Mabel Matiz’in “Toy” Şarkısına Bir Bakış

"Hamdım, piştim, yandım."

Bu şarkıyı ilk reels videosunda görmüştüm. Kısa bir kısmı yayınlandığı için şarkıya çok anlam veremedim. Bunun üzerine merak edip Youtube’den şarkıyı dinlemeye başladım ve bu sayede Mabel Matiz’in “Toy” şarkısının sadece bir şarkı olmadığı kanısına vardım. Gerek şarkının ismi, gerek sözleri ve gerekse klibi çok anlamlı geldi. Elimden geldiğince gördüklerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle şarkının ismi olan “Toy” kelimesi ile başlayalım. “Toy” kelimesinin anlamına baktığımızda karşımıza üç anlam çıkıyor. Meclis; ziyafet; deneyimsiz, acemi, çaylak. Şarkının içeriğine baktığımızda hakikati arayan, henüz olgunlaşmamış yani acemi kişi olarak kullanıldığını görüyoruz. Yani bu açıdan bakıldığında şarkının genelinin tasavvuf ile alakalı olduğunu anlıyoruz. Tam burada Mevlana’nın bir sözünü hatırlıyoruz: “Hamdım, piştim, yandım.”

Yavaş yavaş klibin içeriğine ve sözlerine de giriş yapalım dilerseniz. Klibin başlangıcında bizlere gösterilen sur gibi bir yerdeki pencereler aslında insanın hakikati arayışında yoluna çıkan seçenekler olarak tasvir edilebilir. Çünkü insanı bu yolda yanıltmak isteyecek veya doğruyu bulmasına yardımcı olacak pek çok seçenek çıkacaktır. Ama insan bu yolda tek bir pencereyi seçerek ilerleyebilir. Klipteki kamera birçok pencereyi göstermiş olsa da dikkat ederseniz aslında sadece tek bir pencereye odaklanmaktadır ve oradan dışarıya çıkmaktadır.

Şarkıda “Sen tabip, ben mi hasta?” demesi bana şunu düşündürttü: Tabip bildiğimiz üzere doktordur. Doktorlar bizlerin yaralarını iyileştirir, sıkıntılarına çözüm bulur. Ama buradaki tabip olarak simgelenen kişi yaratıcı yani Allah’tır. Bizler bir sıkıntımız olduğunda Allah’a dua eder, ondan yardım dileriz. Manevi sıkıntılarımızın devası ondadır.

Klipte mekan olarak sıklıkla çöl göze çarpmaktadır. “Çöl” bana burada Leyla ve Mecnun hikâyesini hatırlattı. Hepimizin bildiği gibi Mecnun, aşkından çöllere düşmüştür ve burada hakikati bulmuştur. Bu bakımdan Leyla ve Mecnun hikâyesine gönderilme yapıldığını düşünüyorum.

Klipteki kişilerin “beyaz” giyinmesi bizlere kefeni de hatırlatmaktadır. Yani ölümü simgelemektedir. Ama burada simgelenen ölümün bedenen olan ölüm olduğunu düşünmüyorum. “Mûtû kable en-temûtû” yani “Ölmeden önce ölünüz.” hadisi buradaki ölümün bir arınma, gerçeği bulma olduğunu bizlere gösterir. Tasavvufta dervişlerin önemli bir yeri vardır. Peki kimdir bu dervişler? Dervişler ihtiyaçlarından fazlasını asla istemeyen kişilerdir. Onlara bir hırka, bir tas yemek yeter. Yani dünyadaki tüm bu zevklerden arınmışlardır. Ölmeden önce nefislerini öldürmüşler yani ölmeden önce ölmüşlerdir. Bu tasavvuftaki en önemli mertebelerden birisidir de ayrıca. Çünkü gözdeki o perde kalkmış, hakikate ulaşılmıştır.

Klibin 24. saniyesinde dansçının yapmış olduğu hareket hakikati bulma yolunda sağa sola savrulmasını, 44. saniyede dansçıların yapmış olduğu hareket ise bu arayış yolunda karşılaşılan zorluklardan dolayı beli büküldüğünü, Mabel Matiz’in kendi göğsüne vurması hakikati ararken çektiği acıları, sıkıntıları anlatır niteliktedir. Elbette ki hakikate kolay yollardan ulaşılmaz. Bu klip de çekilen sıkıntıların sembolü niteliğindedir.

Klipte dikkat çeken bir başka hususta yüzünü hiç görmediğimiz ve güneşe doğru yürüyen kişidir. Bu kişi insanın hakikati bulması yolunda ona yol gösteren, ışık tutan kişi olarak nitelendirilebilir. İlerleyen sahnelerde diğer insanların bu kişinin çevresinde toplanıp yaptıkları hareket de bunu desteklemektedir. Bu yapmış oldukları bir nevi çiçek açma şeklindeki hareket bu sürecin tamamlandığını yani hakikate ulaşıldığını bizlere hissettirir.

Hacer Atik
21 yaşındayım. Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim görmekteyim. Edebiyata ve kitaplara gönül vermiş bir gencim. :)