Hayır Delirmedim, Keman Konuştu

Ben: Merhabalar, kendinizi tanıtır mısınız?
Keman:  Bir odun parçasının alabileceği en naif halim ben. Değişimin gözle görülür örneği.

Ben: Bu naif halden memnun musunuz?
Keman:  Kendimi başka bir şekilde düşünemiyorum. Bir insanın nefesine, şah damarına bu kadar yakın olabilmek büyük bir gurur benim için.

Ben: Varoluş amacınız ne?
Keman:  Ben bir amaç olarak tanımlayamam kendimi. Aracım sadece. Hissettirmeye, hissedileni duyurmaya yardımcı olurum. Arşeyle (keman yayı) buluşunca ahenkle salınırım. Hele bir de tellerim reçinelenirse…. (biraz sessizliğin ardından) Daldım yine hayallere afedersiniz. Benim amacım duyurmak istediklerimize aracılık etmek.

Ben:  Hisleri bu kadar güzel yansıtmanızın sırrı ne?
Keman:  Hissetmek. Bir ağaçken daha, ince ince işlenirken içime işledim her hissi, her anı ve her acıyı. Mutluluk da var işlemelerimde ağır yaralar da. Hissediyorum her şeyi ta derinden.

Ben: Hedefiniz ne?
Keman: Büyüyüp çello olmak…

Ben: Zamanı durdurmak mümkün olsaydı hangi anda kalmak isterdiniz?
Keman:  Beethoven’ın 9. Senfonisini çaldığım anda kalabilmeyi isterdim..

Ben: Çene ve omuz arasında olmak nasıl bir his?
Keman:  Sıkışıp kalmış hissettiriyor. Fakat hem kalpte hissedilene hem de ağızdan çıkacak olanlara bu kadar yakın olabilmek.. Bilmem güzel bir durum.

Ben:  Bir “Keşke”niz var mı?
Keman:  Olmaz olur mu, keşke Titanic batarken çalmayı bırakmayan müzisyenler kadar gamsız ve bir o kadar cesur olabilsem.

Ben: Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Keman:  Bir ağacın cenazesine başını yaslayan insandan zarar gelmez. Duyarsanız beni, denk gelirse durup dinleyin biraz. Durun ve dinleyin.. Belki duymayı unuttuğunuz kalbinizden birkaç şey hatırlatırım sizlere..