Kirli Sakal II




Borisov uyandığında camın buğulu olduğunu fark etti. Küf kokan, beyaz, kirli yorganı üzerinden aniden atıverdi. Yatağa oturduktan sonra kararmış dirseklerini dizlerinin üzerine koyarken ellerinin arasına da yüzünü iliştirdi. Derin bir nefes almaya çalışıyordu ki göğsünde acı bir tat hissetti ve bir hışımla cama doğru koşup ardından camı araladı. Dışarıda yağan tipiyi görünce ciğerlerine ürperti dolan Borisov, ”Böyle bir şey mümkün olabilir mi?” diyerek şaşkınlığını korumaya devam ediyordu. Ellerini yavaşça yüzüne doğru götürdü. Yüzüne vuran kar tanelerini hissedebilmek için naif dokunuşlarla parmaklarını yanaklarında gezdiriyordu. ”Eğer bu doğruysa…” diye geçirdi içinden.

Borisov’un şaşkınlığı koyu yeşil, tahta kapının gıcırdamasıyla son bulmuştu:
-Uykunu almışa pek benzemiyorsun ama madem uyandın…
+Sen de kimsin?
-(Elindeki kıyafetleri göstererek…) Al şunları da üstünü başını toparla. Yarım saat sonra Nayman’a gitmek için Yalena seni arka kapıda bekliyor olacak.
+Bir dakika, bir dakika… Benim Kırgızistan’da ne işim var? Hemen İgarka’ya dönmem lazım!
-Senin için İgarka’nın yolu Nayman’dan geçiyor artık Borisov.
+Nayman’a ne için gideceğim peki?
-Çok sevgili kızın için, Işıl!

Borisov’un şaşkınlığı Işıl değil Temmuz ayında kar boranı olmasıydı. Şaşkınlığını Işıl’a çevirmekte zorlanıyordu, tıpkı hayatında bir şeyleri düzeltmekte zorlandığı gibi. Ne zaman yokuş koşmaya başlasa dikenlere takılıyordu. Ne zaman yüzmeyi öğrense köpek balıklarıyla savaşıyordu. Borisov biliyordu ki dua, kaderi değiştirebilirdi. Sırf bu yüzden çabalıyordu; çaresiz de olsa, kimsesiz de olsa, sevgisiz de olsa, hayatsız da olsa.

+Işıl mı? Kızımı rahat bırakın!
-Merak etme kızın çok rahat. Arkadaşlarımız özel olarak ilgileniyor. Oasis Otel’de tatil yaptığını zannediyor. Oteli kapattığımızdan henüz haberi yok. Haberi olsun istemiyorsan bizimle gelmelisin.
+Tamam, pekala. Geliyorum ama ufak bir şartım var.
-Şartları senin koyacağını mı zannediyorsun Borisov. Cesursun ama burası yeri değil.
+Tabloyu aramıyor musunuz? Şu an ya yanıyordur, ya da yanmak üzeredir. Tanımadığım bir adama verdim evimin adresini. İnsanlar para için neler yapmaz, senin yaptığın gibi… Sen de çok cesursun ama cesaretin yanında biraz da olsa aklın lazım olacağını düşünememişsin, tahmin ettiğim gibi. Sen zahmet etme, Yalena’yla tabloyu alırım ben, hazır kapıda bekliyorken. Kızıma gelince, başına bir şey gelirse tabloyla beraber seni de yakarım!

Temmuz ayında kar boranı… Borisov’un kafası hala buraya takılıydı. Ne Işıl, ne Yalena, ne de Lenin tipli adam, hiç biri bu kadar etkilememişti. Tabloda yazılanları anımsamaya çalıştı. ”Bu ümit ile ye’sin savaşı olacak.” Tek hatırladığı cümleydi Borisov’un. Savaş mı başladı?

Aydın Yılmaz
Eskiden birilerinin hayatına dokunmak isterdim, şimdi hayatın bana dokunmasından korkuyorum.