Vâveylâ’nın Mektubu II

Budur belki de bizi biz yapan gerçek

Yüzümü döndüğüm o şömine

Yatağımdaki o oyunbaz hayal

O erişilemeyen hükümler

Hem söylesene gerçekten

Gerçekten var mıydı? O yıldızların

Kuyruklarına takılı kalan gözlerimiz

Yüz yüze bakışan atlılar gibi

Köhne sabahların ışıltılarına karşı

Haklılığımı ne savunabilirdi

Duvarında yalanların büyüdüğü

Hükümlerin kesildiği o odalarda

Topallayarak yürüdüğüm kırların

Aynalı gerçekliğini gördüm

Yılların benden aldığı özgürlükçü

O içten içe olan yozlaşmamı

Söküp aldı benden, ve

Gitti ya bir bağrına yandığımın yerine

Artık görünemez dediklerimin hepsi

Su yüzüne çıkmaya güç yetirir halde

Çünkü tabanım çağlayan nehirlerin

Akıntısına karşı yürümeyi maharet bildi

Yanıldı, ıslandı, sızlandı ama gördü işte

Ay’ı, yıldızı, bulutları, gökyüzünü

Toprağa çekilen bedeniyle

Göz kapaklarının altında yatan o haykırışcı

O propagandacı, o aldanıcı ruhuyla bile

Bir kez olsun isyana kalkışmadı

Bir kez olsun nedenini bilmediği kuyudan su çekmedi

Hakka riayet etti, sabrı taşıdı gönlünde

Onun kalbi bir avuç özlemle kavruldu

Yandı ve tutuştu, yandı ve kurtuldu

Gözleri köze çevrilmiş o alevli yerde aranıyordu

İşte o, o, oradaydı

Gönlüyle, kalbiyle, ruhuyla

Verilen bedeniyle, gözleri ve tüm benliğiyle

Çamura batan kalıbıyla, göklerde biri

Muhabbetinle diri, o sendin

Vâveylâ’nın aşkıysa seni böylesine kesip biçen

Kalemin ve defterin o yanıltıcı sözlerinden öteye geç

Sağ ve solumuzdaki hesabı

Gökle ve yerle bir olduğumuz o anı

Görüp yürümezsem, volkanda dağı, şehirde hapis hayatı

Bekler dururum yolumun ağzındaki atlıyı

Ha geldi ha gelecek, o dillerin eskitemediği kurtarıcı

İşte sana gerçek, işte yolumun üstünde şakkul kamer

İşte güneşin kayışı, yıldızların dökülüşü

Kulağımı sağır eden o ses, hamilelerin düşük yaptığı o çınlama

Bir yok oluşa doğru sesimin ahengi

Kulakların içine yaşanacak ne çare! Şiddetinde varıyorsa

O vakit yaşam uğruna yaşamlar doğuracak bu şarkı

Vâveylâ’nın şarkısı: ben sana değil, bana bu aşkı verene minnettarım…

Küçüklükten beri hep bir şeylerin peşinden koşmuşumdur. Bazen kazanmak için bir topun peşinden, bazen söbelenmemek için en yakın arkadaşlarımdan kaçmış, bazen ise görünmek için çabalayıp ne kadar gayret etsem de babamın gözüne girememiştim. Yani kısacası bir şey hep eksik ve yarımdı, ama tamamlamanın anahatarı bende gibi bunun peşindeyim. Uzun yıllar geçti, belki çok şey değişti, 23 yaşıma geldim. Farklı şehirlere gidip, farklı kültürler gördüm. Ama beni kendine bağlayan İstanbul oldu, o yüzden İstanbul da ikamet ediyorum. Şimdi diyorsunuz, seni kendine Türkiye'nin en ücra bir kasabası bağlasaydı bu kadar cüretkar olur muydun. Cevabım, evet olurdum. Çünkü zaten 15 yaşımdan beridir gurbet ellerde ilim tahsili yaptım. Gittiğim yerlere mucizevi bir şekilde hemen alışır ve bana hemen ısınırlardı. Bu benden değil Allah'ın bir lütfuydu :) İstanbul da hafızlığımı bitirdikten sonra Samsun 19 Mayısta Arapça ve Üniversite tahsilimi gördüm. Şimdi ise bir şeylerin yönünü tahsis etmekle meşgulüm, ileride kendimi nereye koyacağım. İleride ki konumum ve fikir dünyam neresi olacak? Bunun gayretini veriyor arada kaçamak yaparak sizinle burada böyle muhabbet ediyorum. Sağlıcakla kalın, dua ile kalın, kendinize iyi bakın. Allah'a emanetsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir