Absürt Sinema: Güneşin Oğlu

Güneşin Oğlu da Olmak Mutlu Olmaya Yetmiyor

”Yapılan işin saçmalığı seyirci sayısıyla doğru orantılıdır.”


Yönetmen: Onur Ünlü

Senaryo: Onur Ünlü

Oyuncular: Haluk Bilginer, Özgü Namal, Hümeyra, Köksal Engür, Bülent Emin Yarar

Müzik: Doruk Somunkıran

Yapım: Eflatun Film, Funda Alp

Filmin Konusu

Bütün hayatını bir mucize bekleyerek geçiren Fikri Şemsigil, sonunda bu mucizeyi yaşar ve “Güneşin Oğlu” olduğunu öğrenir. Fakat yaşadığı mucize düşündüğünün aksine Fikri Bey’in hayatını altüst eder. Fikri Bey’in ruhu artık çevresindeki insanların bedenine girip çıkmaktadır. Sonunda Fikri Bey, bu kez yıllarca beklediği mucizeden kurtulmak için gerçeklerin peşine düşmek zorunda olduğunu anlar. Olaylar çığırından çıkmıştır. Peki, karşı apartmandaki dünyalar güzeli kız ne olacaktı?

Hayatta duyduğum en büyük yalan, “gerçeğin görece olduğu” yalanı. Neymiş efendim, gerçek güya kişiden kişiye göre değişirmiş. Herkes nasıl algılarsa öyle inanırmış! Hal bu ki, mühim olan, nasıl algıladığımız değil; neyi algıladığımızdır! Mesela insanı düşünün; siz onu aptal olarak gördüğünüz için, aptal olarak düşündüğünüz anda gırtlağınıza kadar kibre batmışsınız demektir. Bunu nereden mi biliyorum? Ben o adamım. Aptal falan da değilim, sadece sizin kadar hızlı düşünemiyorum.

Başıma ne geldiyse senin yüzünden geldi ama ben yine de meftunum sana.

Yaşlanmak gerçekten büyük mucize ama ben artık ondan daha büyük bir mucizenin olduğunu biliyorum.

O da ölmek!

Çünkü hayat başlayan bir şey olduğu gibi biten de bir şey olmalı.

Yaşadığınız en iyi seksi düşünün, yediğiniz en iyi yemeği, seyrettiğiniz en iyi maçı.

Eğer bunlar hiç bitmeyip hala sürselerdi şu anda en iyi değil en sıkıcı olacaklardı.

Hayat da böyle işte.

Eğer bir noktada bitmezse insanı canından bezdirebilir.

İyi ki ölüm var da hayatta he rşeyi yerli yerine koyuyor.

Nasıl diyorlar : ”Yaşasın ölüm !

Ne kadar afilli bir sözcük öyle değil mi? Kader.

Bir gün bir şölene davet edilirsin, gittiğinde bir bakarsın ki yemek listesinde adın yazılı.

Bir insanın düşebileceği en ulvi hata: kibir! Her şeyin en iyisini kendinin bildiğini düşünürsün. Her zaman kazanacağından eminsindir. Başka insanların hayatlarının senin için hiç bir önemi yoktur. Onlar, sen varsın diye hayattadırlar, sen daha iyi yaşa diye. Hatta bazen seni o kadar rahatsız ederler ki, bunların sayısı ne kadar az olsa o kadar iyi dersin kendi kendine. Bu yüzden de hastalıklı bir meydan okuma içinde oradan oraya saldırır durursun ve bu uğurda yalan üstüne yalan söylersin ve bu yalan bazen o kadar büyür ki kendine bile inanırsın ve zamanla kendini kandırman imkansız hale gelir. İşte o zaman, bir tane daha kendine ihtiyaç duyarsın; senin gibi olmayan ikinci bir sana…

Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen!
 Ülkü Tamer

Yazmaya on beş yaşımda şiirle başladım. Bu şiirler, ilk gençliğimin romantik tepkileriydi. Daha sonraları yalnızca kalemin ve dilin değil, bir alan olarak kâğıdın da imkânlarını sonuna kadar kullanmaya gayret ettim. İnsanın sözcükle her şeye ulaşabileceğini düşünen bir insanım. Çünkü söz yoksa insanı bir araya getiren bir şey de yok. Bir yerimiz varsa bu dünyada, o da birbirimizin sesini duymamız gerektiği inancındayım. O yüzden hayatımızdan sanat ve edebiyat eksik olmasın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir