Bozkırın Tezenesi, Neşet Ertaş için kullanılan; Orta Anadolu’nun kültürünü, duygularını ve bağlama geleneğini onun icrasında buluşturan bir nitelemedir. Tezene, bağlamanın tellerini çalmakta kullanılan mızraptır. İfade, bir çalgı aracının adını sanatçıya taşıyarak onu bozkırın sesini duyuran kişi olarak düşündürür. Adın kime ait olduğu sorusunda ise farklı aktarımları ayırmak gerekir.
Bu nitelemenin akılda kalması yalnız güzel tınlamasından kaynaklanmaz. Geniş bir coğrafyayla elde tutulabilecek kadar küçük bir nesneyi yan yana getirir. Toprak, insan ve ses aynı ifadede buluşur. Neşet Ertaş’ı bütün bir bölgenin yerine koymaktan çok, o bölgeden gelen birikimin onun elinde nasıl işitilir olduğunu düşünmeye çağırır.
Tezene ne demek: Bağlamanın kendisi mi?
Millî Eğitim Bakanlığının bağlama modülü, tezene ile mızrap adlarını birlikte kullanır. Tezene bağlamanın tamamının adı değildir. Telle temas kurmayı sağlayan küçük araçtır. Sözcüğün somut anlamını bilmek, nitelemedeki mecazı da daha açık görmemizi sağlar.
Bir çalgıyı tanırken çoğu zaman büyük görünen parçalarına dikkat ederiz. Oysa sesi başlatan temas da önemlidir. Telin varlığı, onun hangi anda ve nasıl titreşeceğini tek başına belirlemez. İcracının hareketi bu karşılaşmaya katılır; tezene, elin isteğiyle duyulabilir ses arasındaki ilişkinin somut noktalarından biridir.
Küçük araç, büyük ifade
Bozkır ile tezene arasındaki ölçek farkı, sözün etkili taraflarından biridir. Biri genişlik, yerleşimler ve hayat biçimleri düşündürür; diğeri bir insanın elindedir. Bu iki ölçeğin yan yana gelmesi, büyük bir kültürel alanın küçük hareketlerle duyurulabileceğini anlatmaya elverişlidir. Temsil, burada devasa bir anıtla değil ince bir temasla kurulur.
Bu yüzden niteleme yalnız çok güçlü ses çıkarabilmekle ilgili değildir. Bir ezginin nerede bekleyeceği, nasıl süsleneceği veya hangi duyguyla karşılık bulacağı da düşünülebilir. Bunlar sanatçının ustalığını, yalnız hızlı veya zor çalmaya indirgemeden değerlendirmeyi sağlar. Teknik beceriyle ifade arasındaki ilişki, sözün açtığı temel sorulardan biridir.
Bozkırın Tezenesi kimin sözü: Yaşar Kemal anlatısı
Musa Ağacık’ın 1 Aralık 2001 tarihli söyleşisinin aktarımında, Neşet Ertaş kendisine gelen bir kitap ve üzerindeki geçmiş olsun notunu anlatır; kitabı Yaşar Kemal’in gönderdiğini söyler. Bu, sanatçının hatırladığı olayın yayımlanmış ifadesidir. Kitabın imzalı sayfası veya gönderi belgesiyle aynı türden kanıt değildir.
Bu ayrım, hatırayı değersizleştirmez. Bir insanın kendisine ulaşan dayanışmayı nasıl hatırladığı başlı başına anlamlıdır. Ancak kitabı yazan, gönderen ve notu düşen kişi aynı olmayabilir. Bir sanatçının anısını aktarırken, bu rollerin hepsini tek bir isimde birleştirmeden konuşmak daha dikkatli bir yaklaşım olur.
Erdoğan Atakar’ın farklı anlatımı
Erdoğan Atakar imzasıyla, 15 Temmuz 2000 tarihli olarak yayımlanan mektup aktarımında, kitabı arkadaşlarıyla birlikte kendisinin gönderdiği ileri sürülür. Metin bir blogda yeniden yayımlanmıştır; özgün mektup veya imzalı kitap sayfası burada incelenmiş değildir. Dolayısıyla bu aktarımı da kendi kaynak düzeyiyle belirtmek gerekir.
Elimizde farklı anlatımlar bulunduğunda, yalnız daha çok tekrar edileni seçmek yeterli değildir. Hangi kişinin neyi söylediğini, metnin nerede yayımlandığını ve hangi belgenin gerçekten görülebildiğini ayırmak gerekir. Burada güvenle söylenebilecek şey, Yaşar Kemal atfının yayımlanmış bir Ertaş söyleşisinde bulunduğu ve gönderene ilişkin başka bir iddianın da dolaştığıdır.
