Ayrılık da Sevdaya Dahil Çünkü Ayrılanlar Hâlâ Sevgili

‘ Şu an yanımda olmanı çok isterdim,
Ama değilsin.
Sen oradasın;
Ve orası ne kadar şanslı olduğunu bilmiyor. ‘
Nazım Hikmet

‘Ah!’ dedim onu gördüğünü söylemek için arayan arkadaşıma.
‘Ah!’.
Ve zaten aklımdan çıkaramadığım kömür karası gözlerinin hapsinde rezil olmuş bir gecenin sabahına zar zor uyandım.
Milyon kez aklıma gelişlerini savurmak için uyguladığım en etkili yöntem olan ‘kötü hissettirdiği şeyleri hatırlama’ merasimine geçtim.

Telefonunu açmadığı zamanlarda hiç uyuyamadığım geceleri anımsadım. Bir gece nasıl zehir olurdu insana hâlâ iliklerime kadar hissedebiliyorum. Nasıl nefes alamazdım, nasıl dakikaları geçiremezdim. Bir de o uykusuz sabahlarda işe gitmek zorundayken üstelik…
– Neden bir insan merak edildiğini bildiği halde, uyuyamayacağımı bildiği halde bunu yapar ki? Çünkü seni önemsemiyordur. Ya da bencildir.

Bu düşüncenin arkasından hep söylediği ‘ En çok kendini düşüneceksin ‘ deyişleri çınladı kullağımda.
Sanıyorum ona olan sevgimin bana verdiği zararı görmüş olacak ki sıkça tekrarlardı bu cümleyi.
Oysa ben kendimi zaten düşünüyordum. Ve zaten önce kendi saadetimi düşündüğüm için onun iyi olduğunu duymaya ihtiyaç duyuyordum.

Dünyanın en güzel anlarını yaşadığımız sıralarda bir anda alevlenen ansız öfkelerimizi düşündüm. Gülünerek başlanılan gecelerin sonu genelde kavgayla bitiyordu. Sebebi yokken üstelik. Ben şuan dahi o anların aşktan olduğunu biliyorum. Birbirini çok kıskanan, iki öfkeli insan bir aradayken kavga da kaçınılmaz oluyordu. Ama sanki üzerimden tır geçmiş gibi hissediyordum ertesi günlerde. Dünyanın yükünü omuzlamışım gibiydi kavga sonrası günler. Ve açtığı yaralarımı sarmak için uzatmıyordu ellerini. Bir kere özür dilediğini hatırlamıyorum mesela. Hatta bir kere uyuyamadığım bir gecenin akşamı, çift olan arkadaşlarıyla yemeği gidip bana ‘ Dün gece için özür dilerim, bana eşlik eder misin? ‘ dememesi hala boğazımda bir yumru oluşturuyor.

‘ Sevgilim, denize karşı bir bankta sesinden adımı duymak gibi çocukça isteklerim oldu. Bağışla. ‘

Ne çok istemiştim aşığı olduğum denize karşı aşık olduğum adamla rakı içmeyi. Değil denize karşı, bir kere bile dışarıda baş başa oturamayışlarımızla perçinledim düşüncelerimi. Bu kadar mı zordu? Asla değildi. Ama yapmadı. ‘ O kadar çok söylüyorsun ki yapasım gelmiyor ‘ gibi saçma sapan bir cümleyle cevap verirdi. Ondan sonra denize karşı çok rakı içtim. Ilık rüzgar, dalga sesleri ve rakı. Ama o yoktu. Arka fonda aşk şarkıları çalarken ben içimden ona küfürler yağdırıyordum bana böyle bir an yaşatmadığı için. Kavga etmeyi, kalp kırmayı, öfkelenmeyi kendine hak görüyordu ama benim istediğim şeyleri yapmayı hak görmüyordu.

Muhtemel bu satıları okuyanlar tek taraflı bir aşk yaşadığımı düşünecekler.
Oysa öyle değildi.
Çok sevdi o da beni. ‘Güzelim benim’ diye diye. Dünyanın en güzel kadını gibi hissediyordum kendimi.
Aşktı yaşadığımız.

Ve ben 30 lu yaşları yarılarken aşkın çok kötü bir şey olduğuna inanmıştım yeniden. Nefes aldırmayan, uyutmayan, baş ağrıtan hastalıklı bir hal.

Hiçbir şey istememiştim ben ondan.
İçim öyle rahat ki.
Benim yaptığımın yüzde birini bile yapmadı.

İşte bu düşüncelerle soğuttum içimi gece boyu.
Sonra görüntülü aradım arkadaşımı.
‘ Göstersene bi!’ dedim.
Aşık olduğum her zerresiyle oradaydı.
‘Ah!’ dedim.
‘Ah! Bazı acılar neden hiç geçmiyor ?’

Paylaş

Görün bakın, dünyayı bir gün kesinlikle şiirler kurtaracak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir