Aslan Be Halil İbrahim

Selamlar güzel insanlar. Herkese güzel hafta sonları diliyorum. Sizlere yine kıymetli değerimiz türkülerimizden çok güzel bir parçayla geldim. Bu parçayı hep severek açar, biraz dertlenmiş vaziyette de tekrar başa sarar birkaç kez dinleyip kapatırdım. Bugün sizlere bu öneri yazısında hikâyesinden bahsetmek istediğim için biraz araştırma yaptım ve anladım ki dertlenmem parçanın muhtevasının hüznünden, elemindenmiş.

Eşkıyadan Da Beter/Uslan Be Halil İbrahim

Rivayet odur ki Halil İbrahim 1931 senesinde Ordu’nun Fatsa ilçesinde dünyaya gelmiş. İlçede bir saat/gramafon atölyesi olan Halil İbrahim evinden işine işinden evine gelip giden bilgili, saygın, temiz, titiz bir delikanlıymış. Evinden işe giderken bir nehrin üzerinden geçmesi gerekir bunun için de nehrin üzerindeki daldan yapılma köprüyü kullanırmış. Günler birbirini kovalar, zaman hızla ilerlerken Halil İbrahim Çolak Ahmet’in kızıyla evlenmiş; bir erkek bir de kız çocuğu dünyaya gelmiştir.

Artık askerlik vakti gelip kapıyı çalar fakat bilirsiniz ki iyilerin düşmanı çoktur. Halil İbrahim askerdeyken art niyetli düşmanları ona bir mektup salar. Halil İbrahim‘in yanındaki tarlanın sahibi ağanın Halil İbrahim‘in tapulu arsasını da kullandığını yazarlar. Bunu duyan Halil İbrahim deliye döner, askerden kaçtığı gibi memlekete döner ve ağaya bir kurşun sıkar.

Ancak başına daha büyük bir bela açmıştır. Askerler derhal Halil İbrahim‘i yakalar ve asker kaçağı olmak suçundan bir direğe bağlayıp döverler. İyilerin imtihanı ağır olur dedik ya, Halil İbrahim bu dayak esnasında da kafasına darbeler almış ve aklını yitirmiştir ne yazık ki.

Askerliği bitirip memleketine dönmüş, atölyesini kapatmış; artık yalnızca evi ile orman arasına mekik dokuyormuş. Önceleri yanından ayırmadığı tabancasını artık eline almaz, beline koymaz olmuş. Askerlere görünmemek için gündüzleri evden bile çıkmıyormuş. Hâlâ görüştüğü yanına gittiği 3 kişi kalmış yalnızca. Ne acı ki eşinin babası artık ona ve çocuklara bakamıyor diye eşini ve çocuklarını Samsun’un Terme ilçesinden birine satmış. 1954-1955 yıllarından sonra 80’li yıllara kadar bir başına yaşamış, gramafon dinler sigara içermiş sürekli bizim Halil İbrahim.

Dağın Yamaçlarına/Yaslan Be Halil İbrahim

12 Eylül öncesi köye operasyonlar yapılmaya başlanmış. O dönem mevsimlik işçiler bile çalışamaz, halk tarlalarını hasat edemez olmuş. Bu esnada birileri Halil İbrahim‘in evini yakmış, bizimki de çıkmış kalan 2-3 eşyasıyla ormana, evinin karşısındaki kayanın altında yaşamaya başlamış. Bir gece şiddetlenen yağmura dayanamayıp dostu Dursun Dayı’nın evine gitmiş ormanı geçip, daldan köprüyü aşarak. Aklını yitirmiş fakat edebini eksiltmemiş olacak ki ahbabını ve ailesini rahatsız etmemek için girmiş samanlığa, bela başa gelecek ya yanında da tabancası varmış.

O gece teröristler şehre inip bir öğretmeni öldürmüş. Bunun üzerine de mâlumunuz askerler büyük bir titizlikle her köşeyi her yeri aramış. Halil İbrahim‘i de samanlıkta belinde tabanca ile bulunca hemen şüphelenmiş Dursun Dayı’ya sormuşlar. Dursun Dayı ve ailesi Halil İbrahim‘in zararsız biri olduğunu söyleyince komutan/kumandan tabancasını alıp salıverelim demiş fakat bizimki seneler evvel yediği dayaktan muzdarip askerlerden ve başına gelebileceklerden korkuyormuş.

El Yerine Vurulur/Aslan Be Halil İbrahim

Bir fırsat bulup hemen kendini tepeden aşağı atmış, askerlerse arkasından uyarı amaçlı havaya ateş etmişler. Maksatları Halil İbrahim‘i durdurmakmış ancak bizimki bir kere kaçtı durur mu? Derenin üstündeki dal köprüden geçmiş karşı kenardaki kayanın üstüne gelmiş. Tam ormana girecekmiş ki bu taraftaki askerler karşı taraftakiler bizimkini yakalayamadı diye vurup, oracıkta Halil İbrahim‘i öldürmüşler.

Eşyalarını oğluna vermişler fakat babasını sevmeyen oğul bunları kabul etmemiş. Sonraları Dursun Ali Akınet bu şiiri yazmış ve dillerden dillere dolaşarak bugünlere gelen türküyü bestelemiş. Ailesi de Halil İbrahim‘i sevip kabullenmiş fakat olan olmuş ölen ölmüş…

Türkülere sevdam bundandır. Hepsi içinde ayrı bir acı, ayrı bir hüzün, ayrı bir keder taşır… Sizleri türküyle baş başa bırakıyorum. Bir sonraki öneride görüşmek üzere. Allah’a emanet…

'Yazmak ibadetimdir, ibadetimdir şiir Kalemimdir askeri cihat meydanlarının" 19 yaşında, kendine Hakk'kı ve hakkı anlatmayı şiar edinmiş, aciz bir kul.

One Comment

  1. Merve Alıcı Cevapla

    Yine bir önerinde kaybolup bulundum. Hikâye ve türküde buluştuk bir güzel. Bir sürü teşekkürler. ⚘

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir