Var mıydık? Belki biraz…
-Edip Cansever

VaroluÅ felsefesini bir beden olarak kabul edersek Åüphesiz, insan ve yaÅam onun bu bedenin ilerlemesini saÄlayan iki ayaÄı olurdu. İnsan ve yaÅam, varoluÅçuluÄa sınırsız bir hareket alanı saÄlayan kavramlardır. Ancak, insan ve yaÅam, varoluÅçulukta içi boÅaltılmıŠkavramlar olarak deÄil, tam da varoluÅun filizlendiÄi zemin olarak öne çıkmaktadır. Ãünkü felsefe insana, insan olmanın ne demek olduÄunu ve insan denen varlıÄın nasıl bir muhteva içerisinde filizlendiÄini anlatmaya baÅladıÄında anlamlı nitelik taÅır. Bunun haricinde söylenen her söz ve yazılan her yazı, kuru bir laf kalabalıÄı olmanın ötesine geçemez.
Klasik felsefesinin Platoncu çizgisinde, evrendeki âtam anlamıyla gerçekâ Åeyler, tümeller ya da idealardır. Tikeller ise gerçekliÄin bütününden yoksunlardır. Tümeller sınırsız olması sebebiyle tam olarak gerçektir, geçici ve deÄiÅken tikeller ise, kalıcı olmadıÄından belirsiz bir gerçeklik taÅır. Dolayısıyla insanlıÄın tümel olması, onun her bir bireyden daha gerçek olması sonucunu çıkarmaktadır. VaroluÅçuluk, insana yönelik olarak, onun varlıÄını, imkânlarını, manasını tanımadan önce insanı herhangi bir araca teslim etmeyi eleÅtirmektedir. İnsanı tanımanın, bedeni tanımaktan daha kolay olduÄunu deÄil ama onu tanımanın dünyayı ya da fikir kurallarını tanımaktan çok daha önemli olduÄunu düÅünmektedir. Bir var olan olarak insan, bir özün sınırsız ve deÄiÅmeyen içeriÄinin insanı, olmaya zorladıÄı Åey deÄildir; o olmaya yöneldiÄi Åeydir, öz belirlenimdir. Bu nedenle insan, soyut bir tanımla, varoluÅundan önce gelen bir özle çevrelenmemiÅtir; o kendi varoluÅudur, o kendini yaptıÄı Åeydir. Kendini yaptıÄı Åey, katılaÅmaya baÅlayan nesnel bir keskinlikten çözülmeye baÅlayan öznel bir bulanıklıÄa doÄru giden sınırsız bir varoluÅtur. VaroluÅ insanın kendi tözüdür. Bu ifade, insanın tözünün nesnel tanımlamalarla ifade edilemeyeceÄini ve varoluÅun çıplak varâı olarak belirlenmiÅ tanımları parçaladıÄını imlemektedir. Strathernâin de vurguladıÄı gibi, âinsan, âvarlıkâ olarak var olmaz, sadece sürekli bir âoluÅâ durumunda var olur.â İnsan, en basit anlamda, dünya içi bir varlıktır. VarlıÄının bilincine diÄer varlıkların oluÅlarıyla varabilir. Descartesâın âcogitoâ önermesinde olduÄu gibi, varlıÄının bilincine düÅünerek deÄil, eylem aracılıÄıyla ulaÅabilir. Eylem, dünyanın etkinlik alanıdır; varlıkların karÅılaÅtıkları ve çarpıÅtıkları bir zemin olarak kabul edilebilir. İnsan da bu zemin üzerinde, eylemleriyle özgürlüÄünün yolunda ilerleyen bir varlıktır. Heideggerâe göre varoluÅ, kendinin dıÅında, ötesinde saklıdır. Benim varlıÄım, benim bedenimin içinde somut olmayan bir töz içinde ortaya çıkan bir Åey deÄil, varlıÄımın iliÅki içinde olduÄu bir alan veya bölgeye yayılmıŠbir vaziyettedir. Ben, kendi içine hapsolmuÅ bir varlık biçimi deÄildir. BaÅkaları bizim hem kaynaÄımız hem de benâimizi yaratmamız için ötekileÅtirdiÄimiz varlıklardır. Belirsiz bir varlık olarak insan, varoluÅunu seçimleriyle Åekillendirir. BelirsizliÄin sürekli ve deÄiÅmeyen niteliÄinin ana nedeni, insanın seçen ve ayırt eden bir bilince sahip olmasıdır. Her bir seçim, bilincin serbest özgürlüÄünde gizlidir. Gizlidir çünkü seçimin mantıksal dizgelerini saÄlayan unsurlardan azade bir biçimde oluÅturulur. DiÄer bir deyiÅle, insan seçerken, seçiminin motivasyonunu saÄlayan nedenlerin karÅısına ayrı nedenler koyabilecek çeliÅkili bir varlıktır. Onun için seçim ve özgürlük kaçınılmaz oluÅlardır. İnsan, bir yönüyle düÅünen bir varlık olarak elemekte olan, bir yanıyla da eleyerek oluÅturduÄu seçimler arasında mantıksal bir zincir oluÅturamayan paradoksal bir varlıktır. Bilinç, onun en önemli niteliÄidir; bilincin kendisinin bir yönelim olduÄu düÅünülürse, insan bir labirentin içinde sürekli yolunu kaybetme içkinliÄini varlıÄında saklı tutan bir oluÅa sahiptir. Hayat ve özgürlük, her ne olursa olsun ya da her ne olmuÅsa olsun, o Åeyden kopmak anlamına gelir. Yeniye doÄru yönelmek demektir ve güdüler ile amaçları oluÅturanda bu daimi yönelimdir; asla verili bir nitelik taÅımazlar. İçinde yaÅamak zorunda olduÄumuz ortam ya da dünyanın en tuhaf ve tedirgin edici tarafı, kendi kaçınılmaz çemberi ya da ufkunda eylemlerimiz için bize hep çeÅitli olasılıklarla kendisini göstermesidir. ÃeÅitlilik karÅısında seçmekten, dolayısıyla özgürlüÄümüzü kullanmaktan baÅka seçilebilecek bir yol yoktur. İnsan kendi seçimiyle bütün insanları da seçme eyleminde bulunur. Olmak istediÄimize yönelik tasarı, kendimize göre herkesin olması gerektiÄi tasarının da belirleyicisidir. Her bir eylemimiz, olmasını zorunlu kabul ettiÄimiz bir insan tasarımı doÄurur.
İnsan, bilincin özsel niteliÄi olan yönelimsel yapısıyla her zaman yeni durumlara açık olma zorunluluÄunu içinde taÅır. Böyle durumlarda gerçekliÄin öyle tahmin edildiÄi gibi uyumlu ve anlamlı bir bütün oluÅturmadıÄını, tam tersi çeliÅkiler arz ettiÄini ve bu çeliÅkilerin düÅünce ile kavranamadıÄını, hatta çözülemediÄini deneyimlemektedir. Sartreâın da ifade ettiÄi üzere, âsınırlar ne özneldir ne de nesnel; daha doÄrusu, hem öznel hem de nesnel bir yüzleri vardır. Nesneldirler çünkü her yerde görülebilir ve tanınabilirler. Ãzneldirler çünkü yaÅanmıÅlardır.â Dolayısıyla, aklın dünyayı, yaÅamı kavramada karÅılaÅtıÄı tutarsızlıkları fark ederek, onu sadece akılla kavramaktan daha ziyade, içine âbenâin de katıldıÄı bir bütün olarak yaÅamayı, eylem ve uyumu tercih eden bir baÅka düÅünce yolu daha vardır. Bu yol, paradoksa dayanan bir mantık içerir. Camus paradoks mantıÄını Åu Åekilde ifade etmektedir: âGerçeÄi anlamaya çalıÅan us ancak onu düÅünce terimlerine indirgediÄi zaman gereksiniminin karÅılandıÄını düÅünebilir. İnsan evrenin de sevip acı çekebileceÄini benimseseydi, uzlaÅmıŠolurdu. DüÅünce olguların deÄiÅken aynalarında hem bu olguları hem de kendi kendilerini tek bir ilkede özetleyebilecek ölümsüz baÄlantılar bulabilseydi, bir düÅünce mutluluÄundan söz edilebilirdi, mutlular söylemi de bunun gülünç bir benzeri olurdu ancak. Bu birlik özlemi, bu saltlık isteÄi, insan dramının temel devinimini ortaya koyar. âİnsan sonsuz bir manzaranın seyrinde olan ve bu seyir halini de sınırlılıÄın demirlediÄi tek bir durum baÄlamında alımlayabilen kendine yakın ve bir o kadar da uzak bir varlıktır.