Bilginin Şirazesi

Ağustos böcekleri arasından fısıldıyorum bilmek nedir ve kime yakışır? Geçenlerde bir grup öğrenci benimle iletişim kurdu.

Tanımadığınız kişilerle hitap terbiyesi olmayan bu üniversite öğrencilerinin Yunan Tanrılarıyla kafayı bozduğunu görünce grup ile iletişimi sonlandırdım. Çünkü felsefe bütündür. Mitolojiyi severim, hem öğrencilik yıllarım da biteli asırlar sayılır. Öğrenmeyi sürdürmek başka hadisedir.Ben sizin yaşıtınız değilim. Benimle ‘sen’ diyerek konuşamazsınız.  Kültürel etkinliklerle ilgili sosyal medyadan katılımcı toplamaya uğraşıyorlarmış. Teşekkür ederek nezaketimle grup faaliyetlerine katılamayacağımı söylediğimde yanıtları ne oldu tahmin edin? Terbiyesizce ‘’ verdiğimiz emeklere yazıklar olsun, meşgulmüş sanki diplomat’’  hadsizliğine maruz bırakıldım. Daha çoook emek göstereceksiniz küçük hanım öyle daha on sekiz yaşında instagramdan herkese mesaj gönderip, telefon numaramı alıp ciddiyetsiz  kulüp başkanlığı kibrinde öfkeli yazılar gönderemezsin. Gençler, ailesi dışındaki insanlara nasıl davranması gerektiği bilgisini kendi ailesinden öğrenir. Akrabalar dahi aile dışında değerlendirilir. Üniversite kurumu bir terbiye talim alanı da değildir. Kimsenin çocuğuna terbiyeli olun  üslubunu diretmiyorum şu an belirtmek niyetinde olduğum sorumsuzluk üzerinedir.
Bir diğer karşılaştığım ise takip bırakan genç hanım öğrenci ile ilgili. Bir etkinlikte ayrı bir kültürel hazırlık içerisinde grup ile toplandık. Menfaatçi (ben merkezli) öne atlamak, sunuma yön vermek, fikrini bulunduğu gruba kabul ettirmek davranışı, kültür toyluğunu da narsistçe kusmak, yontulmamış cahillik ve saygı aşamasında samimiyetsizlik okunulan bilim dalındaki lisans eğitimini köreltir.

Kitap ezberleyerek, ezberci dikteliği, başkasında hüküm ilan edilen ilim engele takılır. Bu engelin ne olduğu ise kişinin insanlık vicdanını perdeler. Profesörlük hedeflediysen sümüklü lise yıllarını, lise yıllarındaki sıra arkadaşının fedakarlığını unutmayacaksın. Eski çağlarda mağarada insan görünümünde kullanılan figürler gibi ilkel buluşlar kadar sığ ve yavan bildiriler doludur sempozyum odaklı gelişime kapalı manevra savunmasındaki medyatik hareketler. Dolayısıyla un elenecek, elek yeleğe ve lokmaya pişicek hak edildiyse ne ala.

Beyoğlu Sinema Müzesi’nde sergilenen Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda Kadın Kahramanlar temalı balmumu heykellerle bezenmiş, yazılı panolar ve maket görseller ile zenginleştirilmiş HİSART projesini inceledim. Önceki hafta tesadüf olacak ki, Sahne Maslak’ta halka açık Tiyatro Pas’ın ücretsiz sahnelediği ‘’Asker Fatma’’ piyesi seyirciyle buluştu. Sarıyer Belediyesi katkılarıyla tek perdelik oyunu Sevtap Çapan canlandırıyor. Tam bir aile kadrosu. Başarılarını yakından gözlemlemek ve tarihi coşkuya daima tanıklık etmeyi diliyorum.

Kahraman Kadınlar sergisinde üzerinde durulan belgeler, Kızılay o günkü adıyla Hilal-i Ahmer hemşirelerimizdir. İlk Türk hemşiremiz  Safiye Hüseyin Elbi, Çanakkale Savaşı başladığında gönüllü hasta bakıcı olarak adını yazdırmıştır. Nice hemşirelerin yetişmesinde önderlik etmiştir. Gödesli Makbule Hanım ise yirmi yaşında muharebede garba çelik kuvvet tek gövdesiyle direniş ruhunu ateşlemiştir. Müze fuaye alanındaki tarihi kameraları ve geçici sergiyi mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Rusya Konsolosluğu Fedarasyonu programı kapsamınca Kadıköy Belediyesi katkılarıyla düzenlenen ve basın mensubu çalışanlarının aralarında olduğu tarihi film günleri etkinliğinin açılış gününde bulundum. 80. Yıl Büyük Vatan-Vatanseverlik sloganıyla, Almanya cephesine galip gelen SSCB’nin, II. Dünya Savaşı’nda toplama kamplarındaki kurtarılan insanlar, Sovyet halkının sefaleti, göçmenler, cephede çarpışan Sovyet askerleri, kadınlar ve çocuklardan seçilen fotoğraf sergisi de film gösterimi öncesinde arşivsel kaynak niteliği taşıyordu. Açılış konuşmalarında belirtildiği üzere, katılımcılar arasına Gelibolu Belediye Başkanı da teşrif etmişti. Konsolos başkanı, Mosfilm direktörlüğünde askeri görsel tarih belgelerinin hazırlanmasının titizlikle yürütüldüğünü söyledi. Açılış gününde ‘’Bir Asker Destanı’’ filmi gösterime sunuldu. Konusu II. Dünya Savaşı’nda askerliğe yazılan gencin, annesini görmek isteğiyle iki günlük aldığı izin süresine sığdırmaya çalıştığı köye dönüş yolculuğunda karşılaşılan serüvenler anlatılıyor. Gösterim yılına bakarsak, Seventh Seal filminin yapımıyla da farkı yok. Ortak alan düşündürücülüğü ise ‘eve geri dönüş’ metafor mesajını içeriyor. Dikkat ederseniz zaman ileriye akar. Geride bırakılan eskisi gibi değildir. Tarihten beslenmeyen rejim de evsizliğe benzer.

Analiz edilirse şayet, tarihselliğin yetmediğini gözlem odaklı anayasa bütünlüğünden uzaklaşıldığında öznel ve inanç çevresince de biçimin homojen boyutunda yaralandığını tarih üstü çözümler konuşulması gerektiğini tartışabiliriz. Problem diye belirtilen yönetim şekli ise bunun sosyolojik kritiğini daha eğitimli yani toplumun içinden ayrışmadan toplumdan farklı düşünenlerce eğitim seviyesinin aksine kaliteli eğitim almış bilirkişilerce tartışmaya açılması, tasarı hazırlamaları ve seçmene duyurması kanaatindeyim. Önemli bir konuya değinildi. Haber Global Tv’de seçmen yaş kitlesinin 18-25 yaş arasında olduğu, oy kullanacağı yerlerin de gençliğin beklentilerini karşılayıp karşılamadığına yönelik öne sürülen vaatlerce belirlediklerini, halkın koşturmacasında inşaatların değersizliğini, toplumun yönetiminde topluma uyulmaması gerektiğine dair.

Hala bilim ve din ayrıdır konuşuluyorsa insanlığın gençliğe katkısı olamayacağı gibi hangi dini bilimsel verilerde nasıl bir yaşam biçimiyle olumlu/olumsuz zihin yapısıyla homojenleştireceği de şaibeli duruyor. Bizim ülkemizde inanç hususunda sıkıntımız yok. İnancı sorgulayan, partililik haricinde yorumlayanların nereye gitmek istediği bu tartışmayı çekmelerindeki niyet/ard niyet, güven/güvensizlik hususunda soru işaretlerimiz var.

Bilmek, bilgi, bilge, bilen, bilmiş kavramlarını açalım dilerseniz. Bilge Kağan, Kutadgu Bilig, Descartes benzeri lider ruhlu düşünürler (hür ifade) ilahi sistemin mayasından kopmadıkları nedeniyle günümüzde sözlerinin halen düşündürücülüğü (caydırmayan) kılınması fayda getiriyor. Nefes almamız dahi mucizedir.

Görmediğim şeye inanmam diyenler olacak muhakkak. Ama sezgi, mystic, öte alem, mesaj, bilinçaltı korku temasından özgürleşmek, duru görü, vesileler varlığın öz/subje bilinçten bağımsız ruhani verilerin kişiyi ve yaşadığı ülkedeki diğer insanları nasıl da etkilediğini somutlaştıracaktır. Bu durumda kanıtlanacak olan nesnellik duygunun esiri olmayarak temel aşacak sağır dilsiz kalmadan inanılan şuurun arkasında durarak (arkasına kaçmayarak) bir dava temsiliyetinden vazgeçmeyerek ilerleyiş mertebesi kazandıracaktır.

Örneğin, Google’da bir pdf kitap indiriceksiniz. Düşündüğünüz bir proje konusunda tıkanıklık var. Bir arkadaşınız size makale gönderiyor sizin takıldığınızı/ilgilendiğinizi bilmeden gayri ihtiyari biçimde. Makale içeriğine bakıyorsunuz projenizde takıldığınız konuya yönelik tamamlayıcı bir kaynakça belirtilmiş. İndirmeye uğraştığınız o pdf ise zaman kaybı gereksiz bir yayım. Örneklendirdiğim hadise mucizenin görünürlüğünü size kanıksamadan, ön yargısız şekliyle  tümcenizi vuslata dönüştürüyor.

Ne kadar bildiri/tebliğ o kadar tanınmışlık/ün/şöhret/ödül/tören hesabı, kıyasıya rekabet, ezeli düşman mantıksızlığı tarzı döngülerle, kişi bir bildiri hazırlar. Ancak, hazırlanan  bildiri, bildiriyi hazırlayan kişiyi geçmediği/aşmadığı için başkalarının alkış ve katılım belgeleriyle karanlığa gömülür. Sonraki basılan kitabı da okunur ve rafa kaldırılır. İmza günü düzenlenir, fotoğrafa imzalandığı kapak resmi hapsedilir, tarih üstü katkısı olmaz sadece herkesin haberdar olduğu bilinmezlik yeni çıkanlar kervanında yitirilir. Yani bilmek hikmeti görmek üzere kuruludur. Alanı dışında okumalarla zenginleşen elektik merak, insanın özünde ilim alma isteğine hitap ettiğinden (kopya çekmek, taklit, başarı narsizmi, kültür açlığı güdülmüyorsa) davranış biçimine evrilir, o bilgiyi sahiplendiğinin farkında olmayan kişi dinleyicilere bilinmeyeni anlatırken dikkat toparlayıcılığıyla ışık tutar. Dinleyiciler seçkinler ise sırrı öğreneceklerdir.

Sonuç olarak ışığınızın, kısacası kimlik havzanızın dış etkenlerle değişmesine izin vermeyin. Atasözü ”Biliyorsan konuş alim desinler/bilmiyorsan sus adam sansınlar”. Ben bilirim değil, hiçbir şey bilmiyorum dediğimizde hakkında daha çok öğreneceğimiz bilgiyi araştırmacı/researcher unvanını hak edeceğiz. Aynı bilgiyi tekrar söylesek de o bilgi zamanda iz bırakır. Eğer böyleyse adın ve soyadın nesillerce yaşatılır.

‘’Beni koyup gitme ne olursun
Durduğun yerde dur
Kendini martılarla bir tutma
Senin kanatların yok

Düşersin, yorulursun
Beni koyup gitme ne olursun
Düşersin, yorulursun
Beni koyup gitme ne olursun

Bir deniz kıyısında otur
Gemiler sensiz gitsin, bırak
Herkes gibi yaşasana sen
İşine gücüne baksana

Evlenirsin, çocuğun olur
Beni koyup gitme ne olursun
Sonum kötüye varacak
Beni koyup gitme ne olursun

Elimi tutuyorlar, ayağımı
Yetişemiyorum ardından
Hevesim olsa param olmuyor
Param olsa hevesim

Yaptıklarını affettim
Beni koyup gitme ne olursun
Seninle gelmeyeceğim yine de
Beni koyup gitme ne olursun’’

“segui il tuo corso e lascia dir le genti”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir