Gidenlerin Meselesi

Hevesinin kırıldığı her yerden gider insan; bir kalpten, bir düşünceden, bir şehirden  ve en basitiyle bir evden… Bu hayatta bir kriter varsa o da eminim bir yerde kalman için avucunda tuttuğun sebeplerdir. Sizi bir şeye, bir cisme bağlayacak bir sebebiniz yoksa neden kalıp varlığınızla bir yer işgalinde bulunursunuz ki? Git’lerin sebebi çoksa kalmak için ayağına takılan prangalar da neyin nesidir? Kendinize yapabileceğiniz en büyük iyilik, huzuru hissedebileceğiniz bir yer değil mi? Öyleyse toparlanın hadi, kalmak için kendinize uydurduğunuz kılıfları koyun önce kahrolası bavulunuza! Sonrasında ise ama ayıp olurlarınızı, onlar ne demezlerinizi, insanların yüzüne nasıl bakarımlarınızı, yer kalırsa da birkaç elbisenizi! Çünkü gitmenin eyleme dönüşmüş hali kutsaldır insanlara göre. Bilmezler oysa tek adım bile atmadan sonsuz kişinin aklından ve kalbinden gidenleri… Gidecekseniz eğer, illa o ayak vurmalarınız sesli, kapı çarpmalarınız gümbürtülü olmalı; ha birde ağzınız bozuk! Gittiğiniz kişinin arkasından en çirkefçe sözleri söyleyebilmelisiniz, kendinize melek kanatları takıp şeytan okunu karşınızdaki kişiye verebilmelisiniz. İnsanlık namına her şeyi beş dakikada unutmalı, tüm güzellikleri bir çırpıda silebilmeli, “beter olsun”larla anmalısınız geçmiş saatleri, ayları, hatta seneleri…

Böyledir işte gidenlerin meselesi… Klasik kalıplarla gümbürtülü bir dev sesi, her şeyden vazgeçen biri için karınca sesi!

1995 yılı Zonguldak doğumluyum. Türk dili ve edebiyatı bölümünde yüksek lisans öğrencisiyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir