BEKLE…

     Beklemek nefes almaya bile hükmedemeyen biz aciz beşerler için yapabildiğimiz en büyük işlerin başında gelir. İnsan hayatının büyük bir kısmı beklemekle geçer. Bunun her durumda ve herkesin hayatında farklı şekillerde tezahür ettiğini görebiliriz. Kimi zaman Necip Fazıl’ın ‘’ Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan bir günahı, seni beklediğim kadar.’’ dediği sitem dolu mısralarında, kimi zaman Cemal Süreya’ nın ‘’Yarından bir şeyler beklemekle geçiyor ömrümüz’’ dediği dizesinde, kimi zaman Abdurrahim Karakoç’un ‘’ Büyür içimde bir dert, beklemek’’ dediği huzursuz dudaklarında, kimi zaman da ‘’ O gemi bir gün gelecek’’ diyen İsmail Abinin pullu ceketinde görebiliriz beklemenin türlü türlü hallerini. Yani herkes hayatta birilerini veya bir şeyleri bekler. Ancak beklemenin güzelliği bekleyene ve beklenene göre güzeldir.  Örneğin bir anne için beklemek gurbetteki evladının yolunu gözlediği zaman güzeldir. Bir asker için beklemek ecdadının kanıyla sulanmış olan şanlı sancağının başında olduğu zaman güzeldir. Bir şair için beklemek elinde kalem, önünde kağıt, kalbinin taşmasını beklediği zaman güzeldir. Bir âşık için mâşukunun kapısında olduğu zaman güzeldir beklemek. 

     Bunlar gerçekten güzeldir, tarifsizdir. Ancak şüphesiz beklemenin en güzel hâli O’nun kapısındadır. Nasıl beklediğin önemli değil, nerde durduğun da…  Yeter ki bekle o kapıda. Ne bir şey istenir senden, ne de itilirsin elinin tersiyle. Öyle bir kapıdır ki o, tokmağına dokunmayagör ne ruh kalır ne beden. Eşiğine varmayagör, ne sen kalırsın ne de ben. Çaresizsen çare olur yüreğine, dertliysen derman. Üfleyip ruhundan tattırmadı mı sana sonsuzluğun ilk celsesini? Kalem O’nun, kitap O’nun, gönül O’nun iken neden bu acele, neden? Bekle o kapıda, sadece bekle. Derdim var diye üzülme. Geceye bakıp gündüzü, dikene bakıp gülü gör. Gökteki hilâlin dolunay olması için, güzün geçip bahar olması için zaman gerekir unutma. Bekle. Sadece bekle.

Aldım ele kara yüzümü kapına geldim

İsyân ile memlû teni sen câna yetirdim

(Günah ve kusur kirleriyle kararan yüzümü ellerimin içine alıp, yani utanarak sıkılarak senin kapına geldim. İsyanlarımın bedenimi ve iç dünyamı etkilemiş haliyle sana arz ettim.)

Tut destimi şâhım beni reddetme kapından

Ser-mâyem olan cânımı dîvâna yetirdim1

(Ey sevgili sultanım, beni ulu kapından geri çevirme, en değerli varlığım olan canımı senin yolunda vermek için buradayım, huzuruna kabul eyle tek canımı teslim al.)

( Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi )