Yitirilen Hayatlar

Sadık, her sabah erkenden kalkar ve yollara düşer. İşe kendi mahallesinin çöp konteynerlerinden başlar; şehrin dört bir yanındaki çöp konteynerlerine atılan kâğıt ve kartonları toplar. Akşama kadar topladığı kâğıtları, şehrin az ilerisindeki Azmi’nin deposuna götürüp Kesik Azmi’ye satıyordu. Azmi’nin lakabı kesikti. Bu lakap ona gençken karıştığı bıçaklı bir kavgada yüzüne aldığı bıçak darbesi sonucunda verilmişti. Aslında Azmi iyi adamdı ama çabuk galeyana gelen bir yapısı vardı. Zaten o bıçaklı kavgaya da arkadaşlarının kışkırtması yüzünden karışmıştı. Sadık, okulu bıraktığı günden beri bu işi yapıyordu. Okulu, okumayı ve kitapları çok seviyordu aslında. Hatta ne zaman çöpe atılmış bir kitap, dergi, gazete görse hemen alır; üzerini temizler ve yanında getirdiği heybesine koyar. Bunları satmaz eve götürür akşamları okurdu. Bu şekilde bir kütüphanesi bile olmuştu. Babasının iki yıl önce trafik kazasında ölmesi onun hayatında yıkımlara sebep olmuştu. Babası öldükten sonra okulu bırakıp çalışmak zorunda kaldı. Üstelik annesi de kanser hastasıydı. Annesi ve kız kardeşine bakmak zorundaydı. Sadık, okuyup öğretmen olmak istiyordu. Babası ölene kadar Sadık’ın tek hayaliydi bu. Babasının ölmesi onun bu hayalini de yıkmıştı. Artık Sadık hayal kurmuyordu. O,  hayatın gerçekleriyle erken yüzleşmişti. Okulun önünden ne zaman geçse birkaç dakika okula bakarak dalıp giderdi. Her ne kadar çalışmak zorunda olsa da aklı hâlâ okulda ve okumaktaydı.

Sadık, o gün yine erkenden kalkmış ve sırtında arabasıyla şehri dolaşıp çöpe atılan kağıtları topluyordu. Her zamanki gibi ilk işi zenginlerin mahallesine gitmek oldu. Bu mahallede çöpten neler bulmuştu neler… Bir keresinde güzel bir oyuncak bebek bulup kardeşine götürmüştü. Zavallı kız bebeği görünce ne kadar sevinmişti. Sadık kendini işe kaptırmış; sokak sokak dolanıyordu. Büyük caddeye çıkan ara sokakların birine sapmıştı ki; az ileride adamın birinin kadını dövdüğünü gördü. Kadın ‘‘kurtarın beni’’ diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Ama etrafta Sadık’tan başka, kadına yardım edecek kimse yoktu. Sadık, kadına yardım edip etmemek için tereddüt etti. Ama o sırada adamın belinden bıçak çıkardığını gördü. Bıçağı görür görmez adama doğru koşmaya başladı. Adama, ‘‘bırak kadını’’ diye bağırdı. Sadık’ı duyan adam, ‘‘ sana ne ulan piç kurusu’’ dedi. Adamın bu sözlerini işiten Sadık, gözü dönmüşcesine adamın üzerine atıldı ve aralarında bir boğuşma başladı. Boğuşma esnasında Sadık, vücudunda bir sıcaklık hissetti, üzerinde bir uyuşukluk vardı ve gücünü yitiriyordu. Ne olduğuna anlam veremiyordu. Sonra adam Sadık’ın elinden kurtuldu ve kaçmaya başladı. Giderken ‘‘Ben sana karışma demedim mi piç kurusu?’’ dedi. Sadık elini karnına götürdü ve eli kan içinde kalmıştı. Tüm olanları gören kadın ‘‘Yetişin kimse yok mu? Çocuğu kurtarın!’’ diye bağırmaya başladı. Ama Sadık üşümeye hatta titremeye başlamıştı. Nefes almakta güçlük çekiyordu. Konuşmaya çalışıyordu. Bu arada sesleri duyan birkaç kişi Sadık’ın başına toplanmıştı. Bir yandan 112’yi arıyorlar, bir yandan da Sadık’ı konuşturmaya çalışıyorlardı. Sadık bilincini iyice yitirmeye başlamış; hayatı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçmişti. Bir an gücünü topladı ve ağzından son kez şu kelime döküldü, “ Anne…’’

Mustafa Erdurmuş
1988 Afyonkarahisar/Bolvadin doğumlu. Afyon Kocatepe Üniversitesi Pazarlama (2010) ve Gıda Teknolojisi (2015), Anadolu Üniversitesi İşletme (2013) mezunu. Yazar, senarist, editör…