Anlamlandırmalarımız

Hiç hayatın anlamını sorguladınız mı?

“Ben neden varım, bunları neden yaşıyorum, bunlar benim başıma neden geliyor, tüm bunların anlamı ne?” dediniz mi?
Yaşadığınız ayrılık sonrası “Bu yaşananların anlamı neydi ki?” diye düşünürken buldunuz mu kendinizi?

Muhtemelen yanıtınız, evet. Dünya yaratıldığından beri insanlar “Hayatın anlamı nedir?” diye sorup duruyor. Tüm inanışlar, mistik öğretiler, Antik çağlardan kalma eserler, bu soruya cevap aradığımızın kanıtı, hala da arıyoruz.

Peki hep anlam bulmaya mı çalışıyoruz? Hayır.
İnsan hayatın anlamını aradığı kadar da, hayata anlam yükleyebilen bir varlık. Galiba az çok her canlıda var bu, hayatta kalabilmek için hayatı -bilinmeyeni- anlamlandırma güdüsü.

Peki biz hayata nasıl anlamlar veriyoruz dersiniz?

Gelin birkaç örnekle anlamaya çalışalım.
Önce çok bilinen, toplumsal bir olaydan başlayalım.
El öpme geleneğimiz ve ona yüklediğimiz anlam mesela.
Dışarıdan bakılınca tuhaf bir uygulama; yaşça büyük olan birinin elini öpüp alnınıza koyuyorsunuz. “Saygı, değer, hürmet” anlamı yüklediğimiz için bunu yapmadığımızda karşı taraf kötü hissediyor, küsüyor, kızıyor. Halbuki bu manayı veren de biz değil miyiz?
Pandemi geldi, el öpme kalktı, ama saygısızlık diyen olmadı. Ya bayram günü el öpmeyen torun olsaydık? Yılın en saygısız torun ödülünü alırdık galiba.

Toplumumuza dair anlam kalıplarımız kenarda dursun, gelin biz bir de kişisel deneyimlerimize bakalım.

Olay : Sizin doğum gününüz, size bir hediye alınmış ve üzerinde fiyat etiketi var ve içinde bir tebrik notu yok. Bu duruma kendinize göre anlam verip ona göre davranabilirsiniz.

1- Parayı kendi değer kavramınızla ilişkilendiren biriyseniz, etikete bakıp:

▪︎Ucuz bir şeyse “Bana bunu mu layık görmüş, durumu da iyi halbuki, ben ona adana pahalı bir şey almıştım!” diyebilirsiniz.
▪︎Pahalı bir şeyse “Vay canına!” deyip kendinizi değerli hissedebilirsiniz.
Veya “Görgüsüz şuna bak gözüme sokar gibi etiketi de sökmemiş!” diyebilirsiniz.
▪︎Hediyenin etiketi olmasaydı bu sefer de internetten fiyata bakabilirsiniz veya markasına. Çünkü sizin verdiğiniz anlam bu bağlamda işliyor: Para = benim değerim

2- Para öncelik değilse hediyeye odaklanabilirsiniz. Sevdiğiniz bir şey mi, sizin tarzınıza uygun mu, içinde ne yazıyor?

▪︎Siz mor renkten hoşlanıyorsanız, mor bir tişört alındığında, “Beni tanıyor, zevkimi biliyor!” diye sevinebilirsiniz.
▪︎Hediyenin içinde not yoksa “O kadar hediye almış insan iki satır not yazar!” diye sinirlenebilirsiniz.
▪︎Kuşkucu biriyseniz; “Bu kesin yalakalık olsun diye aldı, yarın bir gün işi düşer bunun!” diye önyargılı da olabilirsiniz.

Verdiğiniz manalara göre farklı duygular hissedersiniz ve bu, davranışlarımıza yansır.
Birinin hediyesini sosyal medyada paylaşırsınız, diğerininkini -ucuz olanı-paylaşmaz ve aklınızca siz de onu önemsememiş olursunuz.

Bu anlamlar ‘sizce’ doğru olabilir.
Ama gerçeği biliyor musunuz?

O insanın kalbindeki niyeti gerçekten biliyor musunuz ?
Size hediye alan kişi, hediyeyle sizin düşündüğünüz manayı mı kastetti?
Perde arkasında neler olabilir?

Ucuz hediye alan arkadaşınızın parası az olmasına rağmen size hediye aldı.
Pahalı hediyeyi arkadaşınız kendine aldı ama o bir nedenle size verdi.
Fiyat etiketine gelirsek belki de değişim yapasınız diye üzerinde bıraktı arkadaşınız.
Bu arada ucuz ve pahalı anlamları da size ait.
Ucuz nedir, 50 ₺ mi?
Ya pahalı ne kadar, 200 ₺ mi?

Size mor tişörtü, siz seviyorsunuz diye aldığını sandığınız arkadaşınız, doğum gününüzü son anda hatırlayıp, “Aman şimdi dırdır eder bu!” deyip o an çarşıda olan kardeşine aldırmış olabilir hediyeyi.
Not yazmamış dediğiniz arkadaş da notu yazmış ama pakete koymayı unutmuş olabilir. Ve unuttuğunu bilmediği için size sitem edebilir duygusal notuna dönmediniz diye.

Bakın tek bir olay bile ne kadar karmaşık.
Ve beynimiz yüzlerce olayla insanla uğraşıyor, çoğu zaman mutsuz, öfkeli olmamızın, değersiz hissetmemizin nedeni de belki de bu yanlış anlamalar.
Birinin yüz ifadesine, mesajdaki emojisine, söylediği lafa, whatsapp durumuna, giydiği kıyafete, saç rengine, dövmesine, ev eşyasına, okuduğu kitaba, dinlediği müziğe, izlediği filme… alışveriş yaptığı marketin poşetine kadar mana veren biziz. Önyargı, dar düşünce, sınıflandırma, genelleme ne dersek diyelim sonuç aynı; biz kendimize göre kalıp biçiyoruz.

Elbet anlam vereceğiz hayata ama güzel düşünmek, hoşgörülü olmak, bazen aldırmamak da bizim elimizde.
Düşündüğümüz her şeyin bir düşünce olduğunu, verdiğimiz anlamların yanlış olabileceğini kabul ederek geniş bir çerçeveden hüsnü zan ile bakalım hayata.

Ve şunu bilelim, hayatın anlamı bizim hayata verdiğimiz anlamdan daha fazlası, daha iyisi, daha güzeli olmayacak.

“Hakikat aramakla bulunmaz, lakin bulanlar hep arayanlardır.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir