Edremit’in Gelini

Edremit'in Gelini

Edremit’in gelini kınalamış elini
Sarmaya doyamadım o incecik belini
Hoştur cilvesi cilvesi elmaslı fesi

Bu türküde ne bulduğumu anlayamadılar sevgili okuyucu tıpkı neden çantamda şiir kitabı taşıdığımı anlayamadıkları gibi.
Şöyle diyordu Kelebeğin Rüyası filminde: “Bir şair, şiirden anlamayan birisiyle şiirsel bir ortamda uzun süre kalırsa şiirden kesilir.”
Bıkmadan anlattık ne bulduğumuzu şiirde, türküde, kalemde. Kimi anladı kimi anlamadı. Bizlerse artarak büyüyen bir aşkla düştük peşine kaçırdığımız bir dize varsa bulmak için. Adı bilinmedik hiç bir şair kalmasın diyeydi tüm çabamız. Bir şiire konu olan artık yaşanması imkansız aşkları içselleştirmekteydi belleğimizin en büyük fonksiyonel girişimi. Çünkü bizler bir sevgilinin saçının kokusundan önce bir kitabın sararmış sayfasının kokusunda bulmuştuk kendimizi. Ve öyle öyle sevdik sonra bir kadını, bir adamı, bir çocuğu. Hal böyleyken bizlerin ince işlenmiş nakış misali ilgimizi, sevgimizi, ironilerimizi kaldıramadı günümüz gençleri. Düşünsenize kelime dağarcığı 120 olan bir kişinin karşısına geçip de, ‘Sevgilim ben sende imkansızlığı seviyorum ama asla ümitsizliği değil.’ diyorsun. Bakıyor sadece. Şimdi diyeceksiniz ki sen de kelime dağarcığı yüksek insanlarla konuş.


Aşk olsun arkadaşlar, etrafımızda Ahmed Arif’ler, Nazım Hikmet’ler, Oğuz Atay’lar, Cemal Süreya’lar vardı da biz illaki başkasını mı seçtik. İnsan çevresinden ibarettir diyordu bir yazıda. En sık görüştüğümüz 5 kişinin ortalamasıymış bizim de kim olduğumuz. Hep diyorum ya, şansımıza böyle bir devre denk geldik. Metropollerde büyüdük, tüm dünyayı gezdik cebimizde Nazım kitabı vardı. Türlü markalar giyerek gittik en özel davetlere, istek bir şarkı söyleyin dediklerinde dilimde hep türkü vardı. Hep öyle zamanlarda ‘ Acaba bir sahil kasabasında doğsaydım bundan seneler seneler evvel. Teknoloji böyle güçlü değilken, sosyal medya yokken, bir kadın ve bir adam birbirlerine yetebiliyorken bir ömür, nasıl hissederdim?’ diye düşündüm.


Biliyor musunuz? Düşünmesi bile güzel.
Ve itiraf etmeliyim ki ne zaman meditasyon yapmaya niyetlensem; yalın, sade, içinde kitapların olduğu bahçesi denize açılan bir balkon hayal ediyorum. Ve evet arka fonda bu türkü çalıyor. Edremit’in Gelini. Seslendiren sanatçılardan en sevdiğim yorum Mustafa İpekçioğlu’na ait.

Edremit’in bağına duman çökmüş dağına
Huriler çadır kurmuş cennetin ayağına
Hoştur cilvesi cilvesi elmaslı fesi

Koşturmacadan, birbirimizle yarışmaktan, hissizlikten uzak
Sarıp sarmalandığımız, ve içiNizdeki en üretken hücrelerin çağladığı bir ömür yaşamanız dileğimle sevgili okuyucu.
Mutlu kalınız.

Görün bakın, dünyayı bir gün kesinlikle şiirler kurtaracak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir