İran Sinemasının Lokomotifi: Kiyarüstemi

Çok genç yaşlarda resim yaparak başladığı sanat hayatına; afiş tasarımı, reklamcılık, film jeneriği üretimi, şairlik, fotoğrafçılık ve burada buluşmamızın sebebi olan yönetmenlik ile devam eden Abbas Kiyarüstemi, İran sinemasının lokomotifi olarak adlandırılmıştır. Peki neden?

Rejim sonrası getirilen yasak ve sansürlerin ardından, çoğu yönetmen meslek hayatını yurtdışında sürdürmeye karar vermişken; Kiyarüstemi ülkesinde kalıp devrim sonrası yeni  bir “İran Sineması” oluşması için çalışmıştır. Çokça emek verdiği ve Avrupa’da ses getiren bu filmlerin, İran Devleti tarafından yasaklanması üzerine Kiyarüstemi şunları söylemiştir: “Hükümet geçtiğimiz on yılda hiçbir filmimi göstermemeye karar verdi. Bence filmleri anlamadılar ve yalnızca istemedikleri bir mesajın ortaya çıkması olasılığına karşı gösterilmesini önlediler.” Fakat her ne olursa olsun; başta Abbas Kiyarüstemi olmak üzere pek çok başarılı yönetmen sayesinde İran sineması kendi kimliğini kazanmıştır.

Kiyarüstemi filmlerinde çoğunlukla bir belirsizlik hakimdir. “Seyircinin müdahil olması ve boşlukları, eksikleri doldurması için tamamlanmamış ve bitirilmemiş bir sinema tasavvur etmek gerekir.” der, Kiyarüstemi ve filmlerindeki “bir sonu olmama” durumunu böyle açıklar. Gerçekten de seyirciye tamamlanmamışlıklar için pay vermek filmin seyirci sayısı kadar farklı sona sahip olmasına yol açar. Özellikle “Kirazın Tadı” filmiyle emeline ulaştığına bizzat şahit olmuşumdur. Çevremde kime önerdiysem, hayalinde farklı bir son oluşturmuştur. Acaba siz Kirazın Tadı’nı nasıl bir son ile bitireceksiniz? Yeri gelmişken benim favorim olan bu filmden bahsedelim.

Kirazın Tadı

Kirazın Tadı, intiharın eşiğinde olan ve intiharından sonra para karşılığı mezarına toprak atması için bir yardımcı arayan Bedii Bey’in serüvenini konu alıyor. Film boyunca, gerek imgeler ile gerekse apaçık bir şekilde; yaşam ve barındırdığı çelişkiler, yoksulluk, din gibi konular tartışılıyor. Film ismini Bedii Bey’e intiharında yardım edecek olan Bakari Bey’in “Kirazın tadından vazgeçmek mi istiyorsun?” diye sormasından alıyor. Bakari Bey filmde olgunluğu temsil ediyor. Bitmeyen yollarsa yaşamı… Seyirciye bir bakış açısı vermeyi seven yönetmen bu filminde araba penceresini kullanıyor. Filmden filme bakış açımız değişiyor. Kimi zaman bir ayna oluyor kimi zaman bir kapı aralığı.

Köker Üçlemesi

Kiyarüstemi’nin bu üçlemesi; Arkadaşımın Evi Nerede?, Ve Yaşam Sürüyor, Zeytin Ağaçları Altında filmlerinden oluşuyor. Aynı köyde (Köker) çekildiği için üçleme olarak adlandırılan bu serinin ilk filmi: Arkadaşımın Evi Nerede?: Film, defterini vermek için arkadaşının evini arayan, bulana kadar da iki yakın köy arasında mekik dokuyan ilkokul çağındaki çocuğun hayatından ufak bir kesiti sunuyor. Çocuğun ailesi tarafından görünmez oluşu, sesini duyuramayışı ve daha birçok özelliği bize bir yerlerden tanıdık geliyor. Profesyonel oyuncuların yer almadığı, çoğunlukla size sizi hatırlatan Kiyarüstemi filmleri hepimizin hayatından bir parça taşıyor.

Ardından serinin ikinci filmi: Ve Yaşam Sürüyor: Birinci filmin çekimlerinin üstünden biraz zaman geçiyor ve köyde büyük bir deprem meydana geliyor. köydeki can ve mal kaybı çok büyük. Şehirden gelen bir adam ve oğlu ise bu kargaşanın içinde ilk filmdeki başrol çocuğu arıyorlar. her filminde olduğu gibi insan doğasının derinlerine inen Kiyarüstemi yine yollara, dağlara ve insanlara odaklanıyor. Sonunda da yine etkileyici bir film çıkıyor ortaya

Ve üçüncü film: Zeytin Ağaçları Altında. bu filmde ise yine depremin etkileri sürerken ilk filmlerin yönetmeninin başka bir filmi için Köker köyünde yaptığı oyuncu seçmelerini konu alıyor.

Zeytin Ağaçları Altında

Kiyarüstemi-Ceylan

Yönetmene Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü kazandıran Rüzgar Bizi Sürükleyecek; “gözbebeğim” dediği Yakın Plan; Şirin ve diğer filmleri… Beni en çok etkileyenlerine detaylıca yer verdiğim yazımın sonuna yaklaşırken; Kiyarüstemi sinemasına hayran, filmlerinde yaptığı göndermelerle ona olan bu hayranlığını ifade eden Nuri Bilge Ceylan’dan bahsetmemek olmaz. Eğer Kiyarüstemi sineması sizi etkiliyorsa Nuri Bilge’nin sinemasının da üzerinizde benzer bir etkiye yol açacağına emin olabilirsiniz. Hepimizin karşısına en az bir kez çıkmış olan “Bir Zamanlar Anadolu’da” filminden, elma yuvarlanma sahnesi nereden esinlenilmiş dersiniz?

Her karakterin her hareketinin altında yüzlerce incelik ve mesaja yer veren Kiyarüstemi; imgelerin manasını bilseniz de bilmeseniz de size anlatması gerekeni anlatıyor. Bitmeyen yolları, benim gibi bir insanın yaşamı olarak değil de yalnızca arabanın geçtiği bir mekan olarak düşünseniz de keyif veriyor. Ayrıca “Rüzgar Bizi Sürükleyecek” filminde 10-15 karakterin sadece sesini duyuyoruz. Görmüyoruz onları, gördüklerimiz ise çoğunlukla birer silüet. Yani bir sinema eleştirmeni de herhangi bir seyirci de filmden ihtiyacı olanı alıyor. Ama illaki ihtiyacı olan o şeyi buluyor…

Rüzgar Bizi Sürükleyecek

Filmleri üzerine saatlerce konuşulabileceği gibi etkisi uzun süre üstünüzde kalıyor. Fakat benim tüm bu izleme ve araştırma serüvenimi başlatan; ne Kiyarüstemi’nin filmleri ne de yazdığı bir şiirdi… Bütün bunların sebebi, ölümünden kısa bir süre önce çekilmiş bir video. Solmaz Naraghi “Nobahari” şarkısını söylüyor. Ölüm Kiyarüstemi’ye çok yakın. Şarkının sözleri ise şöyle:

Lazım bir ömür daha; 
Ölümümüzden sonra. 
Zira süren ömrümüz 
Geçti umutlanmakla.
Bürde İyibaşlar
Yazmayı öğrendiğimden beri, bir şeyler karalamak en büyük hobilerimdendir.