Sevincin Kursağı

Baharın geldiği kuş cıvıltılarından belliydi. Küçücük bir kasabaya atanalı daha on ay olmuştu. On aydır ilk defa bu kadar gün yüzü görüyordum. Ekmek almaya çıkmıştım, kulağımda kulaklıklarımla. Kendimi müziğin ritmine kaptırmıştım. İçimde tarifi imkânsız bir mutluluk vardı. Sekerek yürüyordum nerdeyse… Tam o sırada omzuma bir el dokundu. Döndüm baktım, esnaflardan Musa beydi bu. Ağzını kımıldatıyor belli ki bir şeyler söylüyordu. Kulaklığımı çıkardım, Buyrun Musa bey, dedim. Gülmekle ciddiyet arasındaki duran suratı birden bir anlam ifade etmemeye başladı. Hoca hanım, dedi kaşlarını çatarak. Dalmışsınız yolda giderken, pek de keyifli tırı vırı bir şeyler söylüyordunuz lakin bu kadar gürültü buralara fazla gelir, dedi. Gülümser gibi oldum önce. Yüzüne tekrar baktım, niye gülmem gerekli ki diye düşündüm. İşte tam da karşımda durmuş olan şu adam benim iki mırıldanmamdan rahatsız olmuş ve belli ki bir şeyler de ima etmeye çalışıyor. Ciddiyetimi topladım, Musa Bey keyifli bir şekilde ekmek almaya gitmem ne kadar gürültülü olabilir ki? Diye sordum. Ben bilmem hoca hanım dedi. Esnaf hep dükkanın önünde. Milletin aklına ne gelmez? Sen bu adetlerini o yüksek okullarda bırakmalıydın eski köye yeni adet getirme. Müziğini de sevincini de içinde yaşa, deyip yöneldi kasap dükkanına. Gerçekten şu beş dakika içinde yaşadıklarım gerçek miydi diye sorguladım bir an. Müzik dinlemek iki dakika keyifli bir şekilde ekmek almaya gitmek kime ne kadar gürültülü gelebilirdi ki? Kim bundan neden rahatsız olabilir ki? Keyfim o beş dakikada bozulmuştu, çıkardım kulaklıkları. Gayet sert bir şekilde girdim o rutubet kokan dükkanın içine. Şöyle bir etrafa bakındım, sanki alacağım iki ekmek değil de başka bir şeyler de arıyorum gibiydi. Sonra düşündüm, gelen rutubet kokusu bu cıvıl cıvıl kasabadan değil belli ki insanların o boş zihniyetlerinden ileri geliyordu. Müzik dinlemeyi çok büyük ayıp sanan o zavallı insanlar, bir kilo kıymayı eksik tarttığında ayıp olarak algılamıyor, ekmeğin gramından çaldığında kimin hakkı diye düşünmüyor. Üzücüydü gerçekten, yüksekokulda okuyup insanların hakkından kaçınmak(!) Oysa insan dediğin güzelliklerle değil, çalmalarla çırpmalarla var olmalıydı. Otuz cm kulaklık takmak yerine, otuz gr bir şey çalmalıydı insanlardan. Çünkü eski köyün eski âdeti buydu. Ve asıl var olansa mutsuzluk tek başına egemen olmamalıydı hayatlarımızda. Kasap Musa Bey mutsuzsa hoca hanım da mutsuz olmalıydı elbette. Çünkü insanlık bunu gerektirirdi onlara göre, nasırlı bir ayakla yaşamak ömrünce…

Paylaş

1995 yılı Zonguldak doğumluyum. Türk dili ve edebiyatı yüksek lisans mezunuyum. Hikâye yaziyorum ve nesir türünde metin üretiyorum. Çok öncelerden içimde var olan bu isteği iki yıldır çeşitli bloglarda ve dergilerde yazarak gerçekleştiriyorum.

One Comment

  1. Recep Cevapla

    O köylülerin sevinçleri hiç olmamış ilk defa sen de görür olmuşlar o kulaklığı sadece senin takıp oraya sevinç kattığını düşünmüşler oysaki aynısını onlarda yapabilirler di yapmadıkları için eksik kalmışlar aslında senden örnek alıp yapmaları lazımdılar senin sevinçine ortak olmak varken tam tersini denemek istediler aslında sen o bütün kasabaya herşeyi gösterir öğretebilirdin insan sevinçinin ne demek olduğunu ve o kasaba artık senin elinde ve elinde olan sözü dinliyecekler sen sadece emin ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir