Kendi Hayatına Geç Kalan Adamın Öyküsü

Ayfer Tunç: Aziz Bey Hadisesi

Aziz Bey; ömrü yanılgılarla dolu bir şekilde geçen, hayatın zamanlamasını yapamayan bir adam.

Ne olurdu bu kadar bencil, dediğim dedik, burnu havada olmasaydın?

Değdi mi bu halin kaybettiklerine Aziz Bey?

Aslında her şey genç yaşta Maryam isimli kıza aşık olmasıyla başladı. Bu aşktan sonra Aziz Bey hayata hiç yetişemedi. Herkese kör oldu gittikçe daha bencilleşti. Yakaladığını sandığında elinde kalan tek şey pişmanlık oluyordu.

Zaman geçer Aziz Bey Vuslat’ı tanır.Yazarımız Ayfer Tunç Vuslat ile ilişkisini şöyle ifade eder:

“Aşık olacak, kapris çekecek, ortak hayatlarını bitmeyen istekler manzumesine çevirecek bir kadının gönlünü eyleyecek hali de, arzusu da yoktu.Öylesine bencil düşünceler içerisindeydi ki ancak Vuslat gibi sessiz, silik, dikkatle bakılmadıkça görülmeyen, varlığına ihtiyaç duyulmadıkça çıkmayan, o konuşursa dinleyen, sorarsa cevap veren kısacası hayatını olabildiğince kolaylaştıracak bir kadınla yaşayabileceğini düşünüyor, dahası böyle bir kadın istiyordu.”

Aziz Bey Vuslat’ını hep yok saydı.Her gün pencerenin önündeydi. Görmedi. Gittikçe babasına benzedi.

Ömrünü, yanlışların doğru olduğunu iddia etmekle, olmadığı bir adam gibi olabilmek için kendi halinde bir kadını tüketmiş bir adamın devamı zavallı kopyasıydı. İçi iki kere ezildi.

Aziz Bey’e kızmak veya acımak size kalmış.

Yaşananların dışına çıkıp kitaba tekrar baktığımızda olayların geçtiği yerleri; Beyrut ve İstanbul’u göreceksiniz.

Aynı zamanda Aziz Bey’in gamlı halini bize Türk Musikisi ile anlatılıyor. Sayfalarda gizli nağmeleri dinleyerek Aziz Bey’in duygu durumunu daha iyi anlayabilirsiniz.

Eğer Aziz Bey ile henüz tanışmamışsanız tanışın derim. Ayfer Tunç’un insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üzerine yapılandırdığı öykü evreninin en gerçek kişisi.

”Öyle bir aşk bekliyordu ki hayattan yüzünde birden bire patlayan bir tokat gibi onu serseme çevirsin. Eli ayağı tutulsun, kesilsin.”

”Bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek anlar.Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de başaramaz.Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır;ama vücut dünyalıdır. Yer, içer, yaşar.”

”Seninle fotoğraf çektirelim dedim ama samimi bir resim olsun.Bana, beni seviyormuşsun gibi bak.”

”Sanki ben bu uzun ve ince çizgi üzerinde, sonsuza kadar yürüme cezalısıydım.”