UĞUR BÖCEĞİ

Vladimir Kush – Kelebek & İnci

KELEBEK:

(Elinde eski püskü bir kâğıt. Kâğıdı yüksek sesle okur.) Zaman günde bilmem kaç kilometre hızla geçip gidiyor bu diyardan. Bize aldırmadan… Doğaya aldırmadan… Güneşe aldırmadan… Öyle ki kimseyi de umursamadan. Ve böylece kimse de onu umursamadan yanı başımızdan geçip gidiyor sessiz sedasız… (Duraksar. Kâğıdı bir kenara bırakır. Bir an.) Neden kimsenin zamana dur demeye bile zamanı yok? Belki de bu yüzden yok oluyoruz Samara! Yavaş yavaş yok oluyoruz bu yüzden. Bir gün içerisinde nasıl yok olunursa o kadar yok oluyor ve o denli kan ağlıyoruz. Ve dört bir yanımız karanlık. Öylece kanat çırpıp ilerlemeye çalışıyoruz hayatta. Bir gün gelecek biliyorum. Bir gün gelecek ki yeşil hayaller getirecek peşinde zaman. Sadece bir gün! Bekleyelim Samara! Güneş ne zaman doğmaktan vazgeçti ki? Dün olmadıysa bugün olur. Bugün de olmadı diyelim. Günler torbaya mı girdi, ha? Elbet yarın ya da bir gün olur mutlaka! Yeter ki gün doğmayı bırakmasın öyle değil mi? (Duraksar. Bir an.) Senin hiç avucuna uğur böceği kondu mu Samara? “Uğur böcekleri şans getirir…” derler. Sahi sadece şans mı yoksa şanstan başka şeyler de getirir mi uğur böcekleri? (Bakışma.) Böyle baktığına göre şans bile getirmiyorlar öyle değil mi? Hem ben inanmamıştım ki! “Hurafelere inanma, onlar saçma zırvalar demiştin…” bana hatırlarsan. Tanrı’dan başkasından şans dilememeliyiz değil mi Samara? Çünkü en iyi dostumuzdur Tanrı… (Sessizlik.) Tanrı bana bir şans daha verir mi yaşamam için? Dostlar her zaman birbirlerine son bir şans verirler. Umarım son bir şansı hak etmişimdir… (Duraksar. Bakışma.) Of Samara! Benimle konuşmuyorsun bile. Konuş benimle ya da gülümse. En azından bir tebessümün bile yetiyordu gülümsememe… (Sessizlik. Bir an.) Haydi, sarıl bana olur mu? Ne olur? Sadece bir kez… (Duruş. Bakışma.) Söz bir daha sarılmanı istemem… (Bir an. Koşar ve sarılır. Kokusunu içine çeker.) Neden hep manolya gibi kokuyorsun? Bunu sahiden merak ediyorum. Yoksa parfümünün formülünü kimseye vermek istemiyor musun? (Öksürür. Bitaptır.) Çok yoruldum Samara! Şu sıralar daha da çabuk yoruluyorum. Oysa daha geçenlerde seninle kırlarda kovalamaca oynuyorduk. Ve ben bu kadar çabuk yorulmamıştım… (Öksürür. Bu kez ki öksürüğü daha şiddetlidir ki bir süre derin derin devam eder.) Zaman bizim gibiler için çok mu hızlı geçiyor sence de? Yaşam ve ölüm arasında sadece bir dakika var gibi. Hepsi toplamda bir dakika… (Duraksar. Dalmıştır.) Oysa bir dakikada neler yapabilir insan? En fazla ölebilir diye düşünüyorum ben. Ama kırlarda koşuşturmanın ve bir kelebek gibi kanat çırpmanın keyfine varmadan nasıl ölünebilir ki? (Ellerine bakar.) Biliyor musun, uğur böceği olarak dünyaya gelmek isterdim. Böyle siyah benekleri, kırmızı kanatları ve siyah küçük, küçücük kafasıyla… (Sessizlik.) Üzerine konduğum kişilere uğur getirirdim belki. Belki de yaşamanın aslında güzel olduğunun farkına varabilirlerdi böylelikle… (Duraksar. Bir an.) Zaman aslında bir kamyon dolusu uğur böceği getirmeli sırtında. Belki taşıması zor ama… (Kısa bir sessizlik.) Ama insanlar kendini şanslı hissedebilirdi belki… (Sessizlik.) Ölüm zamanın habercisi Samara! Ölümü hatırlayınca zamanın nasıl geçip gittiğinin de farkına varıyorsun. Hem de dönüp arkana bakmadan. Geçmişinle; geleceğinin aslında gelmemiş oluşunu yüzleştirmeden hem de… (Öksürmeye başlar. Yatağına uzanır. Öksürükleri şiddetlenmekte ve sanki hiç durmayacak boyuttadır. Öksürüklerden bir ara bulup) Öleceğimi biliyorum Samara! Ölümü hatırlıyorum şimdi. Ama sadece bu kadar kısa zamanda olması canımı acıtıyor, o kadar… (Sessizlik. Öksürmeye devam eder. Bir ara ağzından kan akmaktadır. Ağzındaki kanı siler. Konuşacak hali kalmamıştır. Fısıltıyla.) Ölüm zamanın habercisi Samara! Bak işte haber veriyor zaman. Ve bizim zamana dur demeye bile zamanımız yok! Hoşça kal Uğur Böceği’m… (Yavaş yavaş ve hırıltılar eşliğinde gözlerini yumar. Elindeki kanlı peçete yavaş yavaş elinden kayıp düşer. Derinden gelen viyolonsel sesi.)

(KARANLIK.)