Fil & At

“Yine öne geçiyor at. Fil yoruldu artık, biraz da korkuyor. Usulca bakıyor atın arkasından. Koş, sakın durma, asla arkana bakma. Arkana bakarsan çok geç kalırsın. Dinlenmeye vakit yok. Sadece atın bıraktığı ayak izleri kaldı. Hoşçakal fil, artık sana ihtiyacımız olmayacak.”

O günler geride kaldı artık. Fil yolun ortasına oturdu. At geçmek için bir çözüm yolu arıyor ama yeterince zeki değil. Fil neden mi oturuyor? Onu ben de bilmiyorum. Yaklaşık birkaç aydır böyle. Fili herkes seviyor, ayağa kalkıp koşmadığı sürece. Böylesi ne de tatlı ama. Sessiz, sakin, huzurlu. At yarım saatte bir fili dürtüyor, debeleniyor. Fil sendeliyor biraz ama kalkmaya pek niyeti yok gibi. Fil de kalkmalı mı? Beraber aynı anda koşsalar, en iyisi böyle mi olur? Ama at izin vermez ki, yol açıldığında o fili beklemez. Fil yine üzülür, hayat yine eskisine döner.

Belki de ata güvenmeliyim. O da tempolu koşmanın çok hızlı koşmaktan daha doğru olduğunu öğrenmiştir belki artık. Peki ben ata güvensem de fili ikna edebilir miyim ki? Bir kere daha güvenini boşa çıkaramam, işte o zaman beni terk eder. Ben atla yalnız kalamam ki, çok korkuyorum. Kimse atı sevmez, kimse atla oynamak istemez. Ama ben onu çok seviyorum, o da benden bir parça değil mi sonuçta? Onu sevdiğimi kimseye itiraf edemem ama, o zaman fil yoldan çekilir. Her şey için çok geç olur.

Denemeden durabileceğimi mi sanıyorum?

Saçmalıyorsun tavşan.

Fil çoktan kalkmaya hazırlanıyor bile. Bu defa o da zıplamayı deneyecek, imkansız olduğunu bile bile. Ata eyerle-. Bekle tavşan, bu sefer eyerleri kullanmak istemiyorum. O zaten nereye gideceğini çok iyi biliyor. Artık benim kontrolümde değil.

Koşuşa hazır.

3.

2.

1..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir