Tarih Kitaplarının Eksik Sayfaları

 

“Barış” kelimesi genel anlamda düşmanlığın olmaması; kötülüklerden, kavgalardan kurtuluş, bütünlük, sükunet, sessizlik, huzur içinde yaşamak olarak tanımlanabilir. Her insanın hem kendi içinde hem de yaşadığı sosyal çevrede aradığı en temel ihtiyaçlardan biri olmakla beraber 60 bin senelik insanlık tarihinde barış kavramını ancak “Barış” antlaşmalarında duyuyoruz, ha tabi o da yapılırsa.

Peki neden yapılır bu savaşlar? Üstümüzdeki yöneticilerin gözlerini koydukları toprakları almaları, karşı tarafa üstünlüğünü gösterme çabası, Sanayi Devrimi’yle beraber de enerji kaynakları uğruna… Çağlar boyu askerlerin bunu biraz açmak istiyorum; babaların, abilerin, amcaların hatta annelerin, ablaların en kötü haliyle çocukların yeryüzündeki hayatını sona erdirmiş acısını hep geride kalanlar çekmiş. Ateş düştüğü yeri yakar, değil mi?

Tarih kitaplarında bahsedilmeyen bir kısım var, hiç hoşuma gitmez. Yapılan kanlı savaşları, uyku tanımayan düşmanları anlatırlar. Yiğit komutanların, aslan yürekli kralların, korkusuz şövalyelerin hayatları, taktikleri ve zaferleri anlatılır. Ama mağlubiyetlerin bütün bir halka mal olduğuna değinilmez bu kitaplarda. Savaş hazırlığından bitimine kadar her türlü zulmü, yağmayı, tecavüzü halk yaşar; halk, yetim kalır. Bomba sesleriyle uyanan çocuklar, eşi akşam yemeğine gelebilecek mi endişesiyle günü bitiren kadınlar… Savaşın yükünü cephedekiler kadar geride bıraktıkları da taşır. Pek ala tarih kitaplarında es geçilir bu kısım. Çünkü halklar savaşmaz, yöneticiler savaşır. Savaşlar yaşlı adamlar için genç adamların çarpışmasıdır.

Neden, benden bin kilometre ötede hayata gelmiş bir bebekten, gözlerini açtığı coğrafyanın sınırları ondan yıllar önce çizilmiş diye nefret edeyim? Neden silahlarımız yerine kalplerimiz konuşmasın? Belki dillerimiz, kültürlerimiz bir olmayabilir ama hepimiz insan evladı değil miyiz kalplerimizi birbirimize açabiliriz. Biz Dünyalılar olarak hepimiz aynı gökyüzüne bakıyoruz. İlla kendi aramızda bir farkımız olsun istiyorsak bir kısmımız Kutup Yıldızı’na bakarak dilek tutuyor bir kısmımız Octantis’e. Ve her ne kadar azınlıkta da olsa bir kısmımız sadece güneş ışığını bir kez daha görebilmeyi, sadece istop topunun yerdeki tozu, toprağı havalandırmasını diliyor.

 

Bence bu gezegende hayat bulmuş her birey yaşama hakkı kadar çocukluk hakkına da sahip olmalıdır. Dünyamızda görülecek cennetten düşme o kadar mekan, Adem’in ısırdığı elmadan katbekat daha lezzetli bir sürü tat, kulaklarımıza şölen bir sürü beste, hissedebileceğimiz sayısız güzel duygu varken neden bu gezegeni Şeytan’ın yuvası haline getiriyoruz? Biz insanlar için tüm savaşlar iç savaştır çünkü tüm insanlar kardeştir. Bizler geleceğin sanatçıları, bakanları, yöneticileri hiçbiri olmazsa geleceğin oyları olacağız. Ne yaparsak yapalım kardeşlerimizin kanını akıtmayalım, barış uğruna savaşalım.

Zehra Özgen
Yazılarıyla dünyayı değiştirebileceğini sanan bir kadın.