Belgeselin taşıdığı ad
Bayram Bilge Tokel’in TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki maddesi, Bozkırın Tezenesi adlı belgeseli Tokel ile yönetmen Ali Bozkurt’un çalışması olarak kaydeder. Nitelemenin belgesel adına dönüşmesi, sanatçıyla bağının izlenebildiği başka bir aşamadır. Bir ifadeyi ilk söylemekle onu yeni bir eserin adı olarak kullanmak ayrı katkılardır.
Bir ad, tek bir konuşmada kalmayıp belgesellerde, kitaplarda veya anmalarda kullanıldığında farklı kuşaklara ulaşır. Yeni dinleyici bazen sanatçının sesinden önce nitelemesini öğrenir. Bu nedenle adın yaygınlaşmasıyla sanatçının tanınması birbirini besleyebilir. Yine de niteleme, sanatını dinlemenin ve araştırmanın yerine geçmemelidir.
Neşet Ertaş hayatı ve öğrendiği müzik çevresi
Tokel’in biyografi maddesi, Ertaş’ın Kırşehir’in Kırtıllar köyünde doğduğunu, müzikle babası Muharrem Ertaş’la birlikte gittiği köy düğünlerinde tanıştığını belirtir. Bu başlangıç, müziğin yalnız sahnede sergilenen bir gösteri olmadığını hatırlatır. Çocukluk, aile, geçim ve öğrenme aynı çevrede buluşur.
Bir ustanın yanında öğrenmek, yalnız doğru notayı duymak değildir. İnsanların hangi ezgiye nasıl karşılık verdiğini, icranın hangi ortamda yapıldığını ve müzisyenin dinleyenlerle nasıl ilişki kurduğunu da gözlemlemektir. Bu bilgi her zaman ayrı bir ders başlığı altında öğretilmez. Birlikte yaşanan işin içinde, tekrarlarla ve karşılaşmalarla edinilebilir.
Babadan geleneğe, gelenekten kişisel sese
Babanın etkisini kabul etmek, sanatçının kendi sesinin bulunmadığını göstermez. Aynı eseri öğrenen iki kişi, onu aynı biçimde söylemek zorunda değildir. Gelenekten alınan malzeme, yeni bir hayatın deneyimleriyle karşılaşır. Böylece devamlılıkla kişisel farklılık bir arada bulunabilir; birini görmek için diğerini silmek gerekmez.
Anadolu Ajansının 2019 panel haberinde, Tokel de Ertaş’ın babasından öğrendiği eserleri kendi yorumuyla taşıdığını vurgular. Bu değerlendirme, geleneği yalnız tekrar olarak görmeyen bir yaklaşım sunar. Aynı ezginin yeni bir kişilikte nasıl başka bir anlatıma ulaştığını sormaya imkân verir.
Abdal geleneği ve bozkır
Salahaddin Bekki’nin Abdallık geleneği üzerine çalışması, Kırşehir’deki müzisyen topluluklarını ve düğünlerin hem çalışma hem icra ortamı oluşunu ele alır. Neşet Ertaş’ı bu çevre içinde değerlendirmek, onu yalnız başına ortaya çıkmış bir yetenek gibi görmeyi önler. Ustalığın çevresinde aktarılmış bir birikim vardır.
Bozkır kelimesi bu bağlamda yalnız sarı bir manzara olarak düşünülmemelidir. Yerleşimler, aile ilişkileri, yolculuklar, geçim biçimleri ve müzik yapılan ortamlar da bu adın çevresinde bulunur. Bir coğrafyanın sesini duymak, yalnız rüzgârını taklit etmek değildir. Orada insanların birbirine nasıl seslendiğini ve hangi duyguları hangi sözlerle taşıdığını da fark etmektir.
Yoksulluğu güzel bir dekora çevirmemek
Sanatçının güç koşullarda yetişmesini anlatırken acıyı yeteneğin zorunlu yakıtı gibi sunmak kolaydır. Oysa yoksunluk, insanın önüne gerçek engeller koyar. Sonradan ortaya çıkan değerli sanat, bu engellerin iyi olduğu anlamına gelmez. Bir hayatı takdir etmekle o hayattaki güçlükleri romantikleştirmek farklı tutumlardır.
Benzer biçimde, Abdal geleneğini yalnız hüzün veya dışlanma üzerinden anlatmak da onun üretme gücünü daraltır. Çalışma disiplini, repertuvar bilgisi, birlikte çalma ve dinleyiciyle ilişki de bu kültürel alanın parçalarıdır. Nitelemenin güzelliği, bu emeği görünmez kılmamalıdır. Elindeki küçük aracın ustası olmak, uzun bir öğrenme sürecini düşündürür.
Gönül felsefesi: İnsanla kurulan ilişki
“Ben halk sanatçısıyım, halkınan ilgiliyim.”
Ertaş’ın 2001 söyleşisi aktarımındaki bu kısa cevabı, kendini hangi ilişki içinde gördüğünü duyurur. Burada sanatçıyla halk arasında uzaktan bakılan bir temsil bağı değil, doğrudan ilgi vardır. Sözcüklerin konuşma dilini koruması da bu yakınlığı hissettirir. Değer, konuşanı dinleyiciden ayıran yüksek bir kürsüye yerleştirilmez.
