Alaca Kuşun Epik Dramı: Sefirin Kızı

Dram,

Aşk (!)

Namus”

Bu üç maddeyi bir güzel harmanlıyorsunuz ve nihayetinde nur topu gibi bir reyting rekortmeni diziye sahip oluyorsunuz. Başrolde: durmadan itilip kakılan bir kadın (Nare) ve hemen akabinde “namus” diye diye çılgına dönmüş namussuz bir adam (Sancar Efe)…

Nasıl ama? Buraya kadar her şey normal. Asıl olay; bu iki insanın aşk (!) kisvesi altında yaşadığı epik sevda öyküsüyle başlıyor. Aşk; nice aşıkları heba eden, hasret tutkusuyla şairlere şiir yazdıran, ozanları dağlara süren çılgın serüven!

Fakat ne hikmetse son zamanlarda bizim lügatımızda ‘aşk’ bambaşka bir şekilde lanse ediliyor. Televizyon başında oturup ‘Sefirin Kızı’ denen diziyi izleyenlere göre aşk; bütün engellere rağmen çocukluk sevgilisiyle kavuşup, gerdek gecesinde bakire olmadığını anlayınca sevdiği kadını kapı dışarı eden bir adamın kirli diline pelesenk olmuş bir hiçten ibaret.

Bitmedi!

Karşısındaki gözü dönmüş adama, babasının evlatlık aldığı adam tarafından tecavüze uğradığını, esasen onu aldatmadığını söyleyen zavallı kadın bir türlü kendini inandıramıyor. Son çareyi hayatına son vermekte buluyor ve hiç düşünmeden uçurumdan aşağı atlıyor.

Aradan 8 yıl geçiyor… Genç kadın uçurumdan atlamasına rağmen büyük bir mucizeyle hayata tutunuyor. Durun durun sakın şaşırmayın! Çünkü daha büyük bir mucize yaşanıyor; bütün bu olanlara rağmen onu kapı dışarı eden adamdan olan bebeği doğurmayı başarıyor.

Ne senaryo ama!

Senaristlerimizin parlak ufkuna erişmek ne mümkün… elbette hikaye bununla sınırlı kalmıyor. Yıllarca yurtdışında babasıyla (Sefir) kalan Nare en sonunda dayanamıyor ve tecavüzcüsünü bıçaklayıp kızının elinden tutarak Türkiye’ye kaçıyor.

Kızını babasına emanet ettikten sonra yine aynı uçurumdan atlamayı planlayan kadının işleri pek yolunda gitmiyor. Uçaktan iner inmez soluğu bir başka uçakta alıyor. E tabi dizilerimizin olmazsa olmazı “nezih bir kurtarıcı erkek” karakteri. Bu rolü de Yedi Güzel Adam dizisinde hayranlıkla izlediğimiz ‘Adil Erdem Bayazıt‘ karakterine can veren Uraz Kaygılaroğlu’na vermişler.

Son derece yakışıklı, centilmen, Ege’nin en zengin ailesinden olan veliahtımız (Gediz) genç kadını görür görmez tutuluyor. Ayrıca ilk görüşte aşık olduğu kadının en yakın arkadaşının eski karısı olduğunu bilmeden…

Şaşırdınız mı?

Neden şaşırıyorsunuz ki… Sancar Efe’nin yıllarca bekleyip de, Nare’nin Türkiye’ye döndüğü gün evlenmesine şaşırın bence. Verin müziği! Zeybek olmadan olur mu? Sonuçta meydanda böbürlene böbürlene boy gösterisi yapan efemiz, evlendiği gece sevdiği kadını hırpalayıp kapı dışarı etti, ağzından çıkan tek kelimeye inanmadı ve kadının beline doladığı kırmızı kuşağı buruşturup yüzüne fırlatarak “sen bu kuşağı hak etmiyorsun!” dedi.

Alın size efe gibi efe! (!)

Türk milletinin aklıyla dalga geçen yapımcılar, senaristler ve üzülerek söylemeliyim ki bu tarz projelerde yer alan oyuncuların tamamı bu aşağlık güruhun birer yolcusu.

Farkındayım, farkındayız; kadınlara dayatılan kirli parmaklar hiçbir zaman inmeyecek. Kadınların sona ermeyen ölüm tragedyası, şiddetle ve aşağılamayla gözlerini açtığı bir toplumun iyileşmesi bir hayli zaman alacak, belki de iyileşmeyecek.

İflah olmayan bir topluluğa belki de bu tarz senaryoları layık görüyorlar…

Görmekten usandığımız abartı şiveler, entrikalar, şiddet, aşağılama, erkek egemenliği altında hüküm süren bir grup denyo ve yine vasatın altında bir dizi. Böylelikle Türk dizi sektörüne olan umutlarımızın hepten son bulma zamanıdır.

Velhasıl izlemeyin, izlettirmeyin.

Gülsüm Özalp
Ben Gülsüm. Edebiyatçıyım. Yaklaşık bir yıldır 24Okur ekibiyle çalışıp, editörlük yapıyorum. Aynı zamanda felsefeye ilgim var.