazıklı Voyvoda, Korkunç İvan, Mussolini, Adolf Hitler, İdil Amin, Bush, Saddam Hüseyin ve daha niceleri, iktidarları uğruna milyonları gözlerini kırpmadan öldüren gaddar güç sahipleri. Peki bu isimler olmasaydı dünya çok daha farklı bir yer olur muydu? Tabii ki de hayır. Bunlar sadece gücü ellerine alabilen insanların bir kısmı. Bu isimler iktidar olamasaydı başkaları iktidarı ele geçirecekti ve içlerindeki kin ve nefreti dünyanın ortasına kusacaktı. Aramızda hala güç sahibi olamayan kötü insanlar var.
Her insanının içinde iyilik ve kötülük sulanmayı bekleyen iki çiçek gibi kök salar. Önemli olan sizin ve bulunduğunuz çevrenin hangi çiçeği suladığıdır. Hepimiz Adolf Hitler kadar kötü de olabiliriz, Jose Mujica kadar alçak gönüllü de…
Sulamadığınız ve güneş görmeyen yanınız kuruyacak ve en sonunda gövdeden düşecektir. Bu düşen çiçek karanlık yanınız ise sorun yok fakat aydınlık yanınız ise Kabilden kalan mirası sizde taşıyorsunuz demektir.
Bu tablonun bir de güçsüz tarafında yer alanlar var. Çocukluklarını yaşayamadan büyüyenler, iktidarlar ve doğal kaynaklar uğruna yurtsuz kalanlar. Onların hakkını kim savunacak, kravatlı takım elbiseli sinsi yüzler mi? Ya da gökten gelecek bir kurtarıcı mı? Bunca yıllık dünyada bu kadar acıya rağmen dünyanın giderek kötü bir hal almasına karşın, yerin ve göğün sessiz kalması ne kadar anlayışla karşılanabilir? Küçücük bedenlerin kıyaya vurması yalnızca manşetleri süslüyor. Fakat onlar o manşeti yazana ve ben de bu satıları yazana kadar kim bilir nerede bir çığlık kopuyor.
Sözde düzen değiştirici bir kesim var ama bakın sadece sözde. Çünkü onlarda biliyorlar ki bu düzen değişmez sadece bulunduğu yüzyılın şeklini alır. Uzaya taşınma çabaları eğer gerçekleşirse belki dünya bir nebze rahatlayabilir. O zaman da uzaylılar düşünsün, evrenin en tehlikeli varlığı olan insanoğlu onların huzurunu da kaçıracaktır.

Aykut Özavinç
1997 yılında doğdum. Üniversite öğrencisiyim.