“Anneler Günü” Mefhumu

Dışarı çıkarken kapı eşiğinde oturup ayakkabımı giyiyordum ki Annemin uyarısıyla arkama döndüm, “Kapı eşiğinde oturma oğlum, kalk sandalyeye otur da giy ayakkabını” Ben de acelem olduğu için “Bir şey olmaz Anne, acelem var şimdi.” deyip ayakkabımı orada giyip kalktım. Bisikletimi aldım ve basketbol sahasına doğru sürmeye başladım. Aksilik o ki, hızlıca ayakkabımı giyeyim derken bir bağcığı tam bağlamamışım, bağcıkta sen gel, zincirin arasına gir! Az daha düşüyordum. Annem beni uyardığında onun sözünü dinlemezsem genellikle başıma bir şey gelirdi. Elhamdülillah bu sefer ucuz kurtuldum. Bir keresinde de bozuk paralar cebimde şıngırdamasın diye on TL kağıt para aldım. Tam çıkarken Annem: “Oğlum harcayacağın kadar al, düşürürsün onu.” demişti. Ben de “Düşürmem merak etme! “ demiştim. Tahmin edebileceğiniz gibi -cebim de fermuarlı olmadığından- oyun oynarken düşürmüşüm parayı. Ara da bul şimdi! Nerede…


Şunu fark ettim ki, Annelerin çocuklarına söyledikleri (her zaman olmasa da) çoğu zaman doğru olup onların iyilikleri içindir. Eğer söyledikleri bir şeye (başka bir maslahattan ya da bilgiden dolayı) katılmıyorsak bile onları üzmeden yapacaklarımızı yapalım. Zira Annelerin hakkı ödenemez.


Gelelim kıssadan hisseye. Burada bir annenin çocuğuna karşı şefkatinden ileri gelen ve onu düşünmesinin bir tezahürü olan “anne sözü” nün önemine vurgu yapmak istedim ( hikayedeki “anne” kelimelerinin “a” harfini büyük yazarak bunu ayrıca belirttim!). Şimdi soracaksınız bu gün Anneler günü mü? Hayır. E peki bu günün başka bir özel anlamı mı var? Ona da hayır derim. İşin aslı şu ki ben burada annelik müessesinin yalnızca bir güne sıkıştırılıp, o gün gelmeden önce malum yerlerdeki (TV, sosyal medya veya alışveriş merkezleri gibi ) reklamlarla hatırlanması, o gün geçtikten sonra (bir daha o gün gelinceye kadar) hatırlanmaması olayını eleştirmeyi amaçladım.


Biz Türklerin çok garip bir alışkanlığı var; el alemin adetlerini benimsemek. Buna çok meraklıyız. Burada söylediğim şeyden Osmanlı kültürünün çok yönlü zenginliğini anlamayın sakın (zira Osmanlı Kültür içeriğinin geneli dine dayalıdır. Yani bir anda kopyala yapıştır şeklinde alınmamış olup toplumun gelenek-göreneklerine uygun şekilde zamanla yerleşmiş olan ve toplum tarafından benimsenmiş bir yapıdır) Benim burada kastettiğim, bizimle hiçbir ilgisi olamadığı halde bir anda (bir yasayla, bir özentilikle) içimizde zuhur eden farklı milletlerin âdet ve uygulamalarıdır. Bunun en bariz örneklerinde biri (ki sizi temin ederim bir çok örneği var) “Anneler günü” dür.


Anneler günü kutlaması antik Yunan menşeli olup, Amerika’da modernleşen (!) ve hükümetin kabulü ile de yaygınlık kazanmış bir nevi anma günüdür. ABD başta olmak üzere yaklaşık yetmiş ülke bu günü mayısın ikinci haftası kutlar (biz de onların içindeyiz). Türkiye’de de ilk defa 1955’te kutlanmıştır.
Bu ve bunun gibi daha birçok örnek verilebilir. Siz hiç (bize Osmanlı kültüründen kalmış olup dini bir kutlama olan) Berat kandili ya da Regaip kandili gibi özel günlerimizi el alemin kutladığını gördünüz mü? Elbette hayır. Bu gece de sair İslam ülkelerinde bile (bu günün anlam ve önemini ifade eden) bir kutlama yapılmaz (birkaçı hariç, onlar da zamanında Osmanlı himayesinde bulunmuş ülkelerdir). Şaşırtıcı olan şu ki biz başka dinlerin bayramlarını dahi kutluyoruz.


Şunu da belirtmeliyim ki burada anlatmak istediğim Anneler günü vb. kutlamaların kutlanmasının yanlışlığı değil, bilakis aile mefhumunun çökmesi sonucu yalnızca bunu bir güne sıkıştıran Avrupa ve Amerika gibi olmayıp her gün hem annemizin hem babamızın hem de tüm insanlığın değerini bilip bunun bilincinde yaşamaktır. Dolayısıyla burada her zaman aile mefhumunu yaşatıp bu değerleri yaşayanları yapmış olduğum takbihten tenzih ederim.


Son bir hatırlatma; bir işi yaparken bilinçli yapalım ki faydasından çok zararını görmeyelim. Haydi kalın sağlıcakla.

Emir Çakır
Sakarya' da oturuyorum İstanbul'da Atatürk Üniversitesi İlahiyat fakultesi'nde okuyorum. Okurum umarım bir gün yazar da olurum.