20.7 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 6, 2022

Babama

Daha önce sana aşkımı ilan ettiğimde insanlar buna nadiren tanık oldu. Çünkü babası ile ilgili herhangi bir yarası olan insanlara yaralarını göstermek istemedim hiç. Fakat madem hepimiz yaşadığımız olumlu veya olumsuz olayların bize getirdiği olumlu veya olumsuz hisleri yaşıyoruz, senden bu hediyeyi esirgemeyeceğim.

Bir anıyla başlamak isterim bu yazıya. Bir gün psikoloğum bana kendimi en güvende hissettiğim zamanı sordu. Ona anlattığım anıyı buraya da yazayım. Hafızan çok zayıf olduğu için bu anlatacağımı hatırlamadığına çok eminim.

Bir gün ailece köydeydik. Beş yaşından büyük değildim o zamanlar. Annem kardeşimle ilgilenirken sen de benimle vakit geçiriyordun. Senin sözde evde yememiz için topladığın mandalinaların hepsini bir bir yiyordum. Bilirsin, mandalina benim en sevdiğim meyvedir hâlâ. Ben bir sürü mandalina yedikten sonra doymuştum ve senin etrafında dolanıyordum. Bana “Bak burada ne varmış!” dedin ve yaprağın üzerindeki uğur böceğini parmağına aldın. Parmağını çiçekli kazağımın üzerine koydun ve uğur böceği kazağıma geldi. Kafamı eğdim ve onu izlerken yüzüme doğru yürüdüğünü gördüm. Aslında çok korktum yüzüme uçmasından ve ağzıma girmesinden. Kafamı kaldırınca senin bana bakıp gülümsediğini gördüm. İçimden geçen şuydu o anda: “Neyse, babam burada zaten, böcek bana bir şey yapamaz.” Bu anıyı ben hiç unutmuyorum. Beş yaşındayken beni böcekten koruyacağına emindim, şimdi on sekiz yaşındayım ve dünyanın biraz daha farkındayım. Bu yüzden belki beni her şeyden koruyacağını iddia edemem -ne de olsa sen de bir insansın- ama beni her şeyden korumak için elinden gelenin çok daha fazlasını yapacağına eminim. Eminim çünkü on sekiz yıldır bir kez olsun beni incitmedin, kalbimi kırmadın. Dümdüz bir insan olmana rağmen bana karşı hep çok naiftin, naifsin.

Hem çok saygılısın da. Hep kendi kararlarımı almama izin verdin. Kendi siyasi görüşüm hakkında doğru düzgün bilgiler ile konuşmaya başlayana kadar senin siyasi görüşün hakkında en ufak bir fikrim bile olmadı mesela. Bana hiçbir konuda kendi görüşünü empoze etmeye çalışmadın. Kendim olmama izin verdin. Bundan altı yıl önce bana “Ben sana hayatı öğretirim, sen kendi tercihini kendin yapar, kendin yaşarsın.” demiştin. Güzel motto.

Dışarıdan bakan bir insan seni hiç böyle düşünmez oysa. Az gülersin, az konuşursun. Pek mimik yapmazsın. Sinirli zannederler seni. Sert bulurlar. Halbuki senin tabirinle “eşek kadar” olmuş olsam da saçımı okşar, benimle şakalaşıp güler, kucağında oturtursun beni. Güzel cümleler kurarsın bana. “Keşke hiç büyümeseydin de hep benim küçük bebeğim olarak kalsaydın.” ve “Sen benim üç buçuk yaşındaki kızımsın hâlâ.” gibi cümleler dökülür dudaklarından. İşten yorgun argın döndüğünde bile beni hiç ihmal etmezsin. Hem sadece bana karşı böyle olmadığını, iş hayatında da diğer bazı insanların gelirini kendi gelirinden daha çok önemsediğini duymuştum kuşlardan. Bunun dışında, yakın arkadaşlarıma hediye almamı bana hatırlattığın hâlâ aklımda.