Gönül kavramını bu açıdan yalnız aşkın başka bir adı saymak eksik kalabilir. Başkasının varlığına dikkat etmek, onun acısını duyabilmek ve kendini ondan üstün bir yere koymamak da bu kavramla birlikte düşünülebilir. Ertaş’ın sanatındaki insan ilişkilerine böyle yaklaşmak mümkündür. Bu, bütün türkülerinin tek bir öğretiye indirgenmesi anlamına gelmez.
Tokel’in biyografide anlattığı canı incitmeme yaklaşımı, sanatçının Bektaşîlik yorumuyla ilişkilendirilir. Bu bağı belirtmek, duyarlılığını yalnız doğuştan gelen iyi kalplilik gibi açıklamaktan daha somuttur. Düşüncenin içinde bir inanç ve kültür çevresi de bulunur. Sanatçının kişiliğiyle yetiştiği gelenek birbirinden koparılmaz.
Yakınlık ile sahiplenme arasındaki sınır
Bir sanatçının halka yakın olduğunu söylemek, onun bütün eserlerinin sahipsiz olduğu anlamına gelmez. Ortaklaşa söylenebilmekle yaratıcı emeğin adını korumak birlikte mümkündür. Dinleyicinin türküye kendi hayatından karşılık bulması, sözün veya bestenin kaynağını ortadan kaldırmaz. Yakınlık, emeği görünmez kılmak için gerekçe olmamalıdır.
Bu ayrım, gönül dilini de daha dikkatli düşünmemizi sağlar. İnsanlara seslenmekle herkesin onayı için kendini silmek aynı şey değildir. Bir sanatçı ortak duygulara ulaşırken kendi yorumunu ve deneyimini koruyabilir. Bozkırın Tezenesi nitelemesini, kişisel emeği geniş bir kültürel ilişki içinde görünür kılan söz olarak okumak mümkündür.
Bozkırın Tezenesi bugün neyi hatırlatıyor?
Bu adla karşılaşan yeni bir dinleyici, önce nitelemenin somut nesnesine dönebilir: tezene, tel ve el. Ardından sesin geldiği öğrenme çevresini, kaydın tarihini ve söylenen eserin kaynağını araştırabilir. Böylece güzel bir söz, yalnız ezberlenecek bir bilgi olmaktan çıkar. Sanatı daha dikkatli dinlemek için başlangıç noktasına dönüşür.
Bir kaydı dinlerken söyleyişle çalgının birbirine nasıl karşılık verdiğine dikkat etmek de verimli olabilir. Sesin önündeki ve arkasındaki küçük boşluklar, kelimenin taşınma biçimi ve ezgiyle ilişkisi sorulabilir. Bunun için her dinleyicinin uzman olması gerekmez. Merak, bilinen etiketi tekrarlamak yerine işitilen ayrıntıya yönelmeyi sağlar.
Adın içerdiği bozkır, Ertaş’ı yalnız bir bölgeye kapatmaz. Yerel bir sesin başka hayatlara ulaşabilmesini düşünmemize de yardım eder. Dinleyici aynı köyde büyümemiş olsa bile ayrılıkta, özlemde veya bir insana yönelen seslenişte kendine yakın bir şey bulabilir. Ortaklık, herkesin aynı geçmişe sahip olmasından doğmak zorunda değildir.
Neşet Ertaş’a verilen bu ad, küçük bir nesnenin taşıyabileceği büyük ilişkiyi görünür kılar. İnsanın elindeki araç, öğrendiği kültür ve kurduğu kişisel ifade birbirinden ayrılmaz. Onu yalnız bir lakapla hatırlamak bu ilişkinin küçük bir bölümünü korur. Kaydı dinlemek, emeği ve kaynakları tanımaksa adın çağırdığı dünyayı genişletir.
Sıkça Sorulan Sorular
Bozkırın Tezenesi kimdir?
Bu niteleme halk müziği sanatçısı Neşet Ertaş için kullanılır. Onun Orta Anadolu kültürü ve bağlama icrasıyla kurduğu ilişkiyi mecazlı biçimde anlatır.
Tezene bağlamanın adı mı?
Tezene, bağlamanın kendisi değil telleri çalmak için kullanılan mızraptır. Nitelemede bu küçük aracın adı sanatçıya aktarılır.
Bu adı Neşet Ertaş’a Yaşar Kemal mi verdi?
Ertaş’ın 2001 söyleşisinde Yaşar Kemal’e bağlanan bir kitap notu anlatısı vardır; gönderenin Erdoğan Atakar olduğunu ileri süren başka bir aktarım da bulunur. İmzalı kitap sayfası burada incelenmediği için bu farklı anlatılar tek bir kesin olay gibi birleştirilmemelidir.