EMPATİ ÜZERİNE


Herkesin bildiği bir kelime aslında empati. Biraz düşünün,mutlaka ‘Empati nedir?’in cevabı aklınızın bir köşesinde yer etmiştir. Etmiştir etmesine de sanki bu kelime de geri kalan her kelime gibi acaba sadece ‘kelime’ manası ağırlığınca mı yer tutuyor hayatımızda?Sahi ne demekti bu empati?

İngilizcede bu kelimeyle ilişkili olarak bazı kelimeler mevcut. Bu kelimeleri duyarlılık sırasına göre sıralarsak ; ‘pity’, ‘sympathy’,’ empathy’,’compassion’ ve ’altruism’ olarak karşımıza çıkıyor. Tam orta sırada yer alan empati kelimesinin sözlük karşılığı:


Kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilmesi becerisi,


olarak karşımıza çıkıyor. Ama ben bunun imkansıza yakın bir beceri olarak düşünüyorum. Çünkü hiçbir insan yaşamadığı duygunun taşıyıcısı olamaz. Taşıyıcısı olmadığı duygunun da ‘yaşayanı’ hiç olamaz. Dolayısıyla bir kişinin yaşadığı zor bir durum karşısında ‘üzülme ya bu da geçer..’ gibi tüm samimiyetiyle empatik olmaya çalışan tavsiyeleri hep bir noktaya kadardır. Ki bu nokta zor durumda olan o insan için maalesef hiçbir şey ifade etmez. Bundandır ki trafikte hatalı olmasına rağmen sinirli birisi karşısında nadiren de olsa musamahakar davranabiliriz. Çünkü aynı olayı biz de yaşamış olma olasılığımız epey yüksektir. Ama örneğin oğlu haksız yere idam sehpasında olan biri karşısında empati kurma durumumuz neredeyse imkansızdır.
İşte tam bu noktada ingilizcedeki bu kelimeler arasında en erdemli davranış olan ‘altruism’ kelimesi devreye giriyor. Türkçe manası ;


“Başkalarının yararını da kendi yararı kadar gözetme,diğergamlık”


olarak ifade ediliyor. Tam olarak karşılar mı bilmiyorum ama bu kelimenin ‘ isâr ruhu’ olarak çevrilebileceğini düşünüyorum.
Fedakarlığın kübünü aldığınızı varsayın. İşte bu kelime tam olarak o demek. Ben insanlığın isâr ruhuyla kurtulacağını düşünenlerdenim. Konumuzla alakası itibariyle de, oğlunu genç yaşta kaybetmiş bir anneye karşı empati kurmanın yeterli olmadığını söylemiştim ya.

Peki ne yapmak,nasıl davranmak gerektiğinin cevabı tam olarak bu kelimede yatıyor.
Zor bir durumda olan bir kişinin yanında olup, onun derdiyle tüm nöronlarımızın zonkladığını hissedebilmek,bir çözümü varsa eğer onu bulmaya son nefesimize kadar çalışmak,yaşatmak için yaşamak ve kalbin her zerresine dert belasını müptela etmek.
Dolayısıyla bunun tek bir çaresi yok. Çare, duruma göre değişen bir parametre. Bazen susmak ölesiye, bazen ağlamak beraber, bazen yürümek amaçsızca, bazen yanında olduğunu hissettirmek, bazen de dertlenmek sadece çarenin adı. Ama boş söz değil kesinlikle. İki dakika ağlamak değil beraber. Boş bir bu da geçer değil. Slogan haline gelmiş ‘Allah var gam yok ‘ değil, derdi beraber sırtlamak belki de. Hiçbir çıkış yolu olmasa da gülebilmek,güldürebilmek. Sonunu düşünmeden hakkı haykırabilmek,arka çıkabilmek belki.


Tüm bu düşünceler eşliğinde hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemek tabi ki. Birlikte eğlenmesini bilmek her ne olursa olsun.


Gelse celalinden cefa,
Yahut cemalinden vefa
İkisi de cana sefa
Kahrın da hoş,lütfun da hoş

Yunus Emre


u her zerremizde hissedip,hissettirebilmek. Uzaklık bilmeden canı yanan herhangi bir canlıya dertlenebilmek. Canlı,cansız ayırt etmemek…
Daha çok konuşulur,yazılır. Her zaman olduğu gibi. Ama burada bir parantez açmak istiyorum. Fazla merhamet bir nevi zulümdür. Dertlenmek demek sadece merhamet etmek ya da acımak demek değildir. Rabbin yaratma,can verme ve devamında kurduğu düzeni, rahmet ve adaletini ve haşri daima göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ki hataya düşmeden isar ruhunu yaşayabilelim,yaşatabilelim.


Peki isar ruhu konusunda kendimizi nasıl geliştirebiliriz,bu hususta neler yapabiliriz,dilerseniz bu konuyu da bir sonraki yazıda konuşalım.
Bundan sonraki yaşamınızın,geçmiş yaşamınızdan daha verimli,insanlığa faydalı, yalansız ve daha dertli geçirmeniz dileğiyle… Hoşça K.A.L’ın..