İş hayatı demişken, belki büyürken çok sık göremedim seni ama bana yokluğunu neredeyse hiç hissettirmedin. Yine de bir olayı bilmeni isterim: İlkokul birinci sınıftayken günün sonunda bir arkadaşımın babası sınıfa gelmişti ve arkadaşımı kucağına alıp arkadaşıma sarılmıştı. O gün çok üzülmüştüm ve evimizdeki bir koltuğun arkasındaki duvara, sana hitaben tek cümlelik bir mektup yazmıştım: “Babacığım seni çok özledim, ne zaman geleceksin?” Belki de annem anlatmıştır sana bunu. Ama ne olursa olsun, benden uzakta olsa da beni çok seven ve benim daha iyi şartlarda yaşamam için çabalayan bir babam olduğunu ben hep bilirdim, bundan emin olabilirsin.

Tahminimce biyolojik olarak baba olmak pek zor değildir ama sen babalık müessesesinin önde gelen isimlerinden birisin. Bir ebeveyn-çocuk ilişkisinin “Ya biz arkadaş gibiyiz.” cümlesiyle nitelendirilmesine ikimiz de karşıyız fakat bence sen ve ben yeri geldiğinde çok iyi iki arkadaş, iki kâşif veya suç ortağı olabiliyoruz. Bunu ikimiz de inkâr edemeyiz…

Sanat terapilerinde seni mavi, orta boydan biraz daha büyük, asil bir balina olarak resmettiğimi de bilmeni isterim. Şimdi sen bunu anlamıyorsun, biliyorum ama bu güzel bir şey demek. Bilinçaltımda bıraktığın bu güzel izlenim için teşekkür ederim.

Bunun dışında bana çok güzel anılar da bıraktın. Gönül istiyor ki hepsini yazayım… Seninle olan her anımı o anının yaşandığı gün defterime yazıyordum. O defterlerim bu yüzden birer hazine… B12’ye muhtaç hafızan bunların kaçını depolamıştır bilemiyorum ama gecenin veya sabahın bir vaktinde beni denize götürdüğün, kucağında hüngür hüngür ağladığım, bana dolu dolu “Neyleyim sensiz bu dünyayı!” dediğin, sarılmamızın ardından beni kendine çekip bir kez daha sarıldığın, canımın sıkkın olduğunu fark edince beni gezintiye çıkardığın ve benimle sohbet ettiğin, saçımı kendim kestiğimde bana “İğrenç olmuşsun.” deyişinden bile keyif aldığım zamanların hepsi hatırımda. Hatta bir gün dışarı çıkacaktım, senden para istemiştim. Cüzdanını çıkarıp “Ne kadar para vermemi istersin?” diye sorduğunda sana “Ne kadar para vermek istersen o kadar para vermeni isterim.” demiştim. Cüzdanını masaya hafifçe atıp “Böyle konuşuyorsun ya, al tüm hayatım senin olsun.” demiştin kollarını açarak. Diyaloglarımız arasında en sevdiklerimden biri budur.

Şimdi sana bir sır vereceğim. Seni çok özlediğim zamanlarda Barış Manço’nun Kol Düğmeleri şarkısını dinlerdim. O yüzden bu şarkı benim için çok özeldir, hep seni hatırlatır bana. Sen de bu şarkıyı duyduğunda beni hatırla.

Sırf sen “Kızım ben senin süslü cümlelerinden anlamıyorum.” dediğin için sade cümleler kurmaya çalıştım babacığım. Umarım sadece gözlerle değil, bu kez de benim cümlelerimle anlaşmışızdır. Evrenin bana geçtiği en büyük kıyak senin kızın olarak dünyaya gelmiş olmam olabilir. Yazdığım ve yazmadığım her şey için sana teşekkür ederim.

Son olarak seni Can Yücel’in bu güzel şiiriyle baş başa bırakmak isterim:

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla – ha düştü, ha düşecek –
Nasıl koşarsa ardından bir devin,
O çapkın babamı ben öyle sevdim.
Bilmezdi ki oturduğumuz semti,
Geldi mi de gidici – hep, hepp acele işi! –
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi.
Atlastan bakardım nereye gitti,
Öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40’ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a,
Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim.
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Selin Ece Güllü
Ben Selin Ece Güllü, 18 yaşındayım. Okumayı ve yazmayı boş zaman aktivitesi olarak değil günlük hayatın bir parçası olarak gördüğüm için buradayım. Burası çok güzel bir yer.

Related Articles

